“Son Sözler” başlıklı kitaplar insanların son sözlerini, onların hayatına bir pencere açan farklı bir edebi tür olarak ele alır. Meslektaşların ölümünün hemen ardından yazılan ölüm ilanları ve anı metinleri de son sözler gibi kendine özgü bir yazım türüdür: Ne analiz, ne eser incelemesi, ne kişisel günlük olan, ancak bunların hepsi olabilen; olağanlaşmamış anlatım biçimlerini, duygusallıkları mazur gören farklı bir makale yazım şeklidir. Bir yazar meslektaş hakkında ölüm ilanı yazmak, kişinin kasıtlı olarak yabancı konumundan, eleştirel ve analitik zihninden uzaklaşması, insan ilişkilerine ve yakınlığına kendini kaptırması anlamına gelir. Bu sadece bir yazarın başka bir yazarın eserini yorumlaması değil, kişisel karşılaşma ile akademik okumayı birleştiren ilişkisel bir anlatıdır. Bir başkasının eserini okumanın aslında iki insan arasındaki bir karşılaşma olduğunu hatırlatır. Tüm akademik sözlerin arkasında yaşayan, düşünen, ağlayan, gülümseyen, yargılayan, seven, nefret eden bir insan olduğunu fark ettirir. Ölüm ilanı yazıları bir geçiş türüdür: Bundan sonra bir insanın eserleri ve etkileri hakkında hep geçmiş zaman kullanılacaktır. Bir anlamda son söz, diğer anlamda ilk söz olan bu yazılar, yoğun kayıp ve üzüntü duygusuna rağmen yaşamanın, yazmanın, üretmenin, yaşayan, yazan ve üreten bir insanla anılar biriktirmenin ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu doğrulayan, yaşamı onaylayan bir türdür.
Manifold için hazırladığım “Jean-Louis Cohen’in Ardından” dosyası, meslektaşları ve öğrencilerinin anılarını bir araya getirerek, bu mimar ve tarihçinin mimarlık tarihine, sergilerine, eğitimine ve koleksiyonculuğuna yaptığı katkıları göstermeyi, daha özelde onun Fransa, Almanya, Rusya, Fas, ABD, Kanada, Irak, Brezilya, Somali-Etiyopya ve Türkiye’deki çalışmalarını ve etkisini anlatmayı amaçlıyor. Farklı günlerde yayımlanacak yazılar, mimarlık tarihinin pratik ve politikayla ilişkisi, detayları ve bütün resmi görmek arasındaki gerilim, sergi hazırlama ve kitap yazmanın tamamlayıcılığı ve yarışı, küresel mimarlık tarihi yazmanın önemi ve zorluğu, araştırma, öğretme ve danışmanlık yapma arasındaki birliktelik, bitmemiş projelerin akıbeti gibi konular üzerine sözler söylüyor. Meslektaşları, öğrencileri ve beraber çalıştığı kişilerin tek tek yazdıkları bu dosyada birleşerek, Jean-Louis Cohen’in çoklu uzmanlığının ve etkisinin geniş yelpazesini, çok katmanlı ve zengin yaşam mozaiğini ortaya çıkarıyor. Makaleler (biri hariç) İngilizce ya da Fransızca kaleme alındı ve benim tarafımdan Türkçeleştirildi. [Esra Akcan]
***
Jean-Louis’yle 2007 yılı Eylül ayında Avery Kütüphanesi’nde tanıştım. Doktora çalışmalarım kapsamında Fulbright araştırmacısı olarak iki dönemliğine New York’taki Columbia Üniversitesi’ne gitmiştim ve o gün, danışmanım Mary McLeod’la alabileceğim dersleri gözden geçiriyorduk. Tezde savaşlar arası dönem modernizmi ve temsil biçimleri üzerine çalışacağımı biliyordum ama henüz kafam çok karışıktı. Mary, ziyaretçi öğretim üyesi olarak o sene Columbia’da bulunan Tim Benton’dan mutlaka ders almam gerektiğini ve bir de NYU’da Jean-Louis Cohen’in açtığı derslere bakabileceğimi söyledi. Mimarlık tarihi alanının duayenleri olan bu iki ismi bir arada duyunca ve onlardan ders alabilme ihtimalimi düşününce heyecandan nefesim kesilir gibi olduğunu hatırlıyorum ve tam o sırada Mary “Jean-Louis’yi arayıp soralım ne ders açıyormuş öğrenelim” dedi. Anlaşıldı ki Jean-Louis o dönem, mimarlık fotoğrafçılığı tarihi üzerine bir seminer açıyordu. En çok öğrenmek istediğim konulardan biri! Ve tesadüf eseri, o sırada yan binadaki Avery Kütüphanesi’ndeydi, bizi yanına çağırdı. Merdivenlerden inerken kafamda, tez konumu ve neden ondan ders almak istediğimi iki dakikada nasıl özetleyebileceğimi, kısa süreyle orada olduğum için bu fırsatı kaçırmak istemediğimi nasıl yeterince ikna edici biçimde açıklayabileceğimi ve benzeri onlarca cümleyi hızlıca prova ediyordum. Jean-Louis’nin yanına gittiğimizde, Mary’nin kısa tanıştırma faslından sonra, makineli tüfek gibi aklımdaki cümleleri birbiri ardına sıralamaya başladım. Beni yüzünde bir gülümsemeyle dinleyen Jean-Louis sözümü bitirmemi bekledi ve basitçe “You’re in” dedi. Dostluğumuz o gün başladı…
Kendimi kişisel ve profesyonel mentorlar açısından hep şanslı hissetmişimdir. Akademik kariyerim boyunca en büyük desteği verenler arasında, Sibel Bozdoğan’dan sonra şüphesiz Jean-Louis Cohen gelir. Columbia’da olduğum 2007–2008 yıllarında Jean-Louis’den yukarıda bahsettiğim mimarlık fotoğrafçılığı semineri ile Mies van der Rohe üzerine bir ders aldım; müthiş geliştirici ve keyifli deneyimlerdi. Ama daha da önemlisi, o dönemde onunla birkaç sefer tezim üzerine konuşma fırsatı buldum. Aslında, sadece tez üzerine konuştuk desem Manhattan Midtown’daki kafelerde yaptığımız sohbetlere haksızlık etmiş olurum. Jean-Louis engin entelektüel birikimi, etkileyici kişiliği ve ilginç yaşam hikâyesiyle her sohbetimizde, akademiye ve hayata dair birçok tavsiyede bulunuyor ve bana ilham veriyordu. Tüm o meşguliyeti arasında benim gibi toy bir akademisyene vakit ayırıp, muhtemelen ona son derece naif gelen fikir ve projelerimi sabırla dinliyor, yorum yapıyordu. O yılki etkileşimimiz nedeniyle Jean-Louis gerek doktora tez konumun gerekse mimarlık tarihine bakışımın şekillenmesinde en etkili kişilerden biri olmuştur.
İstanbul’a döndükten sonra bağlantımız kopmadı. Arada yazışıyor, birbirimizden haberdar oluyorduk ve o sıralarda Bilgi’de lisans programını kurmakla meşgul olan İhsan Bilgin’le kulaklıklarını çınlatıyorduk. İhsan Hoca o sene beni, Barselona konulu Cities of the World yüksek lisans dersini vermek için yarı zamanlı olarak Bilgi’ye davet etmişti. Dersi planlarken, Jean-Louis’yi üç günlük bir seminer vermek üzere davet etme fikri oluştu. Jean-Louis davetimizi kabul etti ve Barselona’nın kentsel gelişimini anlatacağı semineri, birkaç ay sonra 2010 yılı bahar dönemi içinde gerçekleşecek şekilde planladık. Ancak hayat beklenmedik gelişmelerle dolu… O süre zarfında, Bilgi Mimarlık’ı ve hepimizin hayatlarını derinden etkileyecek bir olay oldu ve İhsan Hoca geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında rahatsızlandı. Jean-Louis süreci yakından takip ediyor, henüz tanışmadığı ama uzaktan bildiği ve çalışmalarını takdir ettiği İhsan Hoca’nın durumunu öğrenmek istiyordu. Bu şekilde aylar geçti ve Jean-Louis planladığımız gibi semineri vermek üzere İstanbul’a geldi. İlk yapmak istediği şey İhsan Hoca’yı ziyaret etmek oldu ve birlikte hastaneye gittik. Hoca’nın yanında geçirdiğimiz kısa süreyi hiç unutmayacağım. Odaya girer girmez Jean-Louis yatağın yanına gidip onun elini tuttu ve sanki kırk yıllık arkadaşlarmış gibi Almanca sohbete daldılar. Konuşmaları anlamasam da benzer yaşlarda ve hayat görüşlerindeki bu iki adamın arasında bir anda kurulan güçlü diyaloğu hayranlıkla izledim.
Jean-Louis benim bildiğim kadarıyla beş-altı dili akıcı biçimde konuşuyordu. Bunda dile olan yeteneğinin yanı sıra farklı kültürler ve coğrafyalardan beslenerek geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarının da etkisi vardı şüphesiz. Fransız Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak büyümüş, sol görüşlü babası tarafından ergenlikte Almanya ve Rusya’da gençlik kamplarına gönderilmişti. Bu anılarını sohbetlerde anlatır ve erken yaşta birçok farklı dil öğrenmenin öneminden bahsederdi. Ona göre, iyi bir akademisyen en az üç-dört dil bilmeliydi. Tanıdığım en etkileyici entelektüellerden biri olan Jean-Louis doğal olarak kitaplara çok düşkündü ve dolayısıyla, İstanbul’da yapmak istediği bir başka şey de sahaf gezmekti. Birlikte bir gün Beyazıt’taki sahaflara gittik ve sırasıyla tüm dükkânlara girip, rafları adeta bir x-ray cihazı gibi hızla tarayarak ilgilendiği kitapları alıp çıkmasına, bazı dükkânlara girer girmez “Burada bir şey yok” deyip vakit kaybetmeden bir sonrakine devam etmesine tanık oldum. O esnada, Türkçe başlıkların da birçoğunu anladığını şaşırarak fark ettim. Jean-Louis için bazen ukala ve burnu büyük gibi laflar edildiğini duymuşumdur. Bu yorumlara katılmasam da ukalalığı bu kadar hak eden başka birini tanımadığımı da söylemem gerekir.
Takip eden yıllarda da iletişimimiz devam etti. Doktora tezim ve sonrasında yaptığım çalışmalar için defalarca kendisine danıştım, mail yoluyla yorumlarını yolladı. Ne zaman ihtiyacım olsa referans mektupları yazarak, Los Angeles’taki Getty Research Institute ve Montreal’deki Canadian Centre for Architecture gibi prestijli araştırma merkezlerinde çalışmalar yapmama aracı oldu. Ayrıca, her zaman küratörlüğünü yaptığı sergilerin açılış davetiyelerini yollar, yeni çıkacak kitapları hakkında bilgi verirdi. Bunlardan haberdar olmak beni çok mutlu ederdi ancak bazen Jean-Louis’nin sıradışı üretkenliği karşısında ezildiğimi hissederdim. MoMA’da 2013 yılında açtığı Le Corbusier: An Atlas of Modern Landscapes [Le Corbusier: Modern Peyzajlar Atlası] isimli serginin açılışına gitme fırsatım oldu ve sayesinde ünlü mimarın inşa edilmiş ve edilmemiş birçok projesini orijinal çizimler, maketler ve sergi için üretilmiş mekânlar aracılığıyla tekrar inceleme fırsatı buldum.1 Jean-Louis’nin üstün bir performansla ortaya çıkardığı onlarca sergi ve kitabın modern mimarlık tarihi külliyatını yeniden biçimlendiren eşsiz birer katkı olduğunu düşünüyorum.
[Le Corbusier: Modern Peyzajlar Atlası] isimli serginin açılışı,
fotoğraflar: Burcu Kütükçüoğlu
Le Corbusier, Jean-Louis sayesinde çok yakından araştırdığım ve tanıdığım bir mimar oldu. Bunun sebebi, MoMA’daki sergiden de önce Corbu’nun meşhur Doğu Gezisi’nin yüzüncü yılı olan 2011’de Paris’teki Fondation Le Corbusier’den gelen bir tekliftir. O dönem vakfın yöneticileri bana ulaşarak gezinin yüzüncü yılı nedeniyle Atina, Napoli ve İstanbul’da birer konferans düzenlemek istediklerini ve İstanbul’daki için Jean-Louis’nin benimle çalışmayı tavsiye ettiğini söyledi. Bu etkinlik basit bir konferans organizasyonunun çok ötesine geçti ve mimarlık fotoğrafçısı Cemal Emden’le yıllar sürecek ortak çalışmalarımıza temel oluşturdu. Cemal, Corbu yapılarını fotoğraflamaya başladı ve İdil Erkol’un da katkılarıyla öncelikle İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen konferansa paralel bir sergi ve katalog yaptık. Daha sonra, gittikçe genişleyen ve sonunda ünlü mimarın inşa edilmiş tüm yapılarının en güncel fotoğraf arşivine dönüşen çalışmayı farklı mecralarda sergiledik ve Prestel Yayınları’ndan bir kitap çıkardık. Cemal’in ve benim kariyerlerimizde dönüm noktası niteliğindeki bu uzun soluklu ve kapsamlı işin temelini atan kişi Jean-Louis Cohen’dir.
Jean-Louis’yle bir başka ortak konumuz, ikimizin de gönülden bağlı olduğu Akdeniz coğrafyasıydı. Yazları o Fransa’nın güneyindeki evinden, ben de Datça’dan fotoğraflar yollardık birbirimize. Karşılıklı ziyaretler yapmaktan veya evleri arada değiş tokuş etmekten bahsederdik espriyle karışık. 2023 yılının Ağustos ayında Jean-Louis’nin ölüm haberi geldiğinde o Güney Fransa’daydı, ben de Datça’da. Çok sevdiği Akdeniz peyzajlarında dolaşırken başına gelen elim bir olayın canına mal olacağını asla tahmin edemezdim. O dönemde Porto’da, Jean-Louis’nin Vanessa Grossman’la birlikte küratörlüğünü yaptığı Paulo Mendes da Rocha sergisi yeni açılmıştı ve haberi, sergi nedeniyle onunla sıkça görüşen Portekizli arkadaşım Paula Pinto’dan aldım. Büyük bir şok ve acı yaşadım… Bazı insanlar evrende o denli büyük bir yer kaplıyor ki kayıplarını kabullenmek çok güç oluyor. Hâlâ Jean-Louis’den sene sonunda muzip bir fotoğraf eşliğinde yeni yıl tebriki gelecek diye bekliyorum, arada bir yazıp yoklayacak gibi geliyor. Bunlar olmayacak tabii ama hayat yollarımızı kesiştirdiği ve bana ondan bunca şey öğrenme fırsatı verdiği için hep minnettar olacağım. Artık biraz dinlen JL…
Le Corbusier:
An Atlas of Modern Landscapes
(New York: MoMA, 2013)
1. İlgilenenler bu sergiyle ilgili yazımı Arredamento Mimarlık dergisinin 2013 Temmuz-Ağustos sayısında bulabilir.
Burcu Kütükçüoğlu, Cemal Emden, Esra Akcan, İhsan Bilgin, Jean-Louis Cohen, Jean-Louis Cohen’in Ardından, Le Corbusier, mimarlık eğitimi, mimarlık tarihi