Derinin
Altındaki Harita
Black Hole’da Beden, Ergenlik
ve Amerikan Korku Estetiği

Amerikalı sanatçı Charles Burns’ün Fantagraphics etiketiyle yayımlanan 2005 tarihli çizgi romanı Black Hole, ilk bakışta 70’lerin Seattle banliyölerinde geçen tanıdık bir ergenlik anlatısı gibi okunabilir: liseli gençler, yakınlığın test edildiği partiler, ilk cinsel deneyimler, uyuşturucu, rock müzik ve ıssız alanlarda yapılan romantik kaçamaklar. Ancak bu tanıdık çerçevenin içine yerleşen hastalık motifi, metni hızla klasik bir büyüme çizgisinden koparan ve anlatının omurgasını da karakterlerin bedensel bütünlüğü gibi yapıbozuma uğratan bir kırılma yaratır: Cinsel temasla bulaşan ve gençleri etki altına alan bir virüs, Amerikan orta sınıf hayatının steril dokusunu (ve gelecekte bu hayatı devam ettirecek genç bedenleri) geri dönüşü mümkün olmayan bir mutasyona uğratır. Virüs, beden üstündeki hâkimiyetini artırdıkça kimi karakterlerin derisi kabuk bağlar, kimilerinin sırtında kuyruk belirir, kimilerinin yüzü dünya dışı organizmaların yüzleriyle yer değiştirir. Deformasyonlar rastgele değil, ergenliğin taşıdığı tedirginliğin anatomik bir izdüşümü gibi işler ve her karakterin kişisel korkuları, arzuları ve bastırılmış çatışmaları etrafında farklılık gösterir. Hastalığa yakalananlar okul koridorlarında, sokakta, markette ve aile sofralarında geçirdikleri dönüşümü saklamaya çalışır, saklayamayanlar ise banliyönün görünmez sınırlarının ötesine, ormana, çadırlara ve terk edilmiş kulübelere çekilir; kendi aralarında yarı topluluk, yarı sürgün bir hayat kurarlar.

Black Hole’un kapağı, kaynak: Reddit

Black Hole’un dramatik gerilimi bu yol ayrımında yoğunluk kazanır: Bir yanda “normal” kalma arzusu ve bunun gerektirdiği toplumsal ritüeller, öte yanda normalliğin dışına düşmüş bireylerin taşıdığı özgürlük ve yeni bir yaşam arzusu. Bu ikiliğin içinde ergenlik, aile çatısı altında güvenli bir geçiş dönemi olmaktan ziyade bedenin ve kimliğin aynı anda elden gittiği, kişiyle dünya arasındaki anlaşmanın bozulduğu muğlak bir eşiğe dönüşür. Banliyönün görünürdeki pürüzsüz gündelikliği, virüsle birlikte yalnızca fizyolojik değil, epistemik bir krize de uğrar: Kimin hasta olduğunun, hatta hastalığın tabiatının bile kesin olarak bilinmediği bir ortamda, söylenti ve toplumsal bakış gerçeğin yerini almaya başlar. Black Hole bu anlamda yalnızca büyüme ve gelişmenin zorluklarını temsil eden bir alegori değil, bedenin, arzunun ve normların nasıl asimetrik bir düzende birbirlerine eklemlenebildiğini gösteren bir harita sunmaya koyulur. Burns korku estetiğine yaslanır yaslanmasına ama korkuyu duyumsal bir efekt olarak değil, Amerikan orta sınıfının ahlaki altyapısını ve cinsellik karşısındaki kırılganlığını gösteren bir yapısal sorun olarak kurar. Dolayısıyla anlatının esas antagonizması virüsün yarattığı karşıtlıkta değil, virüsün açığa çıkardığı normallik fantezisi ve bu fantezinin etrafında kurulan mikro iktidar pratiklerinde yatar. 

Bu bağlamda Black Hole’un korku türüne yaklaşımı (daha da çok Amerikan korku estetiğine yaklaşımı), deformasyonun yarattığı imgesel ucubelikten ziyade deformasyonun hiçbir zaman salt bir biyolojik olgu olarak kalmamasından ileri gelir. Bu dünya içinde beden sürekli yeniden düzenlenen bir metin, bitmeyen bir taslak gibi çalışır ve başkalaşımlar bile zaman içinde değişmeye, daha da başkalaşmaya devam eder: Kuyruk çıkaranlar, derisi pullarla kaplananlar, yüzünde fazladan bir organ belirenler, kabuklananlar, yaraları çiçek gibi açılanlar, henüz tamamlanmamış bir sürecin ara formları izlenimi verir. Mevzubahis mutasyonlar, mecranın yaygın ve safi estetik bir “canavar yaratma” arayışından ziyade ergen bedeninin yaşadığı yabancılaşmayı ve beraberinde getirdiği kendine ait olmama hissini büyüterek kontrolden çıkaran bir toplumsal semptom gibi işler. Hormonlar, utanç, arzu, merak ve korku aynı anda çalışır ve hiçbiri tek başına yönetimi ele alamaz. Bu iç çelişki soyut psikolojik bir olgu olmakla kalmayıp kişinin en göz önündeki organı sayılabilecek derisinin üstüne de kazınır: İçteki belirsizlik ve kuvvetli duygusal geçişler dış cephede de somut bir karşılık bulur ve bir bireysel dışavurum biçimine bürünür. Dolayısıyla hastalığın en kalıcı etkisi mahremiyetin çökmesinden ileri gelir: Saklanan şey büyür, büyüdükçe de daha fazla saklanması gerekir. Beden, bir sır taşımaktan çok, bizzat sırrın kendisi olur.

Black Hole’dan paneller, kaynak: Reddit

Muhtemeldir ki bu çatışmayı görünür kılmak amacıyla, sayfalar bir süreklilik inşa etmeye çalıştığı kadar katışıksız bir kâbus duygusu da üretmeye odaklanır: Siyah alanlar, keskin ışık kütleleri, yoğun taramalar ve donuk ifadeler bir şeylerin yokluğunu değil, içinde gürültülü bir doluluk barındıran bir negatif alanı, atmosferik bir baskı düzenini imlemeye çalışır. Bu düzen, Amerikan kültürünün sarsılmaz püritanizmi için “sağlıklı gelişim” anlatısını destekleyen, nerdeyse pedagojik bir arketip de sunar. Gençler psikososyal düzlemde yetişkinlerin dünyası ile çocukların dünyası arasında asılı kalmıştır ama iki tarafa da ait değildirler ve ikisinin de dilini (sözel dil, beden dili ve benzerleri) belli bir düzeyde taklit eder, bu taklidin sonucunda kendilerine ait, biricik bir “üst-dil” kurarlar. Karakterler Aristotelesçi bir gelişme çizgisinden ziyade çevrelerinde yetişkinlerin etrafında dönüp duran, nerdeyse varoluşsal bir karanlığı takip eder ve bu karanlığın yoğunluğundan etkilenir. Karanlık, bir koku gibi üstlerine başlarına siner ve karakterlerin kişisel özelliklerinde, onları ebeveynlerinin davranışlarına yakınlaştıran dönüşümlere sebep olur. Tehlike ilk bakışta içkin bir kaynaktan besleniyor gibi gözükse de toplumsal düzeni tesis etmesi beklenen yetişkinlerin müdahaleleriyle dışarıdan içeriye doğru bir akışla gerçekleşir. Kara delik imgesi böylece kendi içine çöken bir ergenlik ve kendini arama-bulma deneyiminin, arzunun, korkunun, merakın, iğrenmenin, heyecanın aynı anda yoğunlaşıp katılaştığı bir telekinetik anti-madde kütlesine dönüşür.

Bu noktada Black Hole’un merkezindeki salgının, bakışın hakikatin yerini aldığı bir ilişkilenimden sıyrılıp keşif duygusunun gün yüzüne çıkmasına yardımcı olan bir prizma görevi görmeye başladığı söylenebilir. Hastalık, metnin çerçevesi içinde bir yandan kontrolsüz ve evlilik dışı (yani bir bakıma norm dışı) cinselliğin bedeli gibi okunabilecek kaba bir çerçevelendirmeye sahiptir ve tehlikenin varlığı bir sağlık broşürü, okul anonsu, sokak levhalarıyla eşdeğerde bir yalınlıkta karelere serpiştirilir. Virüs yoluyla veya değil, sapkınca görülen her türden temasın kimin neyi ne sebepten gizlemek zorunda bıraktığı sorusu, gerçek bir cevap arayışından ziyade bu temas arayışlarının kamusal düzlemde nasıl “kir” ürettiği fikrine odaklanır. Kir burada maddesel bir olgudan çok toplumsal bir sınıflandırma gibi çalışır: Bedenleri tarar, ayrıştırır, kataloglar; virüsün etkileri bedenden ayrılsa da zihinde yaşamaya devam eder. Cinsellik, temas, kaçış gibi bu kopuşu simgeleyen tüm unsurlar bir süreliğine hem arzulanan hem de cezalandırılan bir eylem olarak kodlanmaktan çıkar. Bu esnada günah kavramı metaforik bir dışavurumdan bedensel teşhir alanına geçiş yapar; deri üstünde iz, ek, leke ve fazlalık olarak beliren her türden imge, birer kuvvete ve bireysel özgürlük sembolüne dönüşür. Böylece beden yalnızca damgalanan bir yüzey olmaktan çıkar, aynı anda hem suç mahalli hem de direniş alanı hâline gelir.

Black Hole’dan paneller, kaynak: Reddit ve PopCult

Bu bağlamda utanç, Black Hole’da içe dönük bir duygu olmaktan çok, bedeni ve bedene ayrılan mekânı birlikte düzenleyen bir sınır görevi görür. Hastalığa yakalanan gençler ormana kaçar, terk edilmiş kulübelere sığınır ve bir nevi “normal” dünyanın sınırlarının dışına çekilir. Bu mekânsal ayrışma toplumun duygusal haritasını da şekillendirir: Şehir ve okul düzgün ve uyumlu bireylerin, orman ise ahlaki olarak kusurlu ve görsel olarak damgalanmış bedenlerin kamusal alandan silindiği bir mekân hâline gelir. Orman bu sayede bir özgürlük vaadiyle “renk” kazanmaya başlar: Kuralların gevşediği, toplumsal bakışın merkezinin yer değiştirdiği, yeni bir topluluk kurma ihtimalinin belirdiği ve gerçekleşememiş ergenliklerin rahatça dışa vurulabildiği önemli bir geçiş alanı sunar. Öte yandan mevzubahis özgürlük vaadi, belki toplumdan kopuşun aniliği ve sertliğinden sebep “travmatik” bir yalnızlık hissi ve paradoksal bir görünmezlik duygusuyla da iç içe geçer; bireyler artık sadece eski hâllerine kıyasla tanınmaz hâlde kalmayıp bedenlerinin yerini gölge, çadır, çalı gibi onları örten ve görünmez kılan unsurların aldığı, iyiden iyiye kimliksiz bir temsil noktasına çekilir. “Karanlık” yalnızca okul koridorunda, aile sofrasında, hastane odalarında yani kurumların gündelik ritminde değil, bakışın zayıfladığı doğanın iç boşluklarında da dolaşıma girer. 

Black Hole’un ikinci yarısındaki düşünsel omurga da bu çatışmanın etrafında şekillenir. Gençler sadece toplumun geri kalanından değil, kendi aralarında da ayrışmalar yaşayıp geride bıraktıkları toplumsal yapılara benzer sınırlar oluşturmaya başlar. Bir tarafta bedenleri, kimlikleri ve özneleşme süreçleriyle ilgili geçişleri açıklanabilir ve anlatılabilir kılmaya çalışan bir dil üretilmeye çalışırlarken, diğer tarafta anlatının her cümlede çözülmeye yüz tuttuğu ve dilin noksan kaldığı bir sınırın ötesine geçmekte zorlanırlar. Kampın dili ile kasabanın dili arasındaki benzerlikler aslında iki kutbun da aynı sistemin ürünü olduğunu düşündürür: Bir kutup sistemin içinde kalıp sistemdeki hasarları minimize etmeye çalışırken, diğeri sistemin dışına çıkarak hasarı temsilden görünmez kılar. Dolayısıyla norma uyum da normdan kaçış da toplumla (ve toplumsal bilinçle) yaşamanın farklı biçimlerini simgeler. Anlatının biçimi de bu parçalanmanın bir tezahürü gibidir: Zaman sıçramaları, rüya sekansları, halüsinasyonlar ve iç monologlar hikâyenin dokusuna sürekli sızar. Bu sızmalar (insert), anlatının mekânsal hacmini genişleten araç gereçler oldukları kadar ergenliğin bilişsel devinimine atıfta bulunan birer kılavuz gibi de çalışır: Gerçeklik, sahneler arasındaki geçişlerde değil, o geçişlerin kırıldığı noktalarda belirir; sahneler birbirine eklemlendiği kadar birbirinin anlamını aşındırır. Anlatıcı sesi bile zaman zaman geri çekilir ve okur, karakterlerin zihnindeki dalgalanmalarla baş başa kalır. Böylece Burns yalnızca karakterlerin beklentileriyle değil, okurun okuma refleksiyle de oynar: Devamlılık ve düzen talebinin normatif akla mahsus bir ayrıcalık olduğunu hissettirir.

Black Hole’dan bir panel, kaynak: Reddit

Bu noktada rüya sahnelerinin anlatıdaki yerine de değinmek gerekir. Rüyalar bir kaçış ya da anlatıyı süsleyen bir ara bölüm gibi çalışmaktan ziyade karakterlerin bastırılmış korkularının ve arzularının görsel arşivini tutan bir ikinci motor görevi görür. Karakterler hem yaşadıkları deneyimleri rüya düzleminde yeniden üretir hem de toplumsal olarak bastırılmış veya hor görülmüş arzulanımları üstünden kendi lehlerine bir süreklilik yanılsaması üretmeye çalışır; bir nevi ormanda inşa etmeye çalışıp kısmen başarısız oldukları ütopyayı rüya düzleminde tamamlamaya veya yeniden kurmaya girişirler. Dev böcekler, çürüyen bedenler, parçalanan uzuvlar yalnızca görsel korku unsuru değil, bilinçdışının da korku dili gibi işlev görür. Toplumsal korku yerini kâbusvari imgelere değil, kâbusun dilini konuşan imgelere, toplumun dışavurmakta zorlandığı korkuların semptomatik bir yan etkisine dönüşür. Burns bu esnada Freudcu sembolizme doğrudan yaslanmaz ama rüyanın mantıki veya mantık dışı yapısını titizlikle kullanır. Rüyalar karakterlerin kendilerine bile itiraf edemedikleri hisleri açığa çıkarır ve bir süreliğine normallik yanılsaması altında öforik bir kendini gerçekleştirme anlatısına geçiş sağlar. Rüya burada gerçekten kaçış değil, gerçeğin katmanlarının üst üste bindiği bir yoğunlaşma alanı da sunar.

Black Hole’un sonlara doğru bir çözüm üretme telaşına kapılmaması, hatta çözüm düşüncesini tümüyle askıya alarak okuru neden-sonuç mantığının konforundan mahrum bırakması bu noktada belirleyicidir. Çözümün yokluğu burada bir eksiklikten ziyade ergenliğin zamansallığına dair radikal bir söylem gibi çalışır: Anlatı, sırada ne olacağını merak ettiren bir dil kurmak yerine okuru sürekli olarak içinde bulunduğu anın bütün içindeki önemini keşfetmesine teşvik eden bir pozisyona sabitler. Böylece gelecek, klasik büyüme anlatılarında olduğu gibi kurtarıcı bir ufuk ya da karakterlerin içsel tutarlılığa kavuşacağı bir hedef olmaktan çıkar ve giderek bulanıklaşan, hastalıkla, saklanmayla ve kırılgan ilişkilerle iç içe geçmiş, kısmen tehditkâr bir alan hâline gelir. Çözümün ertelenmesi korkunun da safi niteliğini bir bakıma dönüştürür; onu hiçbir zaman bitmeyeceği hissi veren kronik bir durumun atmosferine yayar. Bu yapı, çizgi roman mecrasının kendi olanaklarıyla da yakından ilişkilidir: Paneller, sayfalar ve bölümler bir final görüntüsüne doğru kapanmak yerine boşlukları, atlamaları ve kesintileri çoğaltarak, her bir kareyi nihai bir sonuçtan ziyade yarım kalmış bir önerme gibi konumlandırmaya başlar. Kareler arası boşluklar (gutter) anlatıyı okurun olay akışındaki boşlukları zihninde tamamladığı bir çizgiye çeker.

Son kertede Black Hole’un, virüsü çözülmesi gereken bir kriz kılmaktan ziyade ergenlik, beden ve Amerikan orta sınıfının gelecek tahayyülü arasındaki ilişkinin kalbine yerleştirmesi, anlatının kapanışı reddedişine dramatik bir ağırlık kazandırır. Okur, kitabın sonunda bir arınma duygusuyla değil, yarım kalmışlık duygusuyla yaşamaya, açıkta kalmış çizgileri ve tamamlanmamışlıkları zihninde taşımaya mecbur bırakılır. Bu mecburiyet, bireysel gelişimin hiçbir zaman tam olarak sona ermeyen, toparlanması güç, hatta çoğu zaman kronik bir belirsizlik hâli gibi yaşandığını sezdirirerek, “hasta” bir dünyanın parçası olduğumuz fikriyle birlikte yaşamanın da anlatının asli bileşeni olduğunu ima eder. Burns’ün karamsar evreninde ne bedenler artık eski bütünlüklerine dönebilir ne de toplum gençleri evlerine yeniden kabul edecek kadar ileriye gider; kara delik tam da bu imkânsızlığın, geri dönüşsüzlüğün ve yarım kalmışlığın metaforu olarak, kitabın son sayfasından sonra da iş görmeyi sürdürür. En sonunda ise geriye, derinin altına çoktan kazınmış o harita kalır: Nerenin derindeki bir yara, nerenin sadece yüzeydeki bir iz olduğu ayrımının ortadan kalktığı, her zamanki kadar bulanık ve silinmesi mümkün olmayan bir topografya.

beden, Black Hole, Charles Burns, cinsellik, çizgi roman, ergenlik, estetik, gençlik, korku, Sarp Sözdinler