X-X Soru Cevap
“Bilim dünya tarihinde en etkili dönemini yaşıyor”

Türkiye’de bugüne kadar dar bir çevre içinde takip edilebilen dijital sanatlar, ilk kez bir festival formatıyla karşımızda. 29-31 Mayıs tarihleri arasında Tophane-i Amire’de izlenebilecek olan Dijital Sanat Festivali’ne Türkiye’den ve dünyadan otuzun üzerinde sanatçı katılıyor. Festivali ve sanatın dijital hâllerini festivalin danışmanlarından Bager Akbay’a sorduk.

Bager Akbay

Sanatın içinden dijital sanatları ayrıştırarak bir festival düzenlemek nasıl bir ihtiyaçtan ileri geldi?

Tabii ki bir festivalin ismini belirlerken basit-yalın olmak gerekiyor ama aslında festivalin kendisi nasıl bir perspektif ortaya koyulduğunu gösterecektir. ‘Dijital’, mihenk taşı olarak kabul ettiğimiz bir kavram. Dijital dünya bize hak kavramını, orijinalliği ve kopyanın anlamını sorgulattı; farklı şekillerde beraber üretme olanağı sağladı. Bizim derdimiz de bu yeni (!) uygulama alanının bize ve dünyaya kazandırdıklarına odaklanmak ve buna odaklananların ürettiklerini bir arada sergilemek. Dolayısıyla bu kültürden beslenen analog işler de aslında bu dünyanın bir parçası. Bu tip dönüşümlere ‘yeni’, ‘yakın’, ‘post’, ‘neo’ gibi açıklayıcı olmayan ifadelerle yaklaşmak yerine, dijitali tercih ettik.

Sanat sanattır diye baktığımızda, klasik sanat formasyonundan gelenlerin dijital araçlarla ilişkisini nasıl görüyorsunuz? Dijital altyapılarla çalışan sanatçılar daha çok hangi kökenden geliyor?

Sanat, bilim, tasarım ve mühendislik gibi alanların aksine daha kaotik bir ortam sunuyor. Sanat alanına sadece müze, galeri ve sanat tarihçilerinin yazdığı açılardan bakarak bunu fark etmek zor olabilir. Günümüzde birçok alternatif sanat üretme tekniği yan yana durabiliyor. Somutlaştırmak için zıt gözüken iki ekolden bahsedebilirim. Birincisi, alet ve malzemede teknolojik gelişimi bir noktada durduran, kavram ve anlatıya odaklanan akımlar. Diğeri de yeni teknolojileri yeni hikâye anlatmak için fırsat gören akımlar. İlkine sinemadan Dogma 95 manifestosu örnek gösterilebilirken, ikinciye Ars Electronica Festivali ve Yeni Medya Sanatı örnek gösterilebilir. İkisinin de artıları eksileri var; birinin doğru ve mutlak olduğunu önermek sanatı sorgulamak için yetersiz olacaktır.

Bizi daha çok ilgilendiren kısım sanırım ikinci akımlar oluyor; yani mühendislik icat oldu diye teknik becerilerden vazgeçmeyen, bilim ve sanat arasındaki ilişkiye inanıp güncel makaleleri takip eden, ayrıca para ilişkisini sorgulayıp reklam ajansı, biletli gösteri ve hatta şirket gibi enstrümanları kurcalayan sanatçılar. Bunlar tabii ki tehlikeli konular ama risk almadan eser üretmek aslında mümkün değil gibi geliyor.

Yeni bir teknoloji, yeni bir medium hem riskler hem olasılıklar içerir, hatta yeni medium tasarlamaktır bu devirde etkili olan. Eğer bu teknolojilere hâkimseniz, hiç anlatılmamış hikâyeleri anlatma şansınız olabilir. Bazı sanatçılar bu yolu tercih ediyor. Sanat okulları ve kurumları bu çizdiğim resimde genelde muhafazakâr tarafta kalıyor, o yüzden bu alanda üretimde bulunan birçok kişinin geçmişi klasik sanat platformlarıyla kesişse de tam olarak örtüşmüyor.

Festival kapsamında yedi-yirmi dört yaş aralığındaki öğrencilere de bir açık çağrı yaptınız. Bu çalışmaların ne kadarını festivalde izleme fırsatı bulacağız?

Bağlantı teması aslında bunu çok güzel anlatıyor, birbirinden kopuk gibi gözüken toplulukları yan yana görme şansı veriyor bize. Bağlantıyı şu ve şu amaçlarla istiyoruz gibi bir tavrımız yok ama birbirinden uzak kalan bu alanları bir arada görmek belki yeni ilişkiler kurmamızı sağlayabilir. Gençler, çocuklar bizden çok daha iyi eğitim alıyor, bizden daha fazla imkâna sahipler ve bildiğimiz çoğu metriğe göre bizden iyiler. Bunu reddeden ya istatistik bilmiyordur ya doğru kaynaklara erişemiyordur ya da aklında tanımlayamadığı metrikler vardır. Kırk dört yaşında biri olarak, “Yeni nesil ahlaksız, saygısız, hiçbir şeye konsantre olamıyor, anlamlı bir şey üretemez” demek çok kolay. Bunu söylersem kimse beni yadsımaz ve zaten tarih boyunca söylenmiş bir repliği tekrar etmiş olurum. Ben üç yaş üstü neredeyse her grupla dönem dönem derinlemesine çalışmalar yapıyorum. Çocukların ve gençlerin, önceki nesillerin tanımları altında ezilmemek için ne tür yöntemler keşfettiğini gözlemliyorum. Bu konuda bence çoğumuzdan daha ciddi bir şekilde çalışıyorlar. Ümidim onların bu ciddiyetinin biraz olsun festivale yansıması aslında. Ciddiye alınmaları için yaşlanmalarını kriter olarak öne sürmek yapabileceğimiz en gaddarca şeylerden biri olur. Başvurusu yapılan çalışmalar ana sergideki gibi bir seçkiden geçerek sergilenecek.

Festivalin ana teması “bağlantı_aranıyor...” sanki hem pozitif hem de negatif bir çağrışım yapmayı hedefliyor. Dijital dünyanın kurduğu ve bozduğu bağlantıların yeni bir sanat alanı oluşturduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, bir durum tespiti oluyor aslında bu bağlam. Burada küratörler adına konuşmak istemiyorum. Temayı Ege Sevinçli ve Esra Özkan oluşturdu. Ebru Yetişkin, Selva Gürdoğan, Ekmel Ertan ve ben de bazı katkılarda bulunduk.

Kendi perspektifimden özetle şöyle yorumlayabilirim: 20. yüzyılın yarattığı uzmanlaşma ve hızlı gelişim, bir topluluk olarak tüm dünyada bir ilerleme sağladı. Bu hızlı gelişme doğal olarak kopuk yeni alanların oluşmasına sebep oldu. Krizden istifade edip biraz soluklanıp tekrar bağlantıları oluşturabiliriz. Daha samimi, şeffaf, katılımcı ve barışçıl ortamlar, bu yeni bağlantılar sayesinde umarım oluşacaktır.

Dijital sanatlar, dijital kavramsallık ve görselliklerin ötesinde bilimin ta kendisini de sanatın alanına getirebiliyor. Festivalde bu bağlamda çalışmalar da yer alıyor mu?

Kesinlikle, bilim dünya tarihinde en etkili dönemini yaşıyor. Son on yıl biraz garip geçse de genel olarak bu eğilimi görüyoruz. Arama motorlarına, ortak kültür ansiklopedilerine teşekkür ederim, ki onların da katkısıyla artık yalan söylemek daha zor. Zaten yalan söylemek zorlaştığı için her taraf yalanla dolu gibi geliyor. Bilim yapabilmek için önce gözlem gerekir. Şu an o aşamadayız, dünyayı ve kendimizi hiç olmadığı kadar iyi görüyoruz, bu da canımızı sıkıyor. Bundan yüz yıl önce bilimsel makale olarak yazılmış birçok metni, vasat (!) bir medya kurumunda bile yayımlayamazsınız artık. Her türlü ayrımcılığa ve anlamsızlığa karşı daha donanımlıyız.

Sanatçıların birçoğu da bu durumdan etkileniyor. Bilimin her alanda olduğu gibi sanat alanında da etkisi yüksek. Bu aslında biraz Rönesans dönemi sanatçılarının durumuna benziyor. Kavramlar birbirinin içinde eridikçe, eserlerin ne eseri olduğu daha tartışılır duruma geliyor. Sanat çalışmaları, makaleler üretilmesine vesile olabiliyor veya o makalelerden beslenerek üretilebiliyor.

Son soru da dijital sanatların kalıcılığı üzerine olsun. Kullanılan tekniklerin ve teknolojilerin sürekli güncellenmesi sanat tarihi cephesinden nasıl bir fark yaratıyor? Dijital klasikler bir hayal mi, realite mi?

Hafıza ilginç bir problem, biraz fazla Avrupa perspektifinden baktığımız bir şey. İşe yaradığı yerler kesinlikle var ama sömürüye de açık bir ortam yaratıyor. Birçok eserin kimsenin görmediği odalarda saklanması, kitaplara sadece bazı arşivlerden erişilebilmesi, makalelerin ödeme duvarları arkasında saklanması yerine geçiciliği kucaklamayı tercih ederim. Dijitali saklamak aslında zor değil ama onu gösteren teknolojinin ölümlü olduğunu kabul etmek lazım. Lakin bu yeni bir şey değil; yüzyıllardır üretilmiş birçok tiyatro eserini ve performansı izleyemiyoruz, buna benzer bir durum oluşturuyor yeni medya. MoMA’nın Tetris’i koleksiyonuna alırken gösterdiği özeni belki daha çok esere göstermeliyiz ama çok da emin değilim. 

Bager Akbay, dijital kültür, dijital sanat, Dijital Sanat Festivali, sanat, Studio-X Istanbul, Studio-X Soru Cevap, X-X Institute, X-X Soru Cevap