José Luis Chilavert, kaynak: FourFourTwo
Deliliğin Ağlarında
Çizgileri Aşmak:
José Luis Chilavert

Paraguay devlet başkanı, rakip futbolcular, takım arkadaşları, FIFA başkanı, spikerler, yorumcular, diğer ülkelerin devlet başkanları, taraftarlar, hâkimler, muhabirler, Maradona, hakemler, fizyoterapistler… Bunlar “Buldog” lakaplı Paraguaylı efsane kaleci José Luis Chilavert’in kavgaya tutuştuğu isimlerden bazıları. 

Öfke ile delilik arasındaki bağ son derece ince ve tartışmalıdır, antik dönem filozoflarından beri mesele edilmiştir. Hatta stoacı filozoflardan Seneca öfkeyi geçici bir delilik olarak tanımlar. Seneca 1990’lı yıllarda yaşasaydı başyapıtı Öfke Üzerine’yi geliştirmek için Paraguaylı kaleci José Luis Chilavert’ı incelemesi yeterli olurdu.

Ancak deliliğin ağlarında kıvranan Chilavert’in alâmetifarikası öfkedir dersek ona büyük bir haksızlık etmiş oluruz. O, çizgiyi yalnızca sinirlenerek değil, her türlü sınıra düşman bir şekilde oyun alanında kendisine bahşedilen ceza sahasının dışına taşarak da aşıyordu. Klasik kalecilik rolüyle yetinmeyerek, gol kurtarmanın yanı sıra gol atmayı da seçti. Çoğu serbest vuruştan olmak üzere kariyeri boyunca tam altmış yedi gol kaydetti. Topun başına geçtiğinde takım arkadaşlarına “Siz çekilin” diyordu. Bu belki bir delilik, belki de olağanüstü bir özgüvenin dışavurumuydu. Dünyanın en çok gol atan ikinci kalecisi, üstelik bir maçta üç gol birden atıp hat-trick yapan tek kaleci olmasını başka neyle açıklayabiliriz ki? İşte bu meydan okuyan kişiliğin kökleri yeşil sahalarda değil, Paraguay’ın yoksul mahallelerinin çamurlu sokaklarında filizlendi.

José Luis Félix Chilavert, 27 Temmuz 1965’te Paraguay’ın Luque kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Demeçlerinde yedi yaşına kadar bir ayakkabısı olmadığından, daha küçük yaşlarda kardeşlerine bakmak için pazarda süt sattığından bahseder. Fakirlikten kurtulmak için akla gelen ilk yol tüm Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi futboldu ve yine tüm Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi Paraguay’da da futbol neredeyse bir din gibi yaşanıyordu. Fakirliğin sıradanlaştığı, futbol topunun lüks sayıldığı sokaklarda geçen çocukluk yıllarında Luque’nin yerel futbol takımına katıldı Chilavert ve kısa sürede kendini gösterdi. 1985 yılında Arjantin’in köklü kulüplerinden San Lorenzo tarafından, dikkat çekici performansı keşfedilerek transfer edildi. Luque’nin çamurlu sahalarından Latin Amerika’daki futbol mabetlerinden Buenos Aires’e uzanan bu geçiş kariyeri için büyük bir sıçrayıştı.

San Lorenzo’daki başarılı yıllardan sonra Paraguay Milli Takımı’nın bir numaralı kalecisi olması uzun sürmedi. Avrupa’nın dev kulüplerinde boy gösteremese bile Real Sociedad ve Strasbourg gibi önemli takımlarda forma giydi. Ardından Vélez Sarsfield transferiyle Arjantin’e geri döndü ve burada geçirdiği on yılda attığı otuz beş gol kendine has kalecilik tekniğinin en büyük göstergesi oldu. Oyuna müdahil olmayı seven, libero görevi üstlenen, ceza sahasındaki baskın duruşları ve savunmayı organize etme becerileri gelişmiş müstesna kaleciler olmuştur futbol tarihinde. Dino Zoff, Peter Schmeichel, Oliver Kahn, Lev Yashin gibi kaleciler bir numaralı formayı giyerek izole edilmeyi reddetmiş ve birer efsaneye dönüşmüştür. Chilavert bu isimler gibi uluslararası başarılar elde edemese bile kaleyi vahşice korumakla kalmayıp attığı uzak mesafeli goller, karıştığı kavgalar, meydan okumalarla kendi mitini inşa etti. Üstelik hırsı yeşil sahalarla sınırlı kalmıyordu, kendine özgü bir siyasi kimliği de vardı; 2023 genel seçimlerinde Paraguay devlet başkanlığına aday oldu. Aday olduğu “Genç Parti” de Cem Uzan’ın kurduğu Türkiye’deki adaşıyla sadece ismen değil, popülizmi ilke edinen programıyla da benzerlik gösteriyordu.

José Luis Chilavert, kaynak: OneFootball

Chilavert’in ideolojik konumlanışı, kendisinden bu yönde doğrudan bir ifade duymamış olsak da popülist ve ulusalcı anlayışa yakın duruyordu. “Paraguaylı olmaktan gurur duyuyorum” sloganı ve söylemleri bu hattı andırsa da Arjantin’in aşırı sağcı ve neoliberal başkanı Javier Milei ile kurduğu dostlukla popülizmin sınırlarını bile fazlasıyla esnetiyordu. Chilavert’in siyasi çıkışları başkanlık adaylığından ibaret değil elbette. 1999 yılında Paraguay’da düzenlenen kıtanın en büyük organizasyonu Copa América’ya katılmayı eğitim yerine futbola yatırım yapılmasını protesto ederek reddetti örneğin. Milletvekillerini kameralar önünde birçok kez yolsuzlukla suçladı, “sülük” ve “parazit” gibi kelimeler kullanmaktan asla çekinmiyordu ve kendisine defalarca dava açıldı. Onun siyasi salvolarından teknik adamlar bile nasibini alıyordu. Marcelo Bielsa için “Kendine sosyalist diyen ama Mercedes’e binen aşağılık biri” demişti örneğin. Bielsa’nın sürekli genç oyuncuları aşağıladığını, bunu futbolculuğu döneminde kendisine de yaptığını anlatarak, büyük takımlarda değil, gençleri rahatça azarlayabileceği orta seviye kulüplerde görev yapabildiğini söyledi.

Sahalardaki agresif hâlinin politik diline aynı sertlikte yansımasının en belirgin örneklerinden biri de İngiltere büyükelçisine dair yaptığı yorumlardır. 2012 yılında ABD destekli Latin Amerika darbelerinin sonu gelmez örneklerden biri olarak Paraguay tarihinin en karanlık olaylarından biri yaşandı: Curuguaty katliamı. Ülke tarihinde ilk kez sosyalist bir hükümet iş başına gelmişti ve bu seçim başarısının bileşenlerinden biri olan topraksız köylüler örgütlenip kolektif olarak yönetebilmek için kullanılmayan toprakları işgal etmekteydi. Güvenlik güçleri bu deneylerden birini kanlı bir şekilde bastırmış ve çıkan olaylarda 6 polis, 11 köylü ölmüştü. Yıllar sonra, bu davada mahkûm edilenlerden biri serbest bırakıldığında dönemin İngiltere büyükelçisi bu gelişmeyi kutlayan bir paylaşım yaptı. Chilavert ise futbol sahalarından alışık olduğumuz öfke tonuyla sahneye çıktı ve büyükelçinin sınır dışı edilmesini istedi, ardından da onun eşcinsel kimliğini hedef alarak “anormal” imasında bulundu. Kısacası siyasi hayatında belirgin eğilim, Che Guevara’ya benzetilmekten homofobik ifadelere, fakirler için açıklamalar yapmaktan Milei ile dostluğa uzanan gariplikleriydi diyebiliriz.

Öfkesinden beslendi, çılgınlığıyla büyüdü, gözü pekliğiyle efsaneleşti ve bunu hiçbir zaman gizlemeye çalışmadı. Üç kez “Dünyada Yılın En iyi Kalecisi Ödülü”nü aldı. Kariyeri boyunca hemen herkesle kavga etti. Sahanın ortasında yumrukladığı futbolcu Faustino Asprilla’nın yıllar sonra itiraf ettiği gibi, bir tetikçinin Chilavert’i öldürmek istediği söylentileri bile dolaşıyordu. Bir menajeri dövmekten hüküm giydi, Dünya Kupası’nda, tüm dünyanın ve kameraların önünde Roberto Carlos’a saha ortasında tükürdü. Öfkesini dizginleyen değil, performansın parçası hâline getiren bir karakter oldu her daim. Real Sociedad’da forma giyerken frikik kullanmak için ileri çıktığında taraftarların kaleye geri dönmesi için yalvardığını anlatırdı. O ise anın cazibesine karşı koyamaz, topa doğru koşmaya devam ederdi. Chilavert için her nefes bir meydan okumaydı adeta; rakibe, tribüne, hatta kaleciliğin ta kendisine.

Çağdaş Çakman, Deliliğin Ağlarında, futbol, kalecilik, Paraguay, spor