Avrupa Yakası:
Farklı Habituslar
ve Evleri

Alaturka/alafranga, doğulu/batılı, geleneksel/modern, yerel/global gibi ikili karşıtlıklar Türkiye kültür alanında habitusu belirleyen önemli kavramlar olmuştur. Çok kabaca, Batı yarımkürede genel olarak daha seküler, bireysel ve kentli yaşam tarzları egemen iken, Doğu yarımküreyi daha çok din, gelenek ve sosyal normlar şekillendirir. Daha doğrusu genel olarak böyle bir algı oluş(turul)muştur. Oysa Türkiye bağlamında, bu iki alanı keskin hatlarla ayırmak çok zordur. Bazen aynı kişinin hem ‘modern’ olarak tanımlanan pratikleri gerçekleştirdiğini hem de başka alanlarda daha ‘geleneksel’ eğilimler gösterdiğini görebiliriz. Örneğin kentli bir kadının tango kursuna giderken, altın günlerine de katılması ya da üst düzey bir yöneticinin aynı hafta içinde happy hour partisine katılıp sonra cuma namazına gitmesi gibi. Böyle bir iç içe girmişliğe karşın, bu iki habitusun göstergelerini ayrı ayrı takip etmek mümkün. Hele bu karakterleri belirgin bir biçimde gözümüzün önüne getiren bir dizi varsa: Avrupa Yakası.

Bu yaz nedense hiç izlemediğim kadar Avrupa Yakası izledim. Bir köşe yazısında Avrupa Yakası’nın yeniden popülerleşmesiyle ilgili durumu okumuştum. Demek ki sadece ben değilim. Ve izlerken, beğeni yargılarına ve kişilerin ait olduğu kültürel gruba yapılan çarpıcı vurguyu fark ettim. Dizi, bir tür modernlik pozisyonundan modern olmayan temsilleri yargılayan bir kip benimsemişti. Ve karakterlerin kendileri, bu analizi çıplak hâliyle dile getiriyordu. Örneğin Burhan Altıntop’un Makbule’ye: “Of, yürürken terlikleri şıpırdatma, bırak bu alaturka, domestik hâlleri!” veya Aslı’nın aşağıladığı abisi Volkan’a: “Bu kadar modern, bu kadar batılı bir çift olan Cem’le ben bile bunu yapmıyoruz; Selin’le siz nasıl yapacaksınız?” demesi gibi. Yani dizinin temelini oluşturan sosyolojik ve kültürel analiz, adeta (dizinin kendi dayandığı teoriye biraz da zıt olarak) bu analizi yapabilmesi umulmayan karakterler tarafından bile çıplak bir şekilde dile getiriliyordu.

Öyle ya da böyle, karikatürize bir tarzda da olsa, karakterlerin ‘modernlik seviye’lerinin bolca vurgulandığı diziyi izlerken kültürel teoride betimlenen durumların temsillerini görmek keyifli oldu. Öncelikle şuradan başlamalı ki, dizi bir modernlik pozisyonundan söylemini kuruyor ve yargısını sahneliyor. Ne de olsa Nişantaşı’ndaki bir moda dergisinin editörleri, çalışanları ve onların ailelerini konu alıyor. Kreatif bir sektörün içinde yer aldıkları için zaten bu kişiler belli bir ‘modernlik seviyesi’ içindeler. Nişantaşı semti de lüks, konfor ve elitlik sembollerini beraberinde getirir. Mesela Cem Onaran tiplemesi. ‘Modernlik seviyesi’ en yüksek karakterdir. Pierre Bourdieu, kişinin sahip olduğu kültürel sermayeyi hem baba mesleği hem de eğitim nitelikleriyle ilişkilendirir. Cem’in her iki alanda da puanı yüksektir. Eğitimini New York’ta almıştır. Babası Bülent Bey ise, bürokrattır. Onaran ailesinin Avrupa ülkelerinde yaşamışlığı vardır ve global pratiklere yatkındırlar. Bülent Bey dizinin çoğu bölümünde içine Fransızca kelimeler serpiştirilmiş bir Türkçe kullanır. Elinden şarabı eksik olmaz. Onaran evi de dizinin en modern dekoruna sahip evdir. Salonlarında sade hatlardan oluşan modern oturma grubu, arkasında kitaplık, kitaplıkta soyutlanmış formlardan oluşan dekoratif nesneler bulunur. Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar, soyut tablolar vardır. Salonun çeşitli yerlerinde insan bedeninin soyutlandığı heykeller mevcuttur. Onaranların ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir beğenisi vardır.

Onaran evi

Cem’in partneri Aslı da üniversite eğitimini Amerika’da almıştır. Fakat babası serbest girişimcidir; dizide sıkça gösterilen bir nokta olan Sütçüoğlu Muhallebicisi’nin sahibidir. Bourdieu’nün teorisine göre ‘modernlik seviyesi’ Cem kadar yüksek değildir. Fakat dizi bağlamında, Aslı’nın her türlü ‘alaturkalığa’ karşı duruşu özenle vurgulanır. Evlenirken kına gecesi istememesi, bayram ziyaretlerinden kaçmaya çalışması gibi. Aslı’nın modernliği, abisi Volkan’ın avam veya lümpen özellikleriyle yaratılan kontrastla parlatılır. Mesela partnerleriyle katıldıkları bir yarışmada, Aslı ve Cem şiir dinletisi eşliğinde bale performansı sergilerken Volkan ve Selin sirtaki yapmıştır. Volkan, aynı ailenin eğitim nitelikleri düşük olan çocuğudur. Yeri gelir arabesk dinler, küfreder, adam döver. Kendisi gibi avama daha yakın arkadaşlarıyla enformel para kazanma projeleri geliştirir. Bu iki kardeşin zıtlığı beni hep düşündürmüştür. Eğitim nitelikleri farklı olsa da aynı ailede yetişmiş iki kardeşin kültürel eksende bu kadar zıt noktalara ulaşması mümkün müdür?

Aslı’nın Antep kökenli ailesine daha detaylı bakılacak olursa, başta bahsettiğim modern/geleneksel motiflerin iç içe geçmişliğine iyi bir örnek oluşturdukları görülür. İfot, yeri geldiğinde tango dersi alan, yogaya giden bir ev hanımıdır. Bu evde hem oruç tutulur hem kadeh kaldırılır. Bu ailenin geleneksel yarımküreye yakınlığını tespit etmek de çok zor olmaz. Tahsin Bey, eve misafir gelmesinden çok hoşlanır, hatta evde uzun süreli yatılı kalan yeğenleri, bir de sıradışı bir örnek olarak yeğeni Makbule’nin partneri Burhan Altıntop vardır. Bu örüntüler kabaca eski geniş Türk ailesini anımsatır. Yeğenlerin kaldığı dairenin, ailenin yaşadığı daireye içten geçişi vardır. Yakınların kaldığı tüm dairelerde birbirlerinin anahtarı vardır. Ani baskınlar her an olur. Biraz da sitcom’un tabiatı gereği. Mahremiyet ve bireyselliğe çok az alan tanınır. Televizyon birlikte izlenir, yemekler hep birlikte yenir, yemeğe hep birileri gelir. O anlamda geleneksel bir ailedir. Tüm bu yoğun misafir ağırlama pratikleri, ailenin geleneksel aksını çok güçlü bir şekilde temsil eden Makbule tiplemesi üzerinden yapılır. ‘Domestik,’ ‘alaturka’ ve ‘geleneksel’ olan Makbule elbette kuzeni ‘modern’ ve ‘Batılı’ Aslı’nın sembolik zıddıdır. Kahve pişirilecek, ütü yapılacak veya sofra kurulacaksa Aslı yapmaz, Makbule yapar. Makbule, eski Türk ailelerindeki evlatlığa benzer. Adı konmamış, herkes tarafından paylaşılan bir anlaşmayla tüm ev işlerinin Makbule üzerine yapışması sorgulanmaz. En ‘modern’ persona’lardan Bülent Bey, Makbule’den hoşlanmaz, ama yemek için ziyarette bulunur.

‘Alaturka’ Makbule çeyizi için
dikiş dikerken

Aslı kendi inisiyatifiyle, ‘alaturka’ habitustan tamamen arınmaya çabalasa da ebeveyninin geleneksel yaklaşımı gereği, tam olarak gerçekleştiremez bu kaçışı. Dizide Aslı için kentli profesyonel bir modern kadın profili çizilse de, o yine de sevgilisi olduğunu ailesine söyleyemeyen, ilişkisini özgürce yaşayamayan, babanın kurduğu muhafazakâr çerçeveyle sınırlı kalan bir nitelik gösteriyor. Cem ile beraberliği ise, daha farklı bir ‘modernlik seviyesi’ni temin ediyor.

Sütçüoğlu ailesinin geleneksel toplum normlarına tabi oluşunun yansıması ev dekoruna da taşınmıştır. Neoklasik mobilyalarla dekore edilmiş salonda, altın kapmalı büyük bir duvar aynası mevcuttur. Vitrinin rafları, dantel örtülerle süslenmiştir ve kristal kadeh benzeri dekoratif nesneleri barındırır. Duvarlarda asılı çeşitli tabakların yanı sıra amatör ressamların yaptığı, sanat değeri çok yüksek olmayan kuğu betimlemeleri, Kız Kulesi gibi unsurları içeren tablolar vardır. Onaran ailesinin ev zevkiyle Sütçüoğlu ailesininki farklı gösterilmiştir. Bu farkı Cem’in annesi, Sütçüoğlu evine ilk geldiği anda ironik bir şekilde ifade eder: “Aaa, tablolarınız da pek güzelmiş, siz kendiniz mi yaptınız bunları?”

Sütçüoğlu evi

Gelelim Burhan Altıntop’a. “Avrupa Yakası” dergisinin idari müdürü, alaturka Makbule’nin partneri, Sütçüoğlu ailesinin zoraki ferdi Burhan, aslında dizideki en komplike pozisyonlardan birine sahiptir. Üniversite mezunudur. Tokatlıdır. Taşralı kimliği gerek şivesinde gerekse düşünce yapısında ortaya çıkar. Birlikte çalıştığı ‘modern’ bireylere ayak uyduramaz, ama yine de ‘dahil olma’ çabasından vazgeçmez. Hep bir ‘seviye’ atlama azmi içindedir. Global trendlerden haberi vardır. Ama bunları içselleştirerek icra edecek kültürel altyapısı yoktur. Bu pratikleri, karikatürize bir şekilde gerçekleştirmeye çalışır. Çoğu zaman gülünç duruma düşer. Modern/geleneksel, alt sınıf / üst sınıf kategorilerinin arasında sıkışmıştır. Bu gerilimli hâli tutumlarında tezatlar doğurur. Komplekslerinin ortaya çıkışına sıklıkla şahit oluruz. Kendisinden sınıfsal olarak daha alt seviyede gördüğü, ofisin çaycılarına (veya office-boy) zalim ve kaba davranır. Kendisinden daha üst düzeyde gördüğü ofis editör ve patronlarına yağcılık yapar, onların gözüne girmeye çalışır. Burhan, zorla dahil olmaya çalıştığı modern tayfanın, onu dışlarken dizinin çaycılarını (ilk bölümlerde Şesu, sonra Tanrıverdi) kendiliğinden aralarına aldığını her gördüğünde kıskançlıktan çıldırır. Çaycılara daha da kaba davranmaya başlar. Burhan’ın zihnindeki taşra mevki hiyerarşisine göre bu akıl almaz bir durumdur. Her seferinde isyan eder: “Pabucumun çaycısını partiye çağırıyorsunuz da beni neden çağırmıyorsunuz?” Ait olduğu taşralı habitusun niteliklerinin, modern ofis ortamında ortaya çıkmasından utanır. Kendisinden daha geleneksel gördüğü, ideal alaturka persona Makbule’yi de beğenmez. Kurtulmak istediği alaturka ve taşralı yönlerini Makbule’ye yansıtır, onu yargılar ve acımasızca eleştirir. Onunla ilişkisi zaman içinde zorlaşır. Çünkü bu ilişkiyle kendi alaturka yanı modern çevresinde ayyuka çıkacaktır.

Burhan’ın kültür genetiği, ev estetiğinde de kendini belli eder. Evi süsleyen yapay sarmaşıklar dökülür duvarlardan. Alaturka/geleneksel ev dekorunun vazgeçilmez ögesi dantel örtüler neredeyse her objenin üzerine örtülmüştür: koltuklar, plazma TV, hatta koşu bandı. Meşhur bir kitsch imge olan “Ağlayan Çocuk” resmi önemli bir referanstır. Komplekslerini, dışlanmışlığını, yalnızlığını narsisizmle telafi eden Burhan, kendi portresini ev dekorunda sıklıkla kullanır. Burhan’ın yüzü resim çerçevelerinde, yastık kılıflarının üzerinde, duvarlardaki tablolarda, hatta sahte bir Mona Lisa olarak karşımıza çıkar. Tabii ki üzerindeki dantel örtüsü veya yapay mum şeklindeki aydınlatmasıyla.

Altıntop evi

Beğeni yargılarının toplumsal üretimi bu iki alanı karşı karşıya getirir çoğu zaman. Modern paradigma içinden bir birey geleneksel beğeni kod ve sembollerini yargılar. Geleneksel habitus ise moderni eleştirir. Bu tartışma maddi kültüre, nesnelere, ev dekoruna, gündelik pratiklere de elbette yansır. Avrupa Yakası, sitcom formunda da olsa, 2000’li yılların modern/geleneksel habituslarını değerlendirmek ve tartışmak için zengin bir alan sunuyor.

Avrupa Yakası, Esra Bici Nasır, gelenek, konut, modernlik, popüler kültür