At Kurtul! Tarihsizleşme Üzerine

Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’inden biri olan Leonia şöyle tasvir edilir: “Dünün Leonia’sından artanlar tertemiz plastik torbaların içinde çöp arabasını bekler kaldırımlarda. Bitmiş diş macunu tüpleri, yanmış ampuller, gazeteler, kap kacak, ambalaj malzemelerinin yanı sıra şofbenler, ansiklopediler, piyanolar, porselen tabak takımları: Leonia’nın zenginliği her gün üretilen, alınıp satılan eşyalardan çok, yenilerine yer açmak için kaldırılıp atılan eşyalarla ölçülür. Öyle ki, Leonia’nın gerçek tutkusunu merak etmeye başlar insan: Herkesin dediği gibi yeni ve değişik şeylerin tadını çıkarmak mı, yoksa durmadan üreyen bir pisliği atmak, kendinden uzaklaştırmak mı? Çöpçülerin bir önceki günün yaşamından artakalanları toplama görevi dinsel bir törenmişçesine sessiz bir saygıyla karşılanır, halkın gözünde sanki birer melektir hepsi; kimbilir belki sadece kaldırıp attıkları eşyaları düşünmekten onları kurtarıyorlar diye.”1

Acaba bugün biz de Leonia'nın sakinleri gibi, yeni şeylerin tadını çıkarıp artıkları çöpe atmanın ya da sürekli kirletip yeniden temizlemenin tutkusunu mu yaşıyoruz? Bunu anlamak için Grey Gardens filminden yararlanmak istiyorum.2 Ne de olsa toplumsallığı oluşturan her şey arasında bağ olduğu kabulüyle dünyayı anlamak için filmlerden de yararlanılıyor. Bu konuda Žižek “Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın can evindeki yalanı anlatırlar” diyor.3

Grey Gardens, 1975,
yönetmenler:
Ellen Hovde, Albert Maysles,
David Maysles, Muffie Meyer,
filmden ekran görüntüsü

Grey Gardens,4 belgesel bir film ve çöp evde yaşayan bir anne ile kızının hayatını gözlemleme olanağı sağlıyor. Çekimin yapıldığı günlerde, anne (Büyük Edie) ve kızı (Küçük Edie), Grey Gardens isimli bir evde, evin görkemli dış görünüşünün aksine çöplerin arasında sefalet içinde yaşıyorlar. Aslında geçmişte varlıklı olan bu insanlar, aristokrat bir aileden geliyor: Anne ve kızı Jacqueline Kennedy (Bouvier)’nin teyzesi ve kuzeni. Zaten filmin çekimi de Jacqueline Kennedy’nin akrabalarının yaşadığı durumun ‘haber’ olmasından kaynaklanıyor. Filmde bu insanların eski eşyalar, kutular, çöpler ve kedilerle dolu, elektriği, suyu kesik, ısıtma sistemi çalışmayan, pencere camları kırık, çatısı akan bir evde yaşadıklarını görüyoruz. Neredeyse evlerinden başka hiçbir şeyi olmayan, hayatları istedikleri gibi gitmemiş iki kadın, düşük bir nafaka parasıyla ve birbirlerine destek olarak bu zor şartlarda hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Ve bir gün yönetmenler onların günlük hayatından bir film yapmak istediklerinde, ünlü olma hayaliyle bu teklifi kabul ediyorlar.

Filmde, genelde yönetmenlerin sorularıyla başlayan konuşmalar evde yaşayanları tanımamıza imkân sağlıyor. Bu insanlar bazı şeyleri unutmak isteyip unutamazken bazı şeyleri de hatırlayamaz görünüyorlar. Zihinleri de evleri gibi gereksiz şeylerle dolu sanki. Geçmişi hatırlamalarını sağlayan şey ise eski fotoğraflar. Konuşmalar bu fotoğraflar üzerinden ilerliyor ve genellikle anne ile kızı arasında geçmişe dair tartışmalar yaşanıyor. Örneğin Büyük Edie, yönetmenlere biten evliliğini ve eski eşini anlatırken olayları çarpıtıp her şeyi güzel göstermeye çalışıyor, bu sırada kızı bazen bunların yalan olduğunu ima ederek alaycı bir şekilde gülümsüyor bazen de anlatılanlara itiraz ediyor. Ya da Küçük Edie hayallerini gerçekleştiremediğini ve buna ailesinin sebep olduğunu anlatıyor, bu durumda annesi zaman zaman Küçük Edie’yi cesaretsizliği yüzünden suçluyor. Bir sahnede Küçük Edie yönetmenle konuşurken “Geçmiş ile şu an arasındaki çizgiyi korumak çok zor. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Son derece zor.” diyor. Ciddiyetle söylediği bu sözler çok dikkat çekici. Başka bir sahnede, anne kızına “bugün ayın kaçı?” diye soruyor, tekrar tekrar soruyor ama cevap alamıyor. Yaşlı kadın sonra kendi kendine “her şeyi hatırlamam gerek” diyor. Yine bir sahnede, Küçük Edie’nin elinde bir astroloji kitabı var ve bir bölümü seslice okuyor: “Terazi burcu koca… Zodyak’a ait hiçbir karakter onun gibi hayatını düzenleyemez. Allah’ım tek isteğim bu. Düzen. Bütün ihtiyacım olan bu. Düzenli bir hayat.” Çöp evde yaşayan Küçük Edie’nin aslında düzenli bir hayat arzuladığını duymak ilginç. Filmde, bunlar gibi biriktirme, hafıza, değişim korkusu, düzen arzusu arasındaki bağlantılar dikkat çekici. Acaba bu insanlar neden evlerinde çöp biriktirdi? Gereksiz nesneleri atmalarına engel olan duygu neydi? Neden hem evlerinde hem de düşüncelerinde birikenleri değiştiremediler? İçten içe düzen isterken neden gereksiz yığınlar arasında kaldılar?

Dünya genelinde çöp evde yaşayan insanların sayısının arttığını biliyoruz. Türkiye’de yapılan bir çalışma da bunu gösteriyor.5 Çoğu kişi bir şeyler biriktirip değer verdiği şeyleri saklasa ve kimileri onlardan koleksiyon yapsa da, gerekli gereksiz her şeyi biriktirip artık onlarsız da onlarla da yaşayamaz hâle gelmenin başka bir şey olduğu açık. Bu konuda, atılan nesnenin ardında bırakacağı boşluğun bu evlerde yaşayan insanlara huzursuzluk verdiği ve bu sebeple boşlukları doldurunca insanların kendilerini güvende hissedip mutlu oldukları söyleniyor. Başka bir deyişle, atılmak istenmeyen şey aslında sadece nesnenin kendisi değil, nesnelere yüklenmiş bazı anlamlar diyebiliriz. Bu durum, fiziksel çevrede ortaya çıkabilecek boşluktan duyulan huzursuzluk gibi, zihinde ortaya çıkabilecek boşluktan da huzursuzluk duyulabileceğini düşündürüyor. Çünkü gündelik hayatta her an her şeyin değiştiğini görsek ve bilgilerimizi sürekli güncellesek de bazı alanlarda zaman zaman bunları yapamıyoruz. Bunu kısaca ‘tarihsizleşme’ olarak adlandırabilir ve hafızada birikenleri güncelleme ya da değiştirme gerekliliğinden rahatsız olmak, işe yaramaz bilgileri atamamak, bazı bilgilere sıkı sıkı bağlanmak, onları sürekli doğrulamak istemek, değişimi dönüşümü kabul edememek, yeni bilgilere yer açamamak, eski bilgilerin yenilerden daha doğru olduğunu düşünmek, geçmişte konulmuş kuralları tekrar tekrar gündeme getirmek, yüzyıllar öncesinde söylenenleri sadece bir bilgi olarak değil gelmiş geçmiş en iyi bilgi olarak kutsallaştırmak, doğruluk rejimi üretmek, düzen tesis etmek ve bunu korumak istemek, kısaca değişimden korkmak olarak tarif edebiliriz.

Her şeyin hızla değiştiği günümüz dünyasında, sürekli kirletip yeniden temizlemekle uğraşsak da değişim korkusu yaşayarak gereksiz şeyleri atamadığımız zamanlar da olduğu ortada. Bununla baş edebilmek için belki önce, Küçük Edie’nin yapmaya zorlandığı şey olan geçmişle bugün arasındaki çizgiyi çizmek gerekebilir. Böylece geçmişle tekrar ilişki kurmak için mesafelenebilir, olmuş olan üzerine yeniden düşünebilir, eski bilgileri yeniden yorumlayabilir, işe yaramayan bilgileri atıp yenileri kabul edebiliriz.

1. Italo Calvino, Görünmez Kentler, çev.: Işıl Saatçıoğlu, YKY, 2013, s. 156.

2. Bu metni ilk kez; Grey Gardens filmiyle Uğur Tanyeli’nin “Mimarlığın Çöpevi: Meslek Camiasına Bir Temizlik Önerisi” isimli metnini birlikte düşünerek, Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde Ocak 2014’te lisansüstü dersi “Güncel Mimarlık Sorunları” için bir ödev olarak hazırlamıştım. Bu metni o ödevden tekrar ürettim.

3. Slavoj Žižek, Filmlerle Sosyoloji, Metis, İstanbul, 2010. Sunuş bölümü, s. 15.

4. Grey Gardens, 1975, yönetmenler: Ellen Hovde, Albert Maysles, David Maysles, Muffie Meyer.

5. İstanbul Zeytinburnu’nda yapılan bu çalışmada bir yılda 42 ev tespit edilmiş. Grey Gardens’ta olduğu gibi bu evlerin çoğunda da birden fazla kişi bir arada yaşıyor ve evlerde yaşlılar kadar gençler de var: Erkan Aydın vd., “Çöp Evler ve DSM-5 Yeni Tanı Kategorisi Biriktirme Bozukluğu”, Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2014, n. 15, s. 289–295.

Aslı Paköz, bellek, birikim, değişim, film, Grey Gardens, hafıza