Yok Öyle Eskisi Gibi Salonlar
Salon Karşıtı Eylemciler ve İşlevsizliğe Direnmek

Yok Öyle Eskisi Gibi Salonlar dizisine, neredeyse uç uca eklenen konferans, seminer ve çeşitli seyahatlerden dolayı bir miktar ara vermiştim. Aslında bu ara zihin tazeleyici de oldu. Hatırlarsanız en son Nur ve Sevinç Hanımların gündelik yaşamdan yalıtılmış ve neoklasik üslupla dekore edilmiş salonlarını ziyaret etmiştim. Her ne kadar bu dramatik sahnelerden kısmen etkilensem de, eve geldiğimde dağınık kanepemin konforunu ne kadar özlediğimi fark etmiştim. Evet, itiraf ediyorum ben tam bir salon karşıtı eylemciyim; her ne kadar salon avukatlarına kendi bağlamlarında saygı duysam da. Zaten her araştırma bir nevi otobiyografi değil miydi?

Bu kez salon karşıtı eylemcilere biraz kulak verelim mi? Her ne kadar Türkiye ev kültüründe, egemen bir pratik olarak düşünülse1 ve günümüzde hâlâ sürdürüldüğü bilinse de2, müze-salon pratiği,3 orta sınıf kentli yaşam tarzları bağlamında, bazı direniş ve yer yer parçalanmalara maruz. Bu direnişin çeşitli sacayakları var. İşlevsizlikle mücadele bunların en önemlilerinden biri: Eşyaların, mekânın, mobilyanın kullanılmaması pek çok kentli hane halkının karşı çıktığı bir durum. Ulver-Sneistrup’a göre, “salon avukatları” müze-salon pratiğini benimsese de, “salon karşıtı direnişçiler” formalite kodlarını elimine etmek için değişik taktikler kullanarak bu pratiğe direnir. Salon olgusunun deneyimlenmesinde, müze-salon modeli ve pratiği —gerek içselleştirildiğinde gerekse direnildiğinde— çok önemli bir referans noktasıdır. Ulver-Sneistrup’ın “daha genç” olarak tanımladığı grup, evlerinde konvansiyonel dekor ve sosyal ritüelleri reddederek salonu, resmi niteliğinden uzaklaştırırlar. Ulver-Sneistrup, bu genç grubun tutumunu, ev stili ve evcil pratikler üzerinden üst nesille yapılan bir mücadele olarak yorumlar. Üst neslin gelenek ve normlarına karşı yapılan bu direniş ‘salon’un (müze-salonun) kasıtlı olarak yok edilişi yoluyla gerçekleştirilir. Müze-salon pratiğine direnenler, salonlarını, vitrinler ve ağır yemek takımları olmadan gündelik bir tarzda dekore eder. Böylece, resmiyeti temsil eden nesneler sembolik anlamda zıtlarıyla yer değiştirmiş olur.

Geleneksel statü olgusu ve bu olgunun vücut bulduğu nesne ve pratikler, salon avukatlarının değer yargılarının arasında bulunur. Bu gruba ait kültürel eğilimler, genel olarak otoriteye boyun eğme ve toplumsal normlara, topluluk yaşantısına uyum gösterme olarak düşünülebilir. Salon karşıtı eylemciler ise geleneksel statü olgusu ve mecbur bıraktığı pratiklerden olabildiğince kaçınır. Bu eğilim, pazar ve sistemin baskısına direnerek ve otoriteye karşı gelen bir bireysellik geliştirerek evcil alanda orijinallik ve otantiklik yaratma çabasıdır. Bu anlamda kalıpları yıkmaya yönelik taktikler, salonda resmiliğe teşvik eden göstergeleri elimine eder ve ‘salon’u (müze-salon pratiğini) bilinçli olarak ortadan kaldırma çabası ön plana geçer. Vitrinler, büyük dolaplar, ağır yemek odası takımları yerine günlük, ‘modern’ bir tarz tercih edilir. Misafiri ev döşeme kararlarının temeline koyan geleneksel anlayış eleştirilir.

Başta bahsettiğim, seminer-konferans silsilesi esnasında aslında müze-salon konusunun odağından çok da uzak değildim. Üretimhane’de Müze-Salon Anlatıları adında gerçekleştirdiğim bir sunum ve sonrasında katılımcılarla yaptığımız söyleşide katılımcılardan aldığım geribildirimler genel olarak müze-salon pratiğine dair direncin çeşitli ifadelerini oluşturuyordu.

Müze-Salon Anlatıları sunumu, Üretimhane, Ağustos 2019,
fotoğraf: Ömer Kaçar

Örneğin Pınar Hanım’ın4 yorumu, tipik salon nesneleri üzerinden işlevsizlik karşıtı bir duruş sergiliyordu:

“Hani sadece salonlara mahsus bazı nesneler vardır. Garip biblolar, boş kâseler… Hiç kullanılmazlar, ama hep dururlar orada. Varlıkları sorgulanmaz. Bu nesneler karanlık bir alandadırlar sanki. İşlevsiz oldukları gibi bazılarının mantığı da yoktur. Mesela tam ortasından kıvrılan masa örtüleri… Masayı da kullanılmaz kılan bir dekora dönerler. Ama o kıvırma illa yapılır.”

Pınar Hanım’ın bahsettiği dekor, masa örtüsünün üst yüzeyinin kıvrılması sonucu hafif kabarık bir hâle gelerek, üzerinde yemek yemeyi, çalışmayı veya başka işler yapmayı engelleyecek bir kabartı oluşturmasıdır. Kendisi bunu anlattığında benim gözümde hemen canlandı. Fikir vermesi açısından Avrupa Yakası dizisindeki Sütçüoğlu ailesinin salonundaki5 sehpa örtüsüne bakılabilir. Burada, örtünün merkezi kıvrımı referans alınarak ve o kıvrımı destekler biçimde sehpaya dekoratif tabak ve kaseler yerleştirilmiştir. Kahve fincanını koymak için bu dekorların dışında kalan alanda, yani sehpanın ancak köşesinde yer vardır.

Sütçüoğlu evinde orta sehpada
kıvrılmış örtü (
Avrupa Yakası, 136. bölüm)

İçinde masa örtüleri, dekorları ve tüketiminin sorgulanmadan gerçekleştiği ve bir şekilde hep salonun dekoru olmuş nesneler, “karanlık alana” geçiyorlardı. Nitekim Orhan Pamuk’un çalınmayan piyanolar, okunmayan kitaplar, hiçbir şeyi gizlemeyen paravanlar ve nihayetinde kullanılmayan, olası misafirlerin ziyareti için bir müze gibi korunan salonu bir kasvet hissiyle betimleyip, işlevsizliği “yaşamdan ziyade ölüme” benzettiği ortada. Tüm bu karanlık alanlar, kasvet ve ölüm, paralel bir şekilde, işlevsizliğin çeşitli izdüşümleri aslında. Aslına bakacak olursak bu da bir işlev: Sembolik işlev veya statü işlevi diyebiliriz. Ama burada eksikliğini hissettiğimiz kullanım işlevi.

Dokunulmayan, kullanılmayan bu nesneler zihnimizde bir deneyim kaydı oluşturmuyordu. Gözümüz de nesnelerin statükosunu olduğu gibi kanıksayıp, görevlerini ihmal edişlerini görmezden gelmeye başlıyordu. Karanlık alan da bu noktada oluşuyordu. Tüm bu dokunulmazlık sahibi nesneler ve pratikler, salon avukatlarının ‘doğru düzgün bir salon’ kurmak için varlığında ısrarcı olduğu standartlardı aslında. “Salon karşıtı eylemciler” olarak tanımlanan grubun salon kavramına yaklaşımı ise o ‘doğru düzgün salon’u kurma normu ve bu normla ilgili kalıpların yıkılmasına yönelikti.

Ulver-Sneistrup, alan çalışmasında bu çekişmenin pivot noktasını IKEA mobilyalarının oluşturduğunu tespit etmiştir. Salon karşıtı eylemcilerin, üst neslin misafire ayrılmış bir salon eğilimine karşı gelişleri, evcil özgürlüklerinin ilanı ve bireyselliklerinin ifadesi IKEA mobilyalarında vücut bulmuştur. Salon avukatları da, IKEA mobilyalarını eksik mobilyalar olarak niteleyip, bu mobilyaların salonun ağırlığını taşıyamayacağını ima etmiştir. Burada ağırlık ve hafiflikle ilgili ne çok anlam katmanı var, değil mi? Neoklasik mobilyaların fiziksel ağırlığı, aynı zamanda kavramsal bir ağırlık da yaratıyordu. Bu ağırlık ve eşlik eden tüm eşya ve mobilya kümesi, salon avukatları için salonu salon yapan şey olurken, salon karşıtlarının itiraz nesnelerini oluşturuyordu. Söyleşiye geri dönecek olursak, anlattığım referanslardan ötürü, salon karşıtı eylemcileri temsil etmesi açısından IKEA kataloğundan bir salon görseli kullanmıştım. Çok da pürüzsüz bir düzenin hâkim olmadığı, içinde kullanıcılar yokken bile hafif dağınık koltuk şallarıyla gündelik işlevleri olan bir salona işaret eden bir görseldi bu.

IKEA’nın önerdiği salon dekoru

Firdevs Hanım6 dikkati okuma lambasına çekmekle çok haklıydı. Koltuğun yanındaki siyah lamba, kullanıcıyı okuma eylemine yönlendiriyordu. Yine yerdeki laptop, okuma lambası, kulaklık ve kitap burada az önce birinin yere uzanıp çalıştığını gösteriyordu. Salon tertibinin bir elemanı olan nesne, salonun kullanımına dair inisiyatif alan bir özne hâline geliyordu. Bu ve buna benzer salon görsellerinde lamba, kitaplık gibi bazı nesneler, bir aktör gibi salonu insanlara ‘kullandırmaya’ yönelik bir tavır takınmış oluyorlardı. Bu okuma lambası, özellikle muntazam örtülmemiş koltuk şalları ve arkadaki kitaplık, salonda kişisel vakit geçirileceğinin, kitap okunacağının, ayakların uzatılacağının, yere uzanılabileceğinin alameti farikası oluyordu. Kişisel etkinliklere referans veren ve kullanıcın az önce orada olduğunun resmedildiği bu salonu kilitleyip izole etmek insanın aklına gelir miydi? Onun yerine bu görsel, bireysel ve gündelik işlevlere alan açan bir açık salon söylemi yaratıyordu. Belki de tam da bu yüzden IKEA, salon avukatlarının tercih etmediği bir salon zihniyetini barındırıyordu.

Gündelik işlevlere hizmet eden
bir salon söylemi, IKEA

Bu ve daha birçok değerli yorum, salonun yalıtılmışlığı ve nesnelerin işlevsizliğine karşı çıkar nitelikteydi. Kapalı kapılar ardında geçen yaşantıların, yüzeye ve bilinç seviyesine çıkışına ve sorgulanmasına şahit olmak bana hep keyif vermiştir. Bu anlamda, geniş alanı ve imkânları sayesinde, kişinin kendisini geliştirmek ve benliğini beslemek amacıyla otoriter statü toplumu baskılarından uzaklaştığı bir alan hâline gelen açık salon, eşyaya ve mekâna dair dokunulmazlık kavramlarını geçersiz hâle getirmiştir. Salon karşıtı direnişçinin salonunda, kişinin gündelik yaşamındaki aktivitelerinde ona yardım edecek ve hizmet verecek bir eşya sistemi devreye girer.

1. Çapoğlu, N. (2008). Home as a Place: The Making of Domestic Space at Yeşiltepe Blocks, Ankara (Master’s thesis). Middle East Technical University, Ankara.

2. Sevinç ve Nur Hanımların salonu için bkz. “Bir Müze Salonun İçinde: Neoklasik İhtişam”, Manifold, 29 Temmuz 2019.

3. Nasır, E. B., Öğüt, Ş. T. & Gürel, M. (2015). “Changing Uses of the Middle-Class Living Room in Turkey: The Transformation of the Closed-Salon Phenomenon”. Intercultural Understanding, 2015, volume 5, p. 15-19.

4. Pınar Öğünç; gazeteci, yazar.

5.Avrupa Yakası: Farklı Habituslar ve Evleri”, Manifold, 24 Kasım 2018.

6. Firdevs İdil Kurtulan, İngiliz dili ve edebiyatı bölümü öğrencisi

Ayata, S. (1988). “Kentsel Orta Sınıf Ailelerde Statü Yarışması ve Salon Kullanımı”. Toplum ve Bilim, 42 (Yaz), s. 5–25.
Çapoğlu, N. (2008). Home as a Place: The Making of Domestic Space at Yeşiltepe Blocks, Ankara (Master’s thesis). Middle East Technical University, Ankara.
Nasır, E. B., Öğüt, Ş. T. & Gürel, M. (2015). “Changing Uses of the Middle-Class Living Room in Turkey: The Transformation of the Closed-Salon Phenomenon”. Intercultural Understanding, 2015, volume 5, s. 15-19.
Nasır, E. (2016). Salon Mobilyalarının Kullanım ve Dönüşümlerinin İncelenmesi: Gündelik Yaşamda Salon Fikri, Mobilya Edinme Dinamikleri ve Kullanım Pratikleri. İstanbul Teknik Üniversitesi, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul.
Ulver-Sneistrup, Sofia. (2008). Status Spotting: A Consumer Cultural Exploration into Ordinary Status Consumption of ‘Home’ and Home Aesthetics. Lund: Lund Business Press.

Esra Bici Nasır, ev, gündelik hayat, salon, Yok Öyle Eskisi Gibi Salonlar