Edebiyat Konuştuğumuzda
Ne Konuşuruz

Bu metin başlığını, Japon yazar Haruki Murakami’nin dilimize Koşmasaydım Yazamazdım* olarak çevrilen kitabının orijinal adından alıyor. O da, Raymond Carver’ın What We Talk About When We Talk About Love [Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz] başlıklı öykü derlemesinden… Edebiyat eserlerinin, daha genel bir ifadeyle ‘metinlerin’ bu akrabalıkları beni hep çok heyecanlandırmıştır. Bu görünür benzerlikler, sanki ardında hep bir bilinmeyeni gizler ve asıl akrabalık oradadır. İşte o gizem okura, bir ‘göz’ olarak eleştirmene ve tabii öykünmek üzere satırlar arasında gezinen yazarlara kıymetli vaatlerde bulunur. Edebi metinlerden tat almak, belki de ancak böyle olur. Bana öyle gelir ki, insanoğlu zaten, ezelden beri hep bir şeyleri birbiriyle ilişkilendirmek üzere düşünmeye gayret eder. Fakat yalnız bu değil: Yazar kişinin edebiyat eserleri etrafında birbirleriyle kurduğu ilişkiler kadar, çoğunlukla metafor yoluyla, bazen de böyle bir aracı kullanmadan (doğrudan) eylemler arasında yarattığı bağlar da okuru heyecanlandırır. Bu yazının konusu Koşmasaydım Yazamazdım’da Murakami, benzer bir köprüyü uzun mesafe koşusu ve yazarlığı arasında inşa eder.

Koşmasaydım Yazamazdım, hep bölük pörçük, süreli aralıklarla bölüm bölüm okuduğum bir kitap olmuştu. Bu defa tek seferde ve bir bütün olarak hazmedip sonunu getirdiğimde, üzerine düşünmeyi ancak yazarak başarabileceğimi düşündüm. Öykü toplamları, gazete yazıları ve deneme kitapları gibi parçalı metinleri bir bütün olarak idrak edebilmek için ancak bu ikincisi gibi bir okuma yapılabileceğine inanırım. Öteki türlüsü, bir biçimde müstakilleştirme gibi gelir bana. Şöyle açıklamak belki de en doğrusu: İçerisindeki mesken ve dükkânlarla onlarca bağımsız bölümden oluşan yapı, esasında bir apartmandır ve günün sonunda, onu “X Apartmanı” olarak tanır, tanıtırız. Tıpkı o bağımsız bölümler gibi, Murakami’nin kitap içerisinde yer verdiği metinlerinin de müstakil kıymetleri vardır şüphesiz; gelgelelim, rasgele bir araya getirilmiş parçalar değildir bunlar. Koşunun temsil ettiği mücadele biçimi ile yazarlığı buluşturur, aralarındaki o kuvvetli ilişkiyi gün yüzüne çıkarmaya çabalar. Çünkü Murakami’nin yazarlığı hakikaten de bir uzun mesafe koşucusuna benzer: 1Q84, Sahilde Kafka gibi cüsseli metinlerinde temposunu akıllıca kullandığını, sanki yarattığı kurgu bir maratonmuşçasına, koşunun ilk kuralı olan “yavaş başla, hızlı bitir”i adamakıllı uyguladığını görürüz. Bu anlamda yazar, işini eylerken hobisinden kopardığı lokmaları yutuyor gibidir. Gelgelelim bu yolla (sürekli bir mücadele ile) yazarlığın şifresinin çözüldüğünü de kabul etmez. Yapılmalıdır, ama yeterli değildir. Ona göre: “Bir insan, edebiyat dehasına sahip değilse, ne kadar tutkuyla çabalarsa çabalasın roman yazarı olamaz.”

Koşmasaydım Yazamazdım’a, deneme yerine günce demek, bu edebi form içerisinde değerlendirmek daha uygun düşecek. Zira yazarın farklı mekân ve kentlerde kaleme aldığı bu metin, esasında mahremini en sakınmasız biçimde kalemine taşıdığı eser olarak karşımıza çıkıyor. Bunu gizleme gibi bir derdi de yok, her metnin içerisinde muhakkak bir zaman-mekân ifadesine yer verilmiş. Okura, yazarının geçmişteki bir gününün düşünü kurduran metinlere —roman bile olsalar— günceymiş gibi bakmakta sanırım bir beis yok. Buna değinme sebebim, söz konusu kitabı “yazarın kendisini aynada gördüğü eser” olarak tanımlama ihtiyacımdandır. Koşmasaydım Yazamazdım’ın satırları arasında Murakami’nin elindeki reçeteyi okura sunmakta olduğunu görürüz. Hâliyle okur olarak, yaptığımız her çıkarımın Murakami’nin yazarlığı ile ilişkili olduğunu düşünmekte haksız sayılmayız.

Yazının başında değindiğim, kitap üzerine ancak yazarak düşünebileceğimi hissetmeme benzer bir duyguyu Murakami de ifade ediyor: “Yazıya dökmedikçe doğru düzgün düşünemeyen biri olduğumdan, koşmanın benim için anlamı üzerine yorum yapabilmem için elimi hareket ettirerek gerçekten böylesi bir metin oluşturup görmem gerekti.” Kitabın çıkış noktası bu. Bir başka ifadeyle, Murakami için koşu ve yazının öneminin, ancak bir kitap hacminde yazıyla ifade edilebileceğini itirafı. Tabii, bir kurgu yazarı uslu durmuyor: Şuradan şuraya şu tempoyla şöylece koştum, bu sırada şunları düşündüm, demekle yetinemiyor. Murakami’nin maraton koşucusu ve yazar kimlikleri arasında salınan hayatı, okuru esaslı bir hikâyenin içerisine sürüklüyor. Yazarın başkahraman olduğu, hem ‘başka kahramanın da olmadığı’ bir hikâye bu. Hâliyle, otobiyografik de denilebilir.

Japon yazar koşucu ve yazar kimlikleriyle yoğurduğu hayatını ancak bu metni yazarak açıklayabileceğini düşünmüş. Bu düşünce, bize Koşmasaydım Yazamazdım’ı vermiş ve yazarın diğerlerinden öte bir öneme sahip tek bir şeyi kavramasına yol açmış: Tıpkı uzun mesafe koşmak gibi, yazarlık da bir ‘mücadele’ işidir. Murakami’nin ifade ettiği biçimde ‘deha’ bir yana; her iki kimlik de ancak mücadele ederek sürdürülebilir. Tıpkı bir makine gibi: “Ben insan değilim. Sadece bir makineyim. Makine olduğuma göre hiçbir şeyi hissetmeme gerek yok.” (s. 111). Gelgelelim yazar, koşu ve yazma eylemlerinin gerçekleştirilme biçimlerini özdeşleştirse de kimlikleri birbirinden ayırır. Önceki cümledeki alıntı maraton koşucusu Murakami’nin zihnindekileri yansıtırken, yazar Murakami makineleşmeyi duygularını ortaya koyarak reddeder: “Bazen birilerinin beni övmesi, elbette sevindirici. Aşağılanmaktan çok çok daha iyi.”

Metnin başındaki heyecan meselesine dönecek olursak, kimlikler ve eylemler arasındaki bu çatışma dikkate değerdir. Buna rağmen heyecan ise, Murakami’nin bedenini (ve zihnini) ısrarla ikiye bölmekte… Kimlikleri bitiştirip, mücadeleyi “yürümemek” ile ifade ederken aslında hayatını özetliyor gibidir. Otobiyografisini, mezar taşı imgesiyle böylece ortaya koyar:

“Eğer bir mezar taşım olacaksa, oraya yazılacak ifadeyi kendim seçebileceksem, şöyle yazılmasını istiyorum:
Haruki Murakami.
1949–20**
Yazar (ve Koşucu)
En azından sonuna kadar yürümedi.”

Koşmasaydım Yazamazdım’ın
Almanca baskısının
kitap kapağından ayrıntı,
kaynak: Random House

* Koşmasaydım Yazamazdım, Haruki Murakami, çev. Hüseyin Can Erkin, Doğan Kitap, 2014.

Haruki Murakami, Kerem Görkem, Koşmasaydım Yazamazdım, yazmak