fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Arda’nın Futbolcuları

Subbuteo, bir masa futbolu oyunu. Bu oyunun farklı bileşenleri var, takımlar, toplar, saha, kale ve benzeri aksesuarlar. Masa futbolu, 1940’ların sonunda Subbuteo markasıyla1 piyasaya çıkmış ve 1960–1980 arasında öncelikle başta İngiltere ve sonra İtalya olmak üzere Avrupa ülkelerinde popüler olmuş bir çocuk oyunu. 1990’lara kadar masa futbolu üreten tek marka buydu. “Jilet” ya da “Selpak” gibi, “Subbuteo” demek masa futbolu demekti. Firmanın zamana ayak uyduramayarak üretimi durdurması sonrası çok sayıda küçük üretici türedi.2 Bende de hem orijinal Subbuteo hem de farklı markaların ürünleri var. Çocuk oyunu olarak başlasa da bugün masa futbolu küçük ama çok fanatik bir meraklı kitlesine sahip. Ulusal ve uluslararası federasyonları, yerel ve uluslararası ölçekte turnuvaları3 hatta yarı-profesyonel takımları ve oyuncuları var artık. Sadece benim gibi çocukluğunda Subbuteo oynamış yaşlıların oynadığı nostaljik bir oyun da değil, her yaştan oyuncular var. Bir iddiaya göre, masa futbolu gerçek futbolu oynamayı beceremeyen ama delisi olan kişiler için bir kaçış alanı!

Subbuteo ile tanışıklığım ortaokul yıllarına gidiyor, 1977 yılı olmalı. Subbuteo setleri, ailesi Avrupa’ya sık gidip gelebilen bir sınıf arkadaşımızda vardı. O zamanın dış dünyaya kapalı Türkiye’sinde bu çok önemli bir özellikti. Böyle arkadaşlar, dünyaya açılan bir çeşit pencere oluyordu. ‘Standart’ bir oğlan çocuğu olarak kendimi bildim bileli futbol oynuyor ve izliyordum. Özenle tasarlanmış ve üretilmiş, formaları hayli detaylı boyanmış minyatür futbolcular,4 fileleri de olan kaleler,5 yemyeşil çuhadan saha…6 Üstelik bakmak değil, oynamak için! Futbol ile tasarımın mükemmel birlikteliği. Büyülendiğimi hatırlıyorum, ilk görüşte aşk sanırım. 

1978 yılı olsa gerek, amcam siparişim üzerine bir Almanya seyahatinden ilk Subbuteo setimi getirdi. Bu ilk sahip oluş aslında biraz acılı oldu. İçinde oyunun oynanabilmesi için en az gereklilik olan iki takım, iki kale, top ve sahanın olduğu en küçük seti seçip, katalog numarasını Almanya yolculuğu öncesi bize uğramış olan amcama verdim. O yaşta bir çocuk için sonsuzluk kadar uzun bir bekleyişten sonra, amcamlar geri geldi. Bavulu açar açmaz, üzerindeki harika logosuyla7 yeşil kutuyu ve ilk Subbuteo setimi gördüm! İşte geldi! Kutuyu hemen orada mı açtım, kardeşimle beraber ilk maçımızı yapmak üzere odaya koştuğumuzda mı açtım, hatırlamıyorum. Korkarım, hemen oracıkta heyecanla açmışımdır. Hayal kırıklığı! Felaket! Setin içinden saha çıkmadı, nasıl olur? Büyük bir olay çıkardım… Kutunun bir şekilde açılıp bavulun içine düştüğüne emindim, başka ne olmuş olabilir ki? Bavullar (diğerleri de, evet) hemen oracıkta salonun ortasında açıldı, didik didik arandı, yok! Saha yok! Belli ki bavuldan düşmüş! Nasıl bu kadar sorumsuz olunabilir? Zavallı amcamla yengem de çok üzüldüler; annemle babamın tepkisini hiç hatırlamıyorum. Sonuçta anlaşıldı ki, aslında içinde saha olmayan en küçük seti almış amcam. O zaman da ülke olarak paramız pul, Subbuteo da çok pahalı. Her şeye rağmen, teşekkür ettim mi acaba? Odamıza gidip oynamaya başladık, halının üzerinde yerlerde sürünerek. Elbette, yemyeşil, çizgileri olan nefis sahanın yerini tutması mümkün değil. Zamanla, kardeşimle halıdan masa üzerine konan, çizgileri özenle tebeşirle çizilen battaniyeye geçtik. Herhangi bir battaniye değil, tek renk (kahverengi), homojen dokulu kumaşı olan bir battaniye. Halıya göre çok daha iyi bir zemin olsa da, elbette gerçek bir saha değil. Bu yarayı kapatmak amacıyla olsa gerek, bugün farklı tiplerde beş tane saham var.

Bu hem bir koleksiyon hem de değil. Parçaları özenle seçiyorum, dikkatli bir şekilde koruyorum, yeni parçalar alırken elimde olanlara göre davranıyorum. Öte yandan, bunlar aslında oyuncak, istediğim sıklıkla olmasa da arada hâlâ oynuyorum. Bağım teker teker herhangi bir öğeye değil sanırım, oyunun kendisine. İpek’in lise arkadaşları ve kardeşim Murat ile senede en az bir defa bir araya gelip Subbuteo kupası düzenliyoruz. Ciddi ve rekabet düzeyi yüksek bir organizasyon oluyor. Geçtim turnuvanın düzenlendiği evdeki çocukları oynatmamayı, onları masaların yanına bile fazla yaklaştırmayan ve bir çocuk oyunu etrafında bağırıp çağıran beyaz saçlı adamların garip göründüğünü söyleyen münafıklar da mevcut.

Zaman zaman eBay’den eski Subbuteo takımları alıyorum. Çok fazla koleksiyoncu olduğu ve üretimi 1980’lerde biten orijinal takımlar artık azaldığı için fiyatlar biraz yükseldi. Orijinal takımları satın almak zorlaştı. “Elimdeki orijinal takımlarla artık oynamasam mı?” gibi gerçek bir koleksiyoncu düşüncelerine kapılıyorum zaman zaman. Parçaları satın almanın dışında, kendim de üretiyorum. Oyuncuları boyanmamış olarak satın alıp formaları boyayarak kendi takımlarımı oluşturuyorum. Bende bulunmayan, klasik formalı takımları (Feyenoord örneğin) boyadığım gibi kendi forma tasarımlarımı da yaptığım oluyor. Bu takımlar gözümde orijinal takımlar kadar değerli değiller korkarım.

Çocukluğumdan kalan Subbuteo takımları bir süre mahzun şekilde annemin evinde bir dolapta beklediler. Tam olarak ne zaman onları geri aldığımı hatırlamıyorum. Emre büyürken dikkatlice ona da masa futbolu öğrettim, ama çok oynamadık. Ortak sevgimiz futbol, masa futbolu sevgisini paylaşmamıza yol açmadı. Belki de takımlarımı koruma refleksiyle ben Emre’ye fazla ısrarcı davranmamışımdır. 2005 yılında, nasıl olduğunu bilemediğim bir şekilde, takımlarım, saham, kalelerim ve diğer aksesuarlarım kayboldu. Bir gün, hep beraber içinde durdukları kutu hep durduğu yerde değildi. Belki de kaybolalı çok olmuştu da ben yeni fark etmiştim, affedilmez bir ihmalkârlık. Uzun süredir çok da ilgilenmediğim, en azından yirmi yıldır benim olan takımlarımın kaybolması beni çok üzdü. Sanırım çalındılar, kaybetmiş olmam mümkün değil. İpek çalınma kuramıma inanmıyor. Bunun saçma bir komplo teorisi olduğunu iddia ediyor. Haklı olduğunu hiç düşünmüyorum. Kaybolan takımların tam olarak yerini tutamasa da, hemen o hafta eBay’den birkaç takım satın aldım. Yeni setimin ilk takımı, klasik sarı-mavi forması ile Brezilya oldu.

Masa futbolu ekipmanları çok kırılganlar.8 Oyun masa üzerinde oynansa da oyuncular topa vurmak için itiliyorlar. Şut çekildiği zaman topla beraber oyuncu da fırlıyor. Özellikle isabetsiz şutlar büyük bir problem. İyi bir şut gol olunca, sadece golü atan oyuncu masanın dışına uçuyor; bunu iyi bir refleks ile yakalamak, olmadı düştüğü yeri gözleyip birisi üzerine basmadan (masa futbolu oyuncularının meslek hastalığı diyebiliriz) hemen kaldırmak mümkün. Ama şut isabetsiz ise, işler karmaşıklaşıyor: Topla oyuncu tamamen zıt yönlere giderse insan hangi birisini havada yakalayacağını şaşırıyor.

Maddi değerleri aslında çok da fazla değil. Eski Subbuteo takımlarını eBay’de on, yirmi pound’a almak mümkün. Ama bunlar, zamanında çok üretilmiş olan Brezilya, Liverpool (1970’ler Subbuteo’nun en popüler olduğu yıllar, gerisini söylemeye gerek yok!), İtalya gibi takımlar. Daha ender olan Bradford City, Partick Thistle gibi takımlar yüz elli, iki yüz pound’a satılabiliyor. Gerçek koleksiyoncular tarafından alınan bu tür takımlara hevesim yok. Klasik Subbuteo serisinin yeni bir firma tarafından üretilmiş kopyaları da yirmi pound civarında satılıyor. Başka firmaların masa futbolu takımları ise on, on beş pound arasında. Bendeki en pahalı bileşen, AstroTurf saha, elli pound civarı.

Komik mi bilmiyorum ama bu oyunu ve oyuncaklarımı çok seviyorum. İstediğim sıklıkla oynayamasam da onlarla hâlâ heyecanla oynuyorum. Sanırım çocukluğumu hatırlatarak bir çeşit zaman-mekân köprüsü görevi görüyorlar. Bu bir futbol oyunu olmasaydı hâlâ ilgim devam eder miydi? Sanmam. 2016 turnuvamızı kazanacak kadar iyi oynadığımı da naçizane, belirtmiş olayım.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

1. 1970’lerden bir Subbuteo reklamı. Oyuncunun saç tıraşından da belli zaten: “Subbuteo is the game!

2. Zeugo bu küçük firmaların en iddialı olanlarından. Detay düzeyini çok artırdılar.

3. Merak edenler için: Belçika’nın Frameries kentinde gerçekleştirilen 2016 Dünya Kupası’ndan bir yarı final karşılaşması ve 2017 Napoli Kupası finali.

4. Bir Subbuteo tarihi sitesinde orijinal takımlar: The Team Colours Project.

5. 1980’lerin en havalı kaleleri. Bende de bir set vardı, çok yakışıklı olmakla birlikte hayli kırılgandılar. Kaç kere yapıştırılmışlardır, hatırlamıyorum.

6. 1980’lerden keçe saha.

7. Kutu, logo ve takım: “Subbuteo’s 1970’s Heavyweight Barcelona Team with Original Box.”

8. Tek çare, yapıştırmak.

Arda İnceoğlu, futbol, koleksiyon, oyuncak, Subbuteo, Tasarımcı ne biriktirir?