Tavşan Deliğinden Aşağı
Metinde Kuş Geçince Çizer de Kuş mu Çizer?
And what is the use of a book, thought Alice, without pictures or conversation? 
[Peki ama resimsiz, konuşmasız bir kitap neye yarar ki? diye düşündü Alice.]
—Lewis Carroll, Alice’s Adventures in Wonderland

Tavşan deliğinden aşağı yeniden düşüp, bu kez bir yayın koordinatörünün günlük, aylık, senelik rutinini anlatmak, böylelikle bir yayınevinin işleyişi hakkında kişisel ve mesleki deneyimlerimi aktarmak istiyordum. Bu yazı yazılmayı bekleyedursun, sevgili Esen’le başka bir yazı ihtimali üzerine yazışırken bambaşka bir fikir geldi aklıma. Şöyle yazmıştı Esen bana: “Bir kitap nasıl resimlenir üzerine, Türkçede hiç yazı okumadım. Metinde kuş geçince çizer de kuş mu çizer? Kuş nasıl hayal edilir? Dünyadaki bir kuşun ‘aynı’sı veya benzeri midir, veya tamamen uydurma mıdır?”

Bu soru üzerine çok düşündüm, soruya yanıt aramak için sayfalarca yazabilirdim belki. Ama sonra yazmaktan ziyade, ‘göstermeye’ karar verdim. İstedim ki işimin, belki de en sevdiğim kısmını, birlikte çalıştığım insanlarla, çalıştığım şekilde anlatayım.

Sekiz senedir Can Çocuk’ta ayda —ortalama— dört kitap yayımladığımız düşünülürse, her sene onlarca kitabın resimleri için çizerlerle iletişim kuruyorum, onlarla konuşup yazışıyorum; daha da güzeli, kitapların illüstrasyonlarını ilk gören olma şansına sahip oluyorum. Hem de her defasında hiç eksilmeyen bir heyecanla.

Bu heyecana ve deneyime bu yazıyı okuyan, yayıncılıkla, çocuk kitaplarıyla ya da illüstrasyonla ilgisi olan —ya da olmayan— herkesi ortak etmek için Uğur Altun, Elif Deneç, Sedat Girgin, Gökçe İrten, İpek Konak, Mert Tugen ve Burcu Yılmaz’dan yardımlarını rica ettim; eksik olmasınlar, her birinden heyecanıma heyecan katan yanıtlar aldım.

Sonrasında süreç şöyle ilerledi: Hepsine resimleyecekleri sahneyi gönderdim; bu sahneyi resimlerken Esen’in sorularının yanıtlarını da düşünmelerini, o sahnenin kendilerine neler hissettirdiğinden ve resimlerken akıllarından neler geçtiğinden ve bunların resimleme tercihlerini nasıl yönlendirdiğinden kısaca bahsetmelerini istedim.

Seçtiğim metin, yakın tarihte yayımladığımız Molly, Pim ve Milyonlarca Yıldız adlı kitaptan bir sahneydi. Aslında kitapta yazarın kendi siyah beyaz illüstrasyonları var; üstelik kitaptaki az sayıdaki illüstrasyondan biri de bu sahneninki. Bu sahneyi seçmemin nedeni —bence— hem güçlü ve görkemli olması, hem farklı duygulara kucak açması, hem de “bir ağaç” barındırmasıydı. Bu kitabı yazarın illüstrasyonlarıyla yayımlamıyor yeniden resimletiyor olsaydık, resimlenmesini tercih edeceğim bir sahne bu olurdu muhakkak. Üstelik sahnedeki “ağaç” da Esen’in sorusundaki “kuş”a karşılık gelebilecek bir öğeydi. Yalnızca bu noktada metne ufak bir müdahalede bulundum ve “meşe palamudunu” “ağaç” olarak değiştirip paylaştım çizerlerle; her birinin o “ağacı” nasıl hayal edeceğini görelim istedim. Metinde ağaç geçince çizer de ağaç mı çizecekti? Dünyadaki bir ağacın ‘aynı’sını ya da benzerini mi çizecekti, yoksa tamamen uydurma bir ağaç mı olacaktı resmettiği?

Çizerlere kitabın konusu hakkında biraz bilgi1 verip, illüstrasyonlarına dair hiçbir yönlendirme (ebat, yatay/dikey, siyah beyaz/renkli vs.) yapmadığımı da not düşeyim. Resimleyecekleri sahne (metnin son üç paragrafı) onlara gönderdiğim hâliyle şöyle:

“Molly içeriye koşup su kaynattı ve otları çaydanlığa boşalttı. Sonra demliği aldı ve annesinin çukur kazdığı yere gitti. Annesi doğrulup iş eldivenlerini elinden çıkardı. Hasır şapkasının geniş ucu yüzünü gölgeliyordu ama Molly annesinin yanaklarının kızardığını yine de görebildi. ‘Bir ağaç için çok büyük bir çukur gibi göründüğünü biliyorum ama köklerin çabucak büyümesi için yeterli alana ihtiyacı var. Ah, çayımı getirmişsin, teşekkür ederim!’

‘Hodanotu ve fesleğen,’ diye açıkladı Molly. Annesi gülümsedi, ama etkilenmek için fazla yorgun görünüyordu. Birlikte orada oturup sarı kuyruksallayan kuşunun bir ağacın alacalı gölgesinde dans edişini seyrettiler. Molly çay koydu. Maude tüylerini tembel tembel okşayan anneye sırnaştı. Annesi fincandan çayını yudumlarken Molly’ye baktı. ‘Çukur yeterince derin, sanırım ağacımızı eker ekmez bir şeylerin harekete geçtiğini görürüz,’ dedi ve fincanını bir kenara bıraktı.

Her şey o kadar mahmur, miskin ve parlaktı ki, hepsinin bir an sonra korkunç bir hızla değişmesi mümkün değilmiş gibiydi. Molly’nin annesi çayından büyük bir yudum aldı, yutkundu. Gözleri büyüdü. Elinde tuttuğu şeye dehşetle baktı. Ağaç için hazırladığı iksirin kavanozuydu bu. Molly de ona baktı. Korkunç bir şey oluyordu. ‘Anne?’ dedi telaşla. Fakat annesi konuşamıyor gibiydi.

Gözleri kapandı, sendeledi, devrilmek yerine koyu, bulanık bir renk almaya başladı. Vücudu serpildi ve kolları bir korkuluk gibi bükülmez bir şekilde ileriye doğru uzadı. Vücudundan şiddetli bir gıcırdama ve bölünme sesi geldi, gözleri birden gözkapakları iki yana çekiştirilmiş gibi genişledi. Molly’ye hasret dolu bir bakışla baktı. Sonra gözleri kapandı. Nefes verirken toprak onu içine çekiyordu sanki. Maude çılgınca koşmaya başladı.

Molly donakaldı. Annesinin vücudu bir ağaç gövdesine dönüşmüştü. Cildi soyulmaya başlayıp kolları dal şeklini aldı. Ve yüzü, yaz mevsiminin gür, gökyüzüne yayılan yapraklarında kaybolup gitti. Annesinden geriye kalan tek şey, ağacın tam tepesinde tekinsizce sallanan hasır şapkaydı. Şapkanın ince, kırmızı kurdelesi rüzgârda neşeyle savruluyordu.

Molly’nin kalbi küt küt atıyordu. Gözleri şaşkınlıktan faltaşı gibi açılmış, dizleri titremeye başlamıştı. Çömeldi ve ellerini ılık çimlerin üstüne koydu. Ağaca dönüşen annesine doğru emekledi ve başını onun gövdesine yasladı. Gözlerini sımsıkı yumdu ve ağlamaması gerektiğini söyledi kendi kendine.” (Molly, Pim ve Milyonlarca Yıldız, Martine Murray, Çev. Tuğçe Özdeniz, s. 57–59, Can Çocuk Yayınları, 2017)

Sonra çizerleden yavaş yavaş sahneler gelmeye başladı, biz ara ara Esen’le telefonlaşıp sevincimizi ve heyecanımızı paylaştık... Ve ortaya böyle bir çalışma çıktı:2

Uğur Altun: Metinde kuş geçiyorsa, çizerin de bir kuş çizmesine gerek yok. Bir sonraki, önceki ya da aynı metinde geçen farklı bir canlıyı, objeyi çizebilir. Kanatları olan her şey kuş olabilir, uçabilir. İlla bildiğimiz bir kuş formunu hayal etmemiz gerekmez. Dünyadaki bir kuşun benzeri olabilir, bir çocuğun hayal ettiği bir kuş olabilir. Tamamen uydurma da olabilir. Önceden de söylediğim gibi kanatları olan her şey kuşa benzeyebilir.

Bu sahneyi çizerken açıkçası daha yumuşak ve naif renkleri hayal ettim. Annesini sonsuzluğa uğurlamak durumunda kalan bir çocuğun ağlamaması bence oldukça hassas bir durumu anlatıyor.

İllüstrasyon: Uğur Altun

* * *

Elif Deneç: Sahnede detaylıca betimlenen sıcak iklim, rehavet ve o an değişik bir şeylerin olmasına pek ihtimal vermeyen durağanlık çok önemliydi, çünkü kullanılacak renk paletini ve hareketi tam da bu detaylar belirliyor. Bu sebeple sepya tonlar ve durgun bir kompozisyon içinde tek hareketli olan “anne” karakterinin şapkasındaki kurdeleyi renklendirdim. Bir de yer yer, bu detayla bağlantı içinde olan Molly’nin giysisinde... Sahneyi çizerken, çocukken kalabalıkta annemi her kaybettiğimde mideme yumruk gibi inen ağrıyı ve sakin kalma çabamı hatırladım. Tabii bir de neden bilmem, yaz günü ayrı bir sıkıntı verir böyle durumlar... Belki öyle aydınlıkta apaçık ortada kaldığın için.

“Metinde kuş geçince çizer de kuş mu çizer?” —Metinde kuş geçince, çizer kuşun yalnız gölgesini veya hareketini de resimlendirebilir. Kendi çocukluğumdan yola çıkmam gerekirse, aslında bu esprilerden özellikle keyif aldığımı hatırlıyorum. Her ne kadar çocuklar bu tip şeyleri yetişkinlerden hızlı algılasa da, biz yabancı çizerlere nazaran daha az risk alıyor, dolaylı anlatımdan kaçınıyoruz sanırım.

“Kuş nasıl hayal edilir? Dünyadaki bir kuşun ‘aynı’sı, veya benzeri midir veya tamamen uydurma mıdır?” —Şüphesiz detay çok önemli. Bu her detayı incelikle işlemek bir tercih olabileceği gibi, formu sadeleştirirken tek bir detayı parlatmak da tercih edilebilir. Benim kuşum bu dünyadakine benzer, bolca dokulu ve muhtemelen biraz tombuldur. 
:)

İllüstrasyon: Elif Deneç

* * *

Sedat Girgin: “Metinde kuş geçince çizer de kuş mu çizer?” —Bence resimleyen yeni bir hikâye oluşturabilir. Mesela metinde bahsedilen sadece bir kuştur ve resimleyen o kuşa belki de toprakta solucan kovalatıyordur. Metinde yazanın üstüne bir şey koymalıdır ki çizer, süslemeden öteye geçebilsin.

“Peki kuş nasıl hayal edilir?” —Kuş bir çizerin çizgisini, karakterini taşımalıdır. Hayal ile yaratılanın içine duygu üflemelidir çizer.

“Dünyadaki bir kuşun ‘aynı’sı, veya benzeri midir veya tamamen uydurma mıdır?” —Kuş üzerinden konuşuluyorsa, evet uydurulabilir. Kuş çevremizde çokça gördüğümüz bir hayvan olduğundan, iyi bir çizer onu çokça gözlemleme şansı bulmuştur. Ama metinde bir karıncayiyenden bahsediliyorsa ve çizerin hayalinde öyle bir canlı yoksa fotoğraftan çizmek yerine birkaç eskiz alıp hayalinde kalanıyla yeni bir karakter yaratması benim daha çok hoşuma gider.

Resimlediğim sahne bana duygu olarak yoğun geldiğinden bu şekilde bir çizim oluşturdum. Anne ve kız arasındaki o duyguyu daha vurucu yansıtabilmek için siyah ve kırmızıyı kullandım. Hikâyede geçen fincan, hasır şapka, kırmızı kurdele gibi öğeleri kullanmanın bu etkiyi azaltacağını düşündüğümden kullanmadım. Bir ânı resimleyip gerisini çocuğun hayal gücüne bırakmak istedim.

İllüstrasyon: Sedat Girgin

* * *

Gökçe İrten: Duygusallığı zirvede bir metin olduğu için biraz daha soyut resimlemeyi seçtim.

Metinde kuş geçince çizer de pek tabii kuş çizebilir. Ama bu bazen, zaten bahsi geçen bir manzarayı tekrar sunmak da olabilir. Kuş yerine konduğu ağaç ya da kuşu yiyen köpek çizmek hayal gücünü bir adım öteye taşımaya yardımcı olabilir. Kuşun biçimi de benim için yazıya göre şekillenir, itinayla uydurulabilir.

İllüstrasyon: Gökçe İrten

* * *

İpek Konak: Metinde kuş geçince, her zaman kuş çizmek gerekmeyebilir. Bence bir metni görsel bir öğeye dönüştürürken asıl dikkat edilmesi gereken, metnin neye işaret ettiği, nereye yöneldiği ve yöneltmek istediği aslında.

Kuş hayal edilmesi gerektiğinde de, yine çizerin o âna kadarki tüm birikimleri devreye girer. Yalnızca görsel değil de, kalan tüm alanları da kapsayan bir birikim bence bu. Ne kadar geniş bir yelpazesi varsa bu birikimin, kuşlar da o kadar renkli, özgün, ilgi çekici olur diyebilirim kısaca.

Bu kuşun dünyadaki bir kuşun aynısı ya da farklı olacağına da koşullar dahilinde karar vermek gerekir. Mesela, spesifik bir bölgede geçen bir kuş hikâyesinde orada hiç yaşamayan bir kuşu resimlerseniz, bu hatalı bir yönelme ve yönlendirme olur. Tamamen yeni bir dünya kurgulanacaksa da, yine bu kuşun o dünyaya ait olması gerekir. Örneğin tüm formların yuvarlak olduğu bir dünyada kare formlu bir kuş, epey zorluk çekecektir ve uyumsuz gözükecektir. Öğeleri tek tek ele almadan önce, tüm dünyanın kendi içerisinde ortak bir dili olmasına özen göstermek gerekir diyebilirim.

İllüstrasyon: İpek Konak

* * *

Mert Tugen: Metinde kuş geçince, muhakkak kuşu resmetmeliyim diye düşünmüyorum. Önemli olan metindeki olayı, can alıcı noktayı ve orada verilmek istenen hissiyatı resmedebilmek ya da sadece o an bana ne hissettirdiyse onu çizmek.

Metni okuduktan sonra zaten zihnimde kuşa dair birtakım görüntüler oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle sıcağı sıcağına eskiz yapmaya başlarım. İlk etapta kafamda silik bir kuş görüntüsü varken, kâğıda küçük ve hızlı eskizler yapmaya başladıkça görüntü de canlanmaya başlar.

Hiçbir zaman dünyadaki kuşun ya da herhangi bir şeyin aynısını yapmak ilgimi çekmedi. O yüzden çizeceğim kuş tamamen uydurma veya metinde geçen spesifik bir kuş varsa onun kendimce şekillendirilmiş bir benzeridir.

İllüstrasyon: Mert Tugen

* * *

Burcu Yılmaz: Metin neyi gerektiriyorsa onu çizerim. Bir kuş varsa, evet, kuşu çizerim. Fakat öten bir kuş varsa gagasını açmış ‘cikleyen’ bir kuş çizmeyebilirim. Kalemin muhayyilesi kuvvetlidir; yazarken de çizerken de kalemle hayal ederim. Öte yandan, yeni bir şey yapabilmek için var olanın iyice bilinmesi gerektiğine inanırım. Ayrıca hiçbir şeyin tamamen uydurma olabilmesi mümkün değildir. Sokaktaki kuşlara, ansiklopedilere iyice bakarım. Ardından kuşun formunu olabildiğince bozmaya ve basitleştirmeye çalışırım (Bu noktada kimi zaman malzeme beni yönlendirir kimi zaman ben malzemeyi.) Öyle ki, yine de, bir kuş olduğu anlaşılmalı.

Bu resim için en başından beri küçük kızı tek ve kederli bir renkte hayal ettim. Bu renk benim için maviydi (“Almost Blue”nun etkisi olsa gerek). Resimle uğraştıkça, annenin de aynı renkte olması gerektiğini düşündüm. Zira “orası” başka bir ülkeydi. Bizim ülkemizden olan tek şey, şapka, bu ayrılığı vurgularcasına kıpkırmızı oldu. Yeşil mi; sadece resmi daha güzel gösterdiği için...

İllüstrasyon: Burcu Yılmaz

* * *

Bir yazı yazılmayı beklerken ben başka bir yazı yazdım, o yazı bambaşka bir yazıya kapı açtı. Alice’in epigraftaki sorusuna dönüyorum o hâlde: Peki, resimsiz “çocuk kitabı” olmaz mı, resimsiz çocuk kitabı işe yaramaz mı? Bu sorunun yanıtını B.J. Novak’ın The Book With No Pictures adlı kitabıyla yaptığı etkinlik versin diye, etkinliğin video link’ini buraya bırakıyorum:

Bu yazının sonu da belki başka bir yazıya konu olacak, kim bilir?

1. Kitaptaki Molly karakteri, annesinin tuhaf huylarından rahatsız olan bir kız çocuğu. O da annesi, sınıf arkadaşlarının anneleri gibi ‘normal’ olsun istiyor. Ama Molly’nin annesi şafak sökerken şifalı bitkiler toplayan, onlardan iksirler hazırlayan bir kadın. Evleri hiç düzenli değil, rengârenk eşyalarla dolu ve tıkış tıkış.
Resimleyeceğiniz bölümde okuyacağınız gibi, anne bir ağaca dönüşüyor... Kitabın sonunda Molly [biraz da yardımla] annesini kurtarmanın bir yolunu buluyor.

2. Çizerlerin çalışmaları soyada göre alfabetik olarak sıralanmıştır.

{Fold içindeki fotoğraf: İpek Şoran}

Burcu Yılmaz, çocuk, çocuk kitabı, Elif Deneç, Gökçe İrten, illüstrasyon, İpek Konak, İpek Şoran, Mert Tugen, Sedat Girgin, Tavşan Deliğinden Aşağı, Uğur Altun, yayıncılık