Tabela ve Tabelacılık

Mimarlığa olan ilgim nedeniyle, katıldığım gezilerde çevredeki binaların fotoğraflarını çekerim. Tabelalara olan ilgim de, sanırım bu merakımdan geliyor. Fotoğraflarda dikkatimi çeken, tabelaların bazılarının asıldıkları binayla uyum içinde, bazılarının ise sadece dikkat çekmek amaçlı olmasıydı. Bunların görünüşleri beni her zaman rahatsız etmiştir.

Geçen dönem aldığım tipografi dersine kadar, bu konuya sadece bir gözlemci olarak yaklaşabileceğimi düşünüyordum. Ancak şansıma tabelacılıkla ilgilenen bir öğretim görevlisi, Mehmet Gözetlik vardı karşımda ve haftalarca el yapımı tabelalar ve harf çizimleri hakkında belgeseller izledik. Bu derslerin ardından tabelalara hiç malzeme ve üretim şekilleri açısından bakmadığımı, yani onları birer ürün olarak görmediğimi fark ettim.

Bir tabelanın değerini “hissi verilen bir mesajdan” basit bir “ürüne” indirgediğinizde daha kritik bir gözle bakabiliyorsunuz. Günümüzün dükkân sahipleri tabelaları nasıl daha çok satabilmek için daha hızlı ve ucuz üretilebilen bir reklam aracına dönüştürdüyse, belki ben de olaya bu açıdan yaklaşmalıydım. Bu fikir üzerine, tabelaların fotoğraflarını çekmek için sokaklarda dolanmaya başladım.

Balat, İstanbul

Tabelaların bir binanın karakterini oluşturduğunu ve içeride ne olduğuna dair bize ipuçları verdiğini düşünüyorum. Yani pek fark etmesek de, çoğunlukla iki boyutlu üretilen bu nesneler bizim kararlarımızı etkiliyor. Ancak, yeni teknolojiler diğer her alanda olduğu gibi tabelacılık alanına da farklılıklar getirdi. Tabelacılar değişime ayak uydurabilmek amacıyla ellerindeki fırçayı bırakıp makinelere yatırım yaptılar.

Tabela üretimindeki tekniklerin değişimi onların anlamlarını ve verdikleri mesajı da değiştirdi. Yıllar önce tabelalar bir sanat eseri gibi özenle hazırlanıyordu. İlk tabela örnekleri dükkân ve hanların girişine asılan boyama veya oyma teknikleri ile hazırlanmış olanlardı. Genellikle bu tabelaların amacı dükkânın içinde ilgilenenlerin ne bulacağını açıkça belirtmekti. 16. ve 17. yüzyıllarda tabelacılık mesleği ivme kazanmış, tabelaların asıldığı metal süslerin üretimi de hızla artışa geçmişti. 1760’larda çıkartılan bir yasa ile tabelalar yasaklanarak, binalara numaralandırma sistemi geldi. Bu yasağa bir çözüm olarak tabelacılar dükkân ve hanların isimlerini yazmayı bırakmış, illüstrasyonlar yaparak ilgi çekmeye başlamıştı.

19. ve 20. yüzyıllarda birçok sanatçı tabelacılık üzerine uzmanlaşarak yeni malzemeler kullanmaya başladı. Bunlardan en çok öne çıkanları, metal bükme ve gece görünürlüğü artırmak için tabelalara aydınlatma eklemekti. Ayrıca 20. yüzyılda neon tabela üretimi de yaygınlaştı.

20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılda tabela üretimi gelişen teknolojiyle seri üretime geçti. Yeni teknikler, hem zaman hem de fiyat olarak uygunluğuyla eski tekniklerin bir anda yok olmasına sebep oldu. Her şeyin hızla geliştiği ve değiştiği bu dönemde, geçmişten gelen önemli bilgi ve metotlar farkında olmadan kayboluyor. Tabii her ülkenin bu hızı farklı yaşadığı görülüyor.

Karaköy, İstanbul

Türkiye’de ise, artık el yapımı tabelacılıkla pek ilgilenilmediği söylenebilir. Genelde teknolojiyi hızla takip ve kabul eden bir ülke olduğumuzdan, bu değişim mahallelerimizde görülen farklı malzeme ve üretim teknikleriyle hazırlanmış tabelalardan ve onların yarattığı karmaşadan takip edilebilir. Türkiye’de eskiden beri el yapımı tabela üretimiyle ilgilenen birçok usta bulunmaktaydı, ancak birçoğu sürümden yüksek gelir elde etmek adına makineler satın alarak seri üretime geçti. Artık el yapımı tabelacılık nostaljik bir meslek hâline geldi.

Karaköy, İstanbul

Avrupa’da ise, çoğu dükkân ve restoranda hâlâ el yapımı tabela bulunduğunu görülebilir. Ayrıca birçok ülke ve şehirde tabelacılık konusunda geleneklerin kaybolmaması adına atölyeler düzenleniyor. Artık belki lüks kabul edilebilecek bu tabelalar ise görüntü kirliliği yaratmaktansa, üzerinde bulunduğu mekânı “ne ise o” olarak gösteriyor.

2014 tarihli, yönetmenliğini Faythe Levine ve Sam Macon’ın üstlendiği Sign Painters isimli belgeselde, Amerika’da birçok el yapımı tabela atölyesinin bulunduğu, ancak orada bulunan tabelacıların da durumdan şikâyetçi olduğu, geçinmek için tabelacılığın yanında başka işler de yaptıklarından bahsediliyor. Amerika’nın son on yılı için bir örnek vermek gerekirse James ve Karla Murrey’in The Storefront Project isimli kitaplarına bakılabilir. Bu kitapta iki fotoğrafçının çektiği, yıkılacak haberini aldıkları dükkânların ve yerine yapılan yeni dükkânların fotoğrafları bulunuyor. New York’un değişen yüzünü tabelalar ile anlatan bu çift, kentsel dönüşüm öncesini de belgelemiş oluyor.

*

“Tipografi bir mekân hissi yaratır, tarihi çağırır, değişen hayat şekillerini ve trendleri yansıtır ve insana bir mekâna girmeden önce ne beklemesi gerektiğini gösterir.” 
—Giovanna Fabiano, “Typography of Place: How Fonts Shape a City’s Identity”

Bir tabelanın malzeme kalitesi kadar, tipografik nitelikleri de önemlidir. Her yazı karakterinin farklı bir hissi vardır. Ne yazık ki, seri üretim ile birlikte bu çeşitlilik, farklı kimlikler ve hisler de kaybedilmeye başlandı. Sadece temiz okunduğu için veya kolay üretildiği için her yerde aynı karakterleri ve stilleri görmek, farklı mekânlara aynı karakteri yapıştırmakla eş. Farklı karakterdeki mekânlarda benzer yazı karakterleri kullanmak, ‘yerel’ kimliğe ait her öğeyi yok etmekle kalmayıp, kullanıcı gruplarını yanlış yönlendirebilir.

Bir tasarım öğrencisi olarak kafamı kurcalayan bu konuyu araştırmaya başladığımda, hakkında ne kadar az kaynak olduğunu görmek beni çok şaşırttı. Ben de bu nedenle İstanbul özelinde bir belgeleme ve analiz yapabileceğimi düşünerek çıktım yola. Bu araştırma sürecinde de, her mahallenin aslında farklı bir karakteri olduğunu fark ettim.

Moda, İstanbul

Genelde mahalleleri tanımlamak için bazı sıfatlar kullanılır. Tabela üzerinden bu mahallelere baktığımda; her mahalle için söylenebilecek sıfatların o mahallenin tabelaları için de geçerli olduğunu gördüm. Mahallelerin içinde barındırdığı dükkân tipleri ve işlevlerine göre tabelaların da tipleri, malzemeleri, üretim şekilleri, birbirleriyle olan uyumları aslında aynı derecede değişiyor. Örneğin Karaköy’deki dükkân tabelalarının çoğu dikkat çekmek amaçlı üretilmiş ve tabela bina uyumu veya yan yana tabelaların uyumu gibi bir şey söz konusu değil. Amaç tamamen farklı tipte tabela yapmak ki müşterinin dikkati çekilebilsin, bu durumda binanın nasıl bir mimariye sahip olduğuna da bakılmıyor tabii. Bir başka örnek ise, buna tam zıt bir mahalle olan Balat. Henüz kentsel dönüşüme girmemiş alanlarında bulunan küçük dükkânlar ve kafelerin tabelaları birbirleriyle ve asılmış oldukları binalarla uyum içinde ve görüntü kirliliği yaratmaktansa sadece ilgilenenlerin gözüne çarpıyor.

Galiba şöyle bir sonuca varabilirim: İnsan etrafında ne görüyorsa onu tekrar ediyor, daha iyisi veya daha kötüsü de olsa gördüğümüzden etkilenip onu uyguluyoruz.

_
{fotoğraflar: Liana Kuyumcuyan}
Bu metin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi IND 324 Design Writing & Editorship dersleri kapsamında üretilmiştir.

Liana Kuyumcuyan, tabelacılık