New York’ta bir Parisli
“Son Sözler” başlıklı kitaplar insanların son sözlerini, onların hayatına bir pencere açan farklı bir edebi tür olarak ele alır. Meslektaşların ölümünün hemen ardından yazılan ölüm ilanları ve anı metinleri de son sözler gibi kendine özgü bir yazım türüdür: Ne analiz, ne eser incelemesi, ne kişisel günlük olan, ancak bunların hepsi olabilen; olağanlaşmamış anlatım biçimlerini, duygusallıkları mazur gören farklı bir makale yazım şeklidir. Bir yazar meslektaş hakkında ölüm ilanı yazmak, kişinin kasıtlı olarak yabancı konumundan, eleştirel ve analitik zihninden uzaklaşması, insan ilişkilerine ve yakınlığına kendini kaptırması anlamına gelir. Bu sadece bir yazarın başka bir yazarın eserini yorumlaması değil, kişisel karşılaşma ile akademik okumayı birleştiren ilişkisel bir anlatıdır. Bir başkasının eserini okumanın aslında iki insan arasındaki bir karşılaşma olduğunu hatırlatır. Tüm akademik sözlerin arkasında yaşayan, düşünen, ağlayan, gülümseyen, yargılayan, seven, nefret eden bir insan olduğunu fark ettirir. Ölüm ilanı yazıları bir geçiş türüdür: Bundan sonra bir insanın eserleri ve etkileri hakkında hep geçmiş zaman kullanılacaktır. Bir anlamda son söz, diğer anlamda ilk söz olan bu yazılar, yoğun kayıp ve üzüntü duygusuna rağmen yaşamanın, yazmanın, üretmenin, yaşayan, yazan ve üreten bir insanla anılar biriktirmenin ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu doğrulayan, yaşamı onaylayan bir türdür.
Manifold için hazırladığım “Jean-Louis Cohen’in Ardından” dosyası, meslektaşları ve öğrencilerinin anılarını bir araya getirerek, bu mimar ve tarihçinin mimarlık tarihine, sergilerine, eğitimine ve koleksiyonculuğuna yaptığı katkıları göstermeyi, daha özelde onun Fransa, Almanya, Rusya, Fas, ABD, Kanada, Irak, Brezilya, Somali-Etiyopya ve Türkiye’deki çalışmalarını ve etkisini anlatmayı amaçlıyor. Farklı günlerde yayımlanacak yazılar, mimarlık tarihinin pratik ve politikayla ilişkisi, detayları ve bütün resmi görmek arasındaki gerilim, sergi hazırlama ve kitap yazmanın tamamlayıcılığı ve yarışı, küresel mimarlık tarihi yazmanın önemi ve zorluğu, araştırma, öğretme ve danışmanlık yapma arasındaki birliktelik, bitmemiş projelerin akıbeti gibi konular üzerine sözler söylüyor. Meslektaşları, öğrencileri ve beraber çalıştığı kişilerin tek tek yazdıkları bu dosyada birleşerek, Jean-Louis Cohen’in çoklu uzmanlığının ve etkisinin geniş yelpazesini, çok katmanlı ve zengin yaşam mozaiğini ortaya çıkarıyor. Makaleler (biri hariç) İngilizce ya da Fransızca kaleme alındı ve benim tarafımdan Türkçeleştirildi. [Esra Akcan]
***
Hepiniz gibi ben de Jean-Louis Cohen’in ardından bu anma metinlerine yoğun duygularla katkıda bulunuyorum. Uzun zaman önce, Jean-Louis'in etkinlikleri ve projeleriyle dolup taşan böyle bir anmaya katılmayı asla hayal edemezdim. Atlantik’in her iki yakasında, Fransa’da ve Amerika’da mimarlık ve şehir planlama çevrelerinde varlığı vazgeçilmezdi. İşleri onu birçok yere seyahat etmeye yönlendirdiği için Jean-Louis’yle sık sık karşılaşırdık. Her buluşmamızda, bir limanın rıhtımında karşılaştığınız bir denizci gibi, denizden küçük bir rüzgâr getirirdi. Ölümünden bir gün sonra, Amerikalı mimarlık tarihçisi Sylvia Lavin’in dediği gibi: “Birçokları gibi ben de Jean-Louis’yle karşılaşmalarıma göre hayatımın izlerini sürebilirim: Lyon’da arşivler, Los Angeles’ta akşam yemekleri ve toplantılar, Montreal’de tartışmalar ve eğlenceler. Dünya onsuz daha küçük bir yer.”
Alexandre Chemetoff benden Jean-Louis’nin kariyerinin Amerika ayağı üzerine konuşmamı istemişti. Faaliyetlerinin bir özetinden ziyade, burada onun Amerikan yörüngesine damgasını vuran parlak bazı özelliklerini vurgulamak istiyorum. Başlangıçta, bu metne Wim Wenders’e bir selam olarak “Amerikalı Arkadaş” başlığını verecektik. Sonunda “Los Angeles ve New York’ta bir Parisli”yi tercih ettik. Neden bu başlık? Çünkü Jean-Louis her zaman derinden Parisli kaldı, ama bu onun her yerde, özellikle de Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’ni nispeten geç keşfetmesine rağmen, evinde olmasını engellemedi.
Kendi metinlerinde söylediği gibi, Atlantik’in diğer tarafına ilk kez 1980’lerin başında gitti. Komünist geçmişi uzun zamandır bu ziyaretin önünde bir engel teşkil ediyordu. En başından beri, kariyeri bundan sonra ziyaret etmeye devam edeceği iki şehir tarafından desteklendi: New York ve Los Angeles. New York’ta Peter Eisenman’la tanışmıştı, Los Angeles’ta Frank Gehry’yle zaten aşinaydı, ancak yine de daha sonraki uluslararası izleyici kitlesine sahip olmaktan henüz çok uzaktı.
İki şehir birbirinden daha farklı olamazdı. Bununla birlikte, her ikisi de Jean-Louis’yi her zaman baştan çıkaracak bir vahşet ve incelik karışımına sahipti. Ayrıca, tüm Amerikan şehirlerinde bulunmayan bir özellik olarak kentliliklerinde birçok yönden istisnaidirler. Kitaplara ve iyi yemeklere olan hevesiyle bilinen Jean-Louis, iyi mimarlık kitapçılarının yanı sıra öğlen veya akşam yemeği yiyebileceğiniz yerler önererek iki şehirdeki ziyaretçilere hızla rehberlik edebildi. 1993’te Los Angeles için yaptığı tavsiyeleri hâlâ hatırlıyorum. O sırada, kariyeri boyunca titizlikle katılacağı bir kurum olan Getty Araştırma Enstitüsü’ndeydi.
Jean-Louis’nin Amerikan kariyerine iki önemli olay damgasını vurdu: Birincisi, 1990’ların ortalarında New York Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’ne profesör olarak atanmasıydı. Jean-Louis’nin söylemekten hoşlandığı gibi, bu pozisyon ondan önce göreve başlayamadan vefat eden Reyner Banham’a teklif edilmişti. Prestijli bir pozisyona atanmasına rağmen, varlığını Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa arasında hayli eşit bir şekilde bölmeye uzun süre devam etti. Ancak, Mimarlık ve Miras Merkezi [Cité de l’architecture et du patrimoine] direktörlüğünden ayrılışı, yine önemli fakat travmatik bir olay oldu ve onu Amerika faaliyetlerine odaklanmaya itti. Atlantik’in diğer yakasında aldığı coşkulu karşılamanın aksine, bu kenara itilme, onda Fransız kurumlarına karşı çok yakın zamana kadar sürecek bir güvensizlik yarattı.
Amerika kariyeri iki paradoks içinde gelişti. Her şeyden önce, Jean-Louis, mimarlar ve mimarlık tarihçileri arasında çok tanınmasına rağmen bir mimarlık okulunda tarih eğitimi vermedi. Ama bu, mimarlık öğrencileri tarafından okunmasını engellemedi. Ayrıca Princeton Mimarlık Okulu’nda düzenli olarak ders verdi ve mimarlık bölümlerinde çok sayıda doktora tezi jürisine katıldı. Harvard Üniversitesi’nde birkaç doktora öğrencimin jürisinde de yer aldı.
Diğer paradoks ise, Paris’e olan çok derin bağlılığının, Kuzey Amerika entelektüel yaşamına derinden entegre olmasını engellememesidir. Jean-Louis, New York’taki Modern Sanat Müzesi’nin (MoMA) ve Montreal’deki Kanada Mimarlık Merkezi’nin (CCA) bilim kurullarında yer alırken, sık sık Paris’teydi ve ilk karantinanın büyük bir bölümünü geçirdiği başkentin sokaklarında yürüdü, konferanslar verdi ve meslektaşlarıyla konuştu. Collège de France’a profesör olarak atanması ve aynı zamanda Güzel Sanatlar Enstitüsü’ndeki kürsüsünün görevlerini yerine getirmeye devam etmesi, Paris’e ve entelektüel yaşamına olan bağlılığını taçlandırdı.
Son olarak, Amerikalı Jean-Louis’nin çok sık uğradığı bir yeri daha anmak anlamlı olur. Önce de belirttiğim Los Angeles’taki Getty ve Montreal’deki Kanada Mimarlık Merkezi’ne ek olarak New York’un Beşinci Cadde’sinde Central Park’ın karşısında yer alan Güzel Sanatlar Enstitüsü’nden bahsetmeye değer. Enstitü, Bordeaux kalesinden ilham alan ve Robert Venturi tarafından yeniden şekillendirilen lüks bir neo-18. yüzyıl rezidansında bulunmaktaydı. Jean-Louis, bir modernite tarihçisi için ilk bakışta kabulü pek mümkün olmayan bu yapıyı takdir ederdi.
New Yorklu Jean-Louis’nin bir diğer mekânı, Manhattan adasının güney bölgesinin nefes kesen manzarasına sahip, Soho’ya bakan, Pei tarafından inşa edilmiş bir apartman kulesinin tepesinde bulunan olağanüstü dairesiydi. Birçok faaliyeti onu sık sık New York’tan uzak tuttuğu için Jean-Louis, bu daireyi cömertçe arkadaşlarına ödünç verirdi. Diğerleri gibi ben de bundan faydalandım. Şimdi New York’un Bleecker Street kulesi bu sakini olmadan bana biraz boş görünüyor.
Jean-Louis Nisan 2022’de Harvard Mimarlık Okulu Şehir Planlama ve Peyzaj Tasarım Enstitüsü’nde son bir konuşma yapmıştı. Onu, Frank Gehry’nin çizimlerinden oluşan hazırladığı kataloğun ilk cildi, yani Kaliforniyalı mimarın çalışmalarının kökenleri ve ilk günleri hakkındaki bu görkemli yayın hakkında bir özet sunmaya davet etmiştik. Çalışmalarını anlamak isteyen herkes için önemli bir okumaydı bu. Bu yayını diğer ciltler izleyecekti. Proje, ana aktörü olmadan devam edecek mi bilmiyorum.
Şimdi sıra Jean-Louis’de...
The Masterpieces (Paris: Flammarion, 2021)
Antoine Picon, Esra Akcan, Frank Gehry, Jean-Louis Cohen, Jean-Louis Cohen’in Ardından, Los Angeles, mimarlık, mimarlık tarihi, New York