fotoğraf: Studio-X Istanbul arşivi
X-X Soru Cevap
“Neşeyi takip ederek
bir yere varacağımızı düşünüyorum.”

5 yılı geçen bir süre şehri düşünenleri bir araya getiren ve İstanbul’un en özgür ruhlu mekânlarından biri hâline gelen Studio-X Istanbul 2019 yılı Haziran ayı itibarıyla faaliyetlerini sonlandırdı. Şehrin kültürel haritasını etkileyen bu durumu mekânın beş yıl boyunca direktörlüğünü üstlenen Selva Gürdoğan’a sorduk.

Akıllardaki ilk soruyla başlayalım, Studio-X Istanbul niye kapandı?

Bildiğiniz gibi Studio-X Istanbul daha büyük bir network’ün parçasıydı. Studio-X’ler Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin dünyanın farklı kentlerinde başlattığı bir girişimdi ve hem kendilerinin özerk olarak hem de birbirleri ve okul ile işbirliği içinde çalışmaları hayal ediliyordu. Ancak okulun projeye verdiği önem seneler içinde değişti. 2019’a geldiğimizde Studio-X mekânı olarak bir tek İstanbul kaldı —diğer şehirlerdeki mekânlar birer birer farklı sebeplerle kapandı. Aslında belki de bu tür girişimlerin bir ömrü var… Tam nasıl söylemeli bilemiyorum ama Studio-X Istanbul hem Borusan hem de Columbia Üniversitesi’nin muazzam desteği ile beş altı yıl harika bir üretim sergiledi; sonra bu destek bitti. Belki de mezun olduk demek gerek, bilemiyorum…

Studio-X Istanbul tecrübesi sizce neler kazandırdı? Size, katılımcılara, izleyenlere… Beş yılda yaratılan etkiden biraz bahseder misiniz?

Studio-X’in kapanması gerektiğini öğrendiğimiz nisan ayından beri (Studio-X Istanbul’un kurucularından) Gregers Tang Thomsen ile bunu düşünüyoruz. Nasıl başladık, hangi şartlar hayal ettiğimizin ötesinde bir oluşuma dönüşmesini sağladı ve sürdürülebilir olmasını sağlamak için neleri yapmalıydık veya yapmalıyız.

Nasıl başladı konusunda ortak hatırladığımız şu; biz zaten mimarlık pratiğini bilgi üretmek ve paylaşmak üzerine kurmak istiyorduk —Kerem Piker ile başlattığımız Karaköy Talks bu amaçla vardı. Studio-X ile yollarımızın kesişmek üzere olduğu dönemde bir yandan acaba İstanbul’da Storefront gibi küçük bir galerimiz olabilir mi diye dükkân bakıyorduk, bir yandan co-working mekânı mı başlatsak diye ortaklıklar kurmaya çalışıyorduk.

Sanırım 2008’de Gregers, Studio-X’lerin ilk başladığı günlerde Mark Wigley’e* email atmış, —benim haberim sonradan oldu— olur ya İstanbul’da kurmak isterseniz ekibinizde olmak isteriz diye. Sonra bu hayaller gerçek oldu —beklentimizin çok üstünde bir kapasite ile. Tadına doyamayacağımız bir ‘bir araya gelme ve paylaşma’ ortamı oluştu. 2013, 2014, 2015… Bu son beş altı yılın her biri kent gündeminin çok yoğun olduğu yıllar oldu ve bir arada bir şeyler üretmek, buna vesile olabilmek çok değerli bir deneyimdi.

Mark Wigley’nin bizi işe alırken iş tanımı çok kısaydı, “evet” diyeceksin —şehirlerin geleceğini çalışmak istediğini söyleyen herkese bir şekilde destek olacaksın. Evet deme, destek olma kaslarını geliştirmek —içeriğini kontrol etmeye heves etmeden fikirlere destek olmak, bunlar çok önemli deneyimlerdi benim için. Ve birbirimize destek olarak ürettiğimizde üretilen işlerin ‘parlamasını’ görmek de çok kıymetli oldu.

Yaratılan kıymet konusunda neler söyleyebilirim bilemiyorum —objektif olmam imkânsız, bence çok önemli bir özgürlük alanı oluşturma, üretme ve paylaşma deneyimi yaşamış olduk ama bilemiyorum Studio-X Istanbul’u başka paydaşları nasıl hatırlayacak.

Bundan sonra ne olacak peki?

Kapanacağını öğrendiğimizden beri Ege Sevinçli, Gregers, Gülcan Evrenos ve ben şunu düşünüyoruz, konuşuyoruz: Gerçekten bir değer oluştuysa o değer başka bir şeye dönüşecek. Sadece neye dönüşmesi gerektiğini iyi ‘dinlememiz’ gerekiyor. Değişmesine izin vererek… Maddi olanakları veya mekânı sorun etmeden, olumsuzlukları, sorunları dinleyerek değil de olasılıkları, neşeyi takip ederek bir yere varacağımızı düşünüyorum. Studio-X bunu öğretti bana —kontrol etmeden, entelektüel bir neşeyi büyütmeyi öğretti. Bunu devam ettirmek isterim. Neşe neşeyi doğurur, bunu hissediyorum ve bu hissi takip etmek istiyorum. Bu neşeyi paylaştığımız birçok kişiye de minnetimizden dolayı yeni bir platform kurmayı denemek istiyoruz.

Bu yeni platform İstanbul’da var olan kent deneyimini bir araya getirmeye ve bu deneyimden paylaşılabilir bilgi üretmeye devam etmeli. Hatta belki mümkünse kente daha fazla dokunabilmeli… Birlikte üretme pratiğini belki kent mekânına da taşımanın yollarını araştırmalı… İsmini ararken “X-X Institute” olmasını düşündük. Bir nevi X’in büyümesini hedefleyerek.

Studio-X’in ortaya çıkarttığı bilgi ve deneyimi devam ettirmekten daha fazlası bu dediğiniz. X-X Institute ile ne zaman tanışıyoruz?

Ekim ortasında planladığımız bir şey var —bizi heyecanlandıran imkânlar barındırıyor. Umuyorum çok yakında paylaşıma hazır olacak. Bu arada bu yeni platformun bir parçası olmak isteyen herkese ulaşmak istiyoruz —bir arada olmak için kapınızı çalacağız ama lütfen siz de eskiden olduğu gibi hiç çekinmeyin, bize yazın:

info@x-x.institute
facebook.com/xxinstitute
twitter.com/xxinstitute
instagram.com/xxinstitute

fotoğraflar: Studio-X Istanbul arşivi

* Mark Wigley, Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi (GSAPP) eski dekanı ve 3. İstanbul Tasarım Bienali eş küratörü.

Selva Gürdoğan, Studio-X Istanbul, Studio-X Soru Cevap, X-X Institute, X-X Soru Cevap