Lutz Pfannenstiel, kaynak: The Mirror
Deliliğin Ağlarında
Dünyanın Tüm Kaleleri: Lutz Pfannenstiel

Kaleci bekçidir. Onu bağlayan, uzaklaşmasına engel olan, terk edemeyeceği bir kale vardır. Diğer oyuncular sahayı turlarken o, birkaç adımlık alana mahkûm edilmiştir. Hatta en büyük ayrıcalığı topa eliyle dokunabilmesi bile yalnızca ceza sahası denen çizgiler içinde geçerlidir.

Lutz Pfannenstiel ise kaleciliğin bu kaderini reddedip çizgilerden kaçan bir seyyahlığı seçti. Yeşil sahadaki çizgiler bir kenara, geçtiği, futbol oynadığı ülkelerin sınırları bile sıradan bir futbolcunun kariyerine sığmayacak kadar fazladır. Altı farklı kıtada profesyonel olarak sahaya çıkan ilk ve tek sporcu Pfannenstiel, 13 ülkede forma giydi, 30’dan fazla kulübün kalesini korudu. Hareketin en çok kısıtlandığı mevkiyi seçip, hayatını böylesine seyyah bir ruhla sürdürmek başlı başına bir ironi değilse nedir? Pfannenstiel’in kariyeri, bu ironilerle dolu bir haritadır; her kale bir durak, her forma bir sonraki yolculuğun bahanesi, her ülke ise rengârenk bayrak koleksiyonuna eklenen yeni bir parça.

Tüm çocukluk arkadaşları Bayern Münih ya da Frankfurt’ta oynamayı hayal ederken o, dünyanın öbür ucunda, Brezilya’nın Flamengo takımında oynama hayali kuruyordu. Daha çocuk yaşlarda fark edilen bir kaleciydi, U17 Almanya Milli Takımı’na da çağırıldı, Bayern Münih altyapısına transferi bile gündeme geldi. Dışarıdan her şey rüya gibiydi ama Pfannenstiel için sıradan çocukların sıradan rüyasıydı bunlar… Pfannenstiel 1993 yılında, henüz 20 yaşındayken tüm bunları elinin tersiyle itip Malezya ekibi Penang FA’e imza atarak kariyerine sürreal bir başlangıç yaptı.

Bir yıl sonra kıtaya geri dönüp İngiltere’de Wimbledon forması giymeye başladı ve burada delilikleriyle kötü şöhrete sahip futbolcu Vinnie Jones ile yolu kesişti. Jones hâlâ kırılamayan bir rekora imza atarak, bir maçın üçüncü saniyesinde Paul Gascoine’in testislerini sıktığı için kırmızı kart görecek kadar çılgın bir futbolcuydu. Kahramanımız da bundan nasibini alacaktı, Vinnie Jones ve çetesi bir gün Pfannenstiel’i çırılçıplak soyup sokağa bırakacaktı.

Sonra Güney Afrika, daha sonra Finlandiya ve tekrar Almanya. Seyyah kalecimiz dünya turuna devam ediyor, yeniden anavatana dönmek bile onu durdurmaya yetmiyordu. Sırada Singapur vardı ama bu kez koleksiyona eklenen ülke hayatının en karanlık günlerini de beraberinde getirdi. 1999’da Geylang United ile başlayan Singapur macerası ilk başta masalsıydı; futbolla pek içli dışlı olmayan bu Asya ülkesinde Alman kaleciye büyük bir ilgi ve saygı gösteriliyor, televizyon programlarına çıkıyor, Armani markası için modellik yapıyordu. Ancak futbolun aksine suç dünyasının gelişmiş olduğu Singapur’da şike iddiasıyla tutuklandı ve dünyanın en kötü şöhretli hapishanelerinden birine gönderildi.

Lakin gerçek bir seyyah asla vazgeçmez. Seyyahlığın başyapıtı diyebileceğimiz Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’inde gezginin anlattığı her şehir bir başlangıç gibi biter ve her şey yeniden başlar; tıpkı gezgin ile imparator arasındaki süregiden sohbetler gibi. Calvino’nun dünyasında klasik bir son yoktur; anlatı sona yaklaştıkça yeni bir anlatının kıyısına uzanır. Kitaptaki döngüye benzer bir şekilde parmaklıklar ardında geçen 101 gün, intihar düşüncelerine kadar varan karanlık ve içsel çatışmalar Pfannenstiel’in hikâyesine bir nokta koyamadı. O da tıpkı Görünmez Kentler’deki gezgin gibi başına gelenlere yine yollara düşerek cevap verdi ve bu kez rotasını Yeni Zelanda’ya çevirdi.

Hiçbir zaman büyük kulüplerde yer edinemedi, büyük kupalar da kaldırmadı ancak Pfannenstiel deliliklerle dolu kariyerini Yeni Zelanda’da bir penguen kaçırarak taçlandırdı. Bir hayvanat bahçesinde gördüğü pengueni sırtlayıp eve götürdükten sonra aldığı balık fabrikası kokusu ve penguenin onu ısırmaya çalışmasının akabinde yaptığı hatayı anlamıştı. Evinde penguen beslediğini duyan kulüp başkanının nazik ama kesin “ricası” üzerine hayvanı geri götürdü.

Lutz Pfannenstiel, kaynak: The Independent

Şimdiye kadar anlatılanlar, yirmi yılı aşan kariyerinin sadece ilk yarısını kapsamakta. Pfannenstiel daha sonra yeniden İngiltere’ye döndü, oradan Arnavutluk’a geçti, ardından tekrar Yeni Zelanda’ya savruldu, üstelik bütün bu kıtalararası geçişleri de neredeyse tek bir yılın içine sığdırdı. Ardından rota bu kez Ermenistan’a, nihayetinde de çocukluk düşlerinin ülkesi Brezilya’ya çevrildi. Botafogo’da, Flamengo’da olmasa bile alt liglerde bir Brezilya kulübünde hayallerine yakışır şekilde forma giydi. Hayallerinin arasında elbette bir maç esnasında ölümün kıyısından dönmek yoktu. Tüm bu yolculukların arasında 2002 yılında Bradford Park Avenue forması giyerken girdiği ikili mücadelede rakip oyuncunun dizi göğsüne geldi ve Alman kalecinin iki akciğeri birden çöktü. Sahada üç kere nabzı dursa da sağlık görevlilerinin müdahalesiyle hayata geri döndürüldü. Bu travmatik olaydan sonra sadece bir hafta sahalara ara veren kaleci sırasıyla Kanada, Norveç ve son olarak da Namibya’da kendine yer buldu.

Lutz’un yaşantısı çılgınlıklar, seyahatler ya da kurtarışlardan ibaret de değildi. 2011 yılında eldivenlerini bıraktığında Almanya'da çevreyi korumaya ve iklim değişikliğini engellemeye yönelik faaliyet gösteren Global United FC adında uluslararası bir dernek kurdu. Cafu, Matthaus, Valderrama ve Zidane gibi birçok yıldız futbolcunun da desteğini aldı. 2014’te ise tüm bu maceralarını anlattığı, futbola, kariyerine, derneğine de yer verdiği The Incredible Adventures of the Unstoppable Keeper [Durdurulamaz Kalecinin İnanılmaz Maceraları] adlı bir kitap yazdı.

Garip bir Tarantino filmine benzeyen hayatında Lutz Pfannenstiel, kötü anıları da dâhil olmak üzere hiçbir pişmanlığı olmadığını sık sık dile getirir. Bir röportajında tercih ettiği bu çılgınca yaşantıyı ve kalecilik felsefesini şöyle özetler: “Eğer üst düzey bir Alman takımında 400 maç oynamak, birkaç şampiyonluk ve kupa kazanmak, milli takım formasını giymek garanti olsaydı belki düşünürdüm” der. “Ama gerçekçi olmak gerek. Oliver Kahn ya da Jens Lehmann seviyesine çıkmak neredeyse imkânsızdı. Onların yedeği olacağıma, kimsenin sahip olamayacağı türden bir kariyerim oldu.”

Çağdaş Çakman, Deliliğin Ağlarında, futbol, kalecilik, Lutz Pfannenstiel, spor