Dağlar, gökyüzü, nehir, yeşillikler, tavuklar, kuzular ve daha birçokları… Baktığında insanın içini açan bir peyzaj. Sonsuzluk hissi. Uçsuz bucaksızlığın içinde kaybolmak. Özgürce dolaşabilme, kaostan çıkış, doğanın dinginliğine giriş bileti. Süregelen bir sakinlik. Kendilik, özgünlük ve dinginlik. Hiçbir şeyden doğan mutluluk. Denizin ferahlığı, tuzlu suyun dinlendiriciliği.
Şehrin kaosundan bunalmış hâldeyiz. Oradan oraya koşturuyoruz, sonu olmayan bir hareketin içindeyiz. Bitmeyen bir uğraş içinde birbirimizi eziyoruz. Herkes birbirinin önüne geçmeye çalışıyor. En son trendi yakalamaya çalışıyor. Şehrin sunduklarının yanında bizden aldıkları da çok: gürültüsü, uğultusu, sıkışıklığı, küçük alanlara kapatılmışlık hissi. Kutuların içinde var olma durumu. Bunlar yaratıcılığı ne ölçüde besliyor? Evet, şehrin avantajlarından biri galeri gibi yerleri gezebiliyor olmak; fakat bunun ne kadar yaratıcı kişinin kendi zihnini dinleyebilme olasılığı verdiği tartışmalı.
Yaratıcılık en nihayetinde bir dünyakurma eylemi. Farkına vardığımız şeyleri birbirine bağlamak ve yeni bağlamlar, anlamlar üretmek. Bunun için zihnin kendine dönmesi gerekiyor. Kendi kendini dinleyebilmesi gerekiyor. Nitekim Henry David Thoreau da insanın kendini duyabilmesi için yalnız kalması gerektiğini söyler. Biraz yalnız kalmak yaratıcı eylem için gerekli bir nitelik. Yaratıcı inziva olarak köy evi tam da bunu yapıyor.
Bir süre boyunca kapanabileceğiniz bu hayallerden çıkmış yerler size ferahlık ve topraklanma vaat ediyor. Şehirde var olmayan bir komünite hissiyatı. Birlikte yemek, birlikte çalışmak, birlikte öğrenmek. Son zamanlarda residency’lerin bu kadar ilgi toplamasının nedeni de bu olsa gerek. Sadece yaratıcı dünyayı kurmaya odaklanan bir zaman ve mekân dilimi.
Peki, bu inziva olarak köy evi geleceğin komünitelerini de oluşturabilir mi? Tek alternatifimiz ya da doğrumuz şehir yaşamak mıdır? Başka tip bir şehirleşme, komüniteleşme mümkün değil mi? Kendimizi beton yığınlarının içine hapsetmek zorunda mıyız? Yoksa bu köyleri birbirine bağlayarak alternatif platolar üretebilir miyiz?
Gilles Deleuze ise Bin Yayla’da, merkezi olmayan ve birbirine eklemlenen yapılarla yeni birliktelik biçimlerinin mümkün olduğunu ima eder. Bu komüniteler bir araya geldiğinde çok farklı bir komünite üretebilir. Bir başka özelliği ise şehirdeki gibi rastgele kesişmeler değil, ilgi alanlarına göre oluşan komüniteler olabilir.
Peki, neden ilgi alanına uygun komüniteler olmalı? Cevap sorunun içinde. Gerçek bağlar, ilişkiler ortak tutkulardan doğuyor. İlişki kurabilmemiz için bir şeylere dayanmamız gerekiyor. En derin ilişkiler ortak bir hedefe birlikte yüründüğünde oluşuyor. Bu, bir müzik grubundan tutun da şarap tadımına kadar genişleyebilir. Ortak ilgi alanları kişileri bir ortaklık duygusunda buluşturuyor. Ve bu çağda en çok ihtiyacımız olan şey ortaklık duygusu olabilir. Dinlemeye açılmış bir ortak alan.
Bu inzivaların en güzel özelliklerinden biri de bizi doğayla yeniden tanıştırıyor olması. Kopukluklarımızı giderip bir nevi terapötik özellik kazanıyor olmaları. Hayvanlarla yeniden bağ kurmak, apaçık gökyüzüne bakıyor olmak… Bunlar hep kişinin varlığın genişliğiyle karşılaşması için bir şans. Bu da insan ruhuna çok iyi geliyor. Ondandır daha çok inziva yerlerine ihtiyacımız ve daha çok bu alanlara kaçmaya ihtiyacımız var.
Belki ileride bu inziva yerleri yeni yaşam alanlarına bile dönüşebilir. Nasıl ki şehir köyü işgal ediyor, köy yaşantısı da şehre sıçrayabilir ve şehir yeniden nefes alabilir. Bu komüniteler dünya çapında büyüyebilir ve ortaklıklar etrafında oluşan bir yapı kurulabilir. Bunun için oluşturulabilecek bir network yeni planlar arasında. Çünkü tek başına bir köy yetersiz, bağımsız ve çok unutulmuş kalabilir. Bilinmeyen bir yerde kapalı kalabilir; fakat bu köyleri uç uca eklerseniz birbirinden ayrılmış bir şehir elde edebilirsiniz. Yeni dünya dikey büyümek yerine horizontal bir yayılmayı destekleyebilir. Şehirlerde yükselmek ihtiyaç olsa da köylerde insan ölçeğinde yaşamaya ihtiyacımız var.
Varlığımız daha toprağa dönük, gökyüzüne açık, ferahlık isteyen; yapıların onları aşmadığı, onlara hükmetmediği bir yapılaşmayı arzu ediyor. Yapılaşmanın zorlanmadığı, herkese yeterli alanın düştüğü, ilginin beslendiği bir yer. Bu nedenle yaratıcılık için inziva çok önemli bir yer tutuyor. Birçok yaratıcı kişinin bu yaratıcı köy evlerine kaçtığına şaşmamalı.