Vincent van Gogh, “De slaapkamer”
[Yatak Odası], 1888,
Google Art Project,
kaynak: Wikimedia Commons
Pek Çok Şey
“Bir açıklamada bulunayım. Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir. Koltuk insan bedenini, eklemlerini ve tüm organlarını önceden kabullenir; makas da kesme eylemini. Bir lamba ya da bir taşıt için ne demeli? Bir vahşi, misyonerin İncil’ini algılayamaz; bir gemi yolcusu halatları tayfaların gördüğü gibi göremez. Evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık.”
—Jorge Luis Borges, “There Are More Things”

Eşya; yani şeyler, nesneler; objectum, object; “öznenin dışında kalan şeyler”;* dışımızda var olanlar. Her yanımızda, her anımızda var olan bir şeyler... Üstelik, gittikçe artan şeyler... Borges “yalnızca birlikte oldukları için evren adını taşıyan şu aykırı şeyleri kabullenişimiz”e dikkat çeker “There Are More Things”in önceki bazı satırlarında. İlerleyen sayfalarda karşılaşılan yukarıdaki satırlar ise, inkâr edemediğimiz ama belki daha önce itiraf da etmediğimiz ya da belki de henüz farkına varmadığımız bir gerçekliği önümüze serer gibidir; kabullenişimizin, onları/evreni anlamamıza koşut olmadığı gerçeğini... Anlamamak, ama kabullenmek... Anlamadan kabullenmek... Oysa, bir an bile yoktur ki algımıza müdahale etmeyen, duyularımızı etkilemeyen bir şey olmasın! Hatta bir an bile yoktur ki şeysiz bir ben, beden bulunsun!...

O hâlde, nedir Borges’in “şu aykırı şeyleri” görebilmek ile kastettiği?... Aykırılıkları hem vahşi hem misyoner, hem gemi yolcusu hem tayfa olmayı bilmememizden geliyor belli ki, bilinebilir bir şey mi, o da meçhul... Nihayetinde yolcu hiçbir zaman halat ile tayfa gibi hemhal değil... Şu an için aykırılıklarını bir kenara bırakarak şeylere gelirsek, tayfanın, gemi yolcusundan farklı olarak halatta gördüğü ne olabilir? .... Ya da her birimizin hemhal olduğu her bir şeyde gördüğü ne olabilir?

Bir şey ile hemhal olmak, şey ile, dışımızda var olan ile aynı durumda olmak, ayrımı olmamak demek. Belki de hemhal olunan eşyada görünen, dolayısıyla anlaşılan, nesneden ayrımı olmayan öznenin kendi; ya da tersten bir okumayla öznenin kendini görebildiği şeyi anladığını düşünmek de mümkün... Hatta daha da öteye giderek —belki modern özne-nesne yarılmasının henüz içselleştirilmediği durumlarda— öznenin kendini, eşya aracılığıyla anlıyor olabileceği de söylenebilir. Nitekim pek çok geleneksel zanaat işi, ibadet edercesine yapılan, günümüze kıyasla malzeme ile yoğun hemhal olma süreçleriyle oluşan şeylerdir. Nesnenin bedenin uzantısı olarak değil ancak, öznenin şeyleşme imkânı/tehlikesi taşımadığı aşkın bir bütünsellikte özne-nesne sürekliliğiyle var olduğu bir dünyadır bu. Bu bağlamda, “öznenin dışında kalan şeyler” tanımının modernliğin içinden; karşıt ikilik ima eden bir tanım olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak özne, kendini ve dünyayı nesne olarak değerlendirerek aşkın bir nitelik edinebilirken, özneye atfedilen bu nesne olma hâli aynı zamanda onun ilişkiselliğini görünür kılarak çözünümünü de beraberinde getirebilir. Bu durum, özne-nesne karşıtlığını ortaya koyan ancak bu karşıtlığı bulanıklaştıran, nesneye özneye ait, özneye de nesneye ait bazı nitelikler aktaran bir hâl; hemhal... İnsan üretimi eşyanın ve insanın, Homo Faber’in karşılıklı etkileşimindeki sonsuz katmanlanma zincirinden halkalar....

Elbette ki, insan-eşya ilişkisi çeşit çeşit; eşya yapılan eylemde yalnızca bir aracı olarak değerlendirilebileceği gibi, koleksiyoncu bir tavırla ima ettiği esas eyleme bağlı olmaksızın salt nesne olarak da değerlendirilebilir. Ya da bir eşyaya sahip olmak baştan çıkarıcı olması gerekçesiyle sakınılması gereken tutumken, kimi zaman verdiği haz nedeniyle bu tutum olumlanabilir. Söz konusu ilişkiler ve daha niceleri modern ve modern öncesi zamanlarda farklılık gösterebilecekse de belki de değişmeyen —Borges’in dikkat çektiği üzere— şeylerin evreni anlamamızdaki aracı konumu. İster öznenin özne-nesne sürekliliğiyle aşkın bir bütünlük içindeki varlığını ima için; ister dünyevi varlığını konumlandırması için olsun, hemhal olunan her eşya, öznenin dışında kalamayan şeyler olarak evreni oluşturur. Bu aynı zamanda öznenin de nesne ile tanımlanabildiğini söylemek gibi biraz da; şeyler dışımızda kalamayanlar ise eğer; bizler de az ya da çok hemhal olduğumuz şeyleriz... Misyonerin, İncil’den; tayfanın halattan ayrı olamaması gibi.

Evet, bu nedenle Borges’in “evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık” sözleri bir olanaksızlık içeriyor; anlayamayacağımız ‘aykırı’ ‘pek çok şey’ ile yüklü bu evreni kabullenmemizi salık verircesine...

* Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, s. 880, Ankara, 1983.

eşya, Jorge Luis Borges, Melek Kılınç, nesne (obje), özne