Call Me by Your Name
Duyular Üzerinden Parçalı Bir Harita

Call Me by Your Name [Beni Adınla Çağır],1 André Aciman’ın 2007 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan bir film. Roman çıktığında, New York Times tarafından “Yılın Dikkate Değer Kitabı” seçilmiş. 2017’de Luca Guadagnino’nun yönetmenliğinde, James Ivory’nin senaryo uyarlamasıyla hayat bulan film; Aciman’ın “Kuzey İtalya’da bir yerde” diye gizlediği bir kasabada geçen sakin, hüzünlü, utanç dolu, sıkıntılı, mutlu bir yaz hikâyesini perdeye taşıyor. Guadagnino’nun arzu üçlemesi olarak tanımladığı serinin —I am Love ve A Bigger Splash filmlerinin ardından—sonuncusu olan film, ilk iki filmin oyuncu kadrosundaki gösterişi barındırmıyor. Aksine, yavaş yavaş ünlenen iki genç oyuncuya (Timothée Chalamet ve Armie Hammer) filmi emanet ederek, akıllıca bir iş yapıyor. Prodüksiyonu ufak çaplı olan film, hem gişe hasılatı hem de genel beğeni anlamında diğer iki filmden daha fazla öne çıktı.2 Peki nasıl oldu da, romandan on sene sonra hayat bulan bu film, birden bire, bu kadar öne çıktı?

Bunda, şüphesiz romanın güçlü atmosferinin etkisi var. Hikâye, 17 yaşındaki Elio’nun anne babasıyla yazlarını geçirdiği kırsal bölgede bulunan yazlık bir ev ve etrafında geçiyor. Yönetmen Guadagnino da tam bu bölgede bir kasabada Elio gibi ergenliğini geçirmiş. Hikâye de 80’lerde geçince otobiyografik imgeler filmin içerisine ister istemez sızıyor. Elio, hayli entelektüel bir ailenin çocuğu, sürekli okuyor, piyano çalıyor, üç dil biliyor. Kendi yaşıtlarıyla da, anne babasının yaşıtlarıyla da iyi iletişim kurabiliyor. Yaz sıkıntısını atlatabilecek tüm donanımı kendinde hazırlamış durumda. Fakat işlerin seyrini değiştirecek beklenen misafir Amerikalı doktora öğrencisi Oliver, Elio’nun profesör babasıyla yaz boyunca çalışmak için eve yerleştiğinde, Elio aslında hiç deneyimlemediği bambaşka hisler ile kavrulmaya başlar.

Guadagnino’nun filmi güçlü kılan en önemli etkisi, kitabın metinsel olarak ürettiği duyu atmosferini filmde görsel araçları kullanarak ortaya koyması. Bu eksende, filmin genel senaryo, olay örgüsü veya politik tutumunu tartışmak yerine, parçalı anlatımlar ile filmin parçalı bir duyu haritasını çıkarmak, yaratılan atmosfer üzerine daha güçlü tespitler bulmayı kolaylaştırıyor. Atmosferi üreten üç farklı duyumsama ve karşılığında üç farklı hissi içeren bir söküm yardımıyla, bazen daha çok filme, bazen daha çok kitaba ve bazen de filmdeki şarkılara dair parçalı bir okuma yapmak niyetindeyim.

1. Konuşma | Dil | Hüsran

“‘Daha sonra!’ [Later!] Sözcükler, konuşma, yaklaşım işte bu”.3 Romanın ilk bölümü olan “Daha Sonra Değilse Ne zaman?” bölümü bu cümle ile açılır. Elio, geri dönüp o yazı hatırladığında Oliver hakkında ilk düşündüğü şeyin “Daha sonra!” olduğunu söyler. Hikâyenin devamında aile fertleri arasında espri konusu olacak bu sözcükler, Elio için yaz boyunca derin bir dertlenme konusu, kendisini bu söze göre şekillendirme hâli olur.

Oliver tüm yazı geçirmek için eve geldiği günün ertesinde, Elio, onu kasaba merkezini göstermeye çıkarır. İkisinin ilk yalnız kaldıkları an. Kasabanın meydanına bakan kafede otururlar. Elio, soğukkanlı bir şekilde, kitabını okumaya dalmıştır. Oliver, ilk adımı atar, “buralarda ne yapılır, kışın nasıldır” gibi gelişigüzel sorular sorar. Elio, adeta demeç verir gibi doğru kelimeleri kullanarak kendini anlatmaya çalışır. Arabalar geçer, kilise çanı çalar, sözü hep gürültü tarafından kesilir. Oliver bir anda ayağa kalkar, bisikletine biner ve Elio’nun suratına bir “Daha sonra!” patlatır ve farklı yöne bisikletini sürer gider.

Sonraki bir sahnede, profesör baba, Oliver’a bir etimoloji testi yapar. Kayısı kelimesinin kökeninin Arapçaya dayandığını belirtir, fakat Oliver buna kanmaz ve testi geçerek Latinceden geldiğini açıklar. Böylece dil konusunda ne kadar özenli olduğunu, Elio ile beraber biz de anlarız. Elio bunu unutmaz ve kullanacağı kelimeleri hep özenle seçecektir.

Filmin ilerleyen bir sahnesinde, filmin soundtrack albümünde de yer alan F.R. David’in yazdığı “Words” şarkısı çalar. Bu şarkı, aslında film boyunca Elio’nun sergilediği tutumu neredeyse tam anlamıyla temsil eden bir şarkıdır. “Kelimeler bana kolay gelmiyor. Hiç kolay değil. Seni sevdiğimi söylemenin tek yolu bu.”4 Film akışında, radyoda çalan sıradan bir şarkı gibi karşımıza çıksa da Elio’nun hislerinin en kolay yoldan tercümesi bu şarkı sözleriyle mümkün görünür. Ne kadar denese de dil yoluyla anlatamaz kendisini. Yaptığı hiçbir hamle başlatamaz ilişkiyi.

En nihayetinde, Elio, Oliver’ın bir boş öğleden sonrasını yakalar ve konuşmaya çalışır. 1.Dünya Savaşı anısına dikilmiş bir anıtın etrafında, Elio anıtın tarihi hakkında bilgisini konuşturur. Oliver, Elio’ya “bilmediğin bir şey var mı” diye sorar, o “hiçbir şey bilmiyorum, asıl önemli olan şeyleri bilmiyorum” der. Oliver kameradan gitgide uzaklaşır, Elio kendini anlatabilmeyi ister, seçtiği cümleyi birkaç kez tekrar eder: “Çünkü bilmeni istiyorum. Çünkü başka kime söyleyeceğimi bilmiyorum.” Bilinmez bir olgu üzerine döner dururlar anıt etrafında. Oliver “Böyle şeyleri konuşamayız” der. Bir nevi dil üzerinden oyun oynarlar, Oliver konuşmayı kapatmaya çalışır, Elio ise sözcükler ile çaresizce açılmaya çalışır.

Armie Hammer ve Timothée Chalamet,
Call Me by Your Name (2017),
kaynak: IMDb

Elio, sergilediği başarısız hamleler ile gitgide aralarının açıldığını hissedince, Oliver’a not yazmaya karar verir. Birkaç kez ne yazacağını dener; “Lütfen benden kaçma, bu beni öldürüyor, sessizliğin öldürecek beni, benden nefret ettiğini öğrenmektense ölürüm daha iyi” ve en nihayetinde seçeceği “Sessizliğe dayanamıyorum. Seninle konuşmam lazım.” notunu odasının kapısının altından atar.5 Ardından Oliver, çok geçmeden, “Biraz büyü. Seninle gece yarısı görüşürüz.” notunu Elio’nun masasına bırakır. Elio, hem utanır, hem de büyülenir, vaktin gelmesini sabırsızlıkla bekler, beklerken düşler kurar. Sonunda Oliver ile iletişim kurabilecektir.

Nihayetinde, konuşmayı beceremeyen bu iki dil, bedenleri ile konuşabilmeye başlar. Gece yarısında, beraber sarılarak yatakta uzanırken, Oliver fısıldar ve biz 180 derece dönük açıdan onlara bakarız; “Sen bana adınla seslen, ben de sana adımla sesleneyim.” Büyüleyici bir sahneyi biz de onlara çok yakın bir şekilde beraber yaşarız. Ve Elio, Oliver’a “Elio” olarak seslenir, Oliver, Elio’ya “Oliver” olarak seslenir. “Hayatımda daha önce hiç paylaşmadığım ve sonrasında da paylaşamayacağım bir diyara götürdü bu beni” diye düşünür Elio.6 Diyalog kurmayı imkânsızlaştıran dil, birdenbire hemhal olan iki bedenin ortak dili olmaya başlar. Oliver artık Elio’yu sözcükler ile incitemez ve tabii biz seyirciyi de. Elio, dil ile yetinemez, Oliver gittiğinde gömleğini ona bırakmasını ister. Onunla hemhal olma durumunun yakında biteceğini sezer.

2. Dokunma | Temas | Utanç

Film, konuşma ve dil üzerinden kurduğu hüsran hissini, dokunma ve temas ile bir utanç hissine dönüştürür. Elio, düşlerinde Oliver ile temas eder. Fakat, yazın büyük bir bölümünde, küçük dokunuşlar anında gerilimli bir utanç hâline dönüşecektir.

İlk dokunma, tenis maçı molasında, Oliver’ın Elio’nun omuzunu hafifçe sıkma anıdır. Elio, hem büyülenmiş hâlinden hem de utançtan anında kendini geri çeker. Oliver, şaşırır ve dokunmaya devam eder. Elio, bir an daha devam ederse, yere düşüp bayılacağını hisseder ve kapıldığı çaresizlik ile oradan uzaklaşır gider. O gece günlüğüne baygınlık olarak yazar bu anı: “Onun bedenine yalnızca teslim olmaya değil, o bedenin kalıbına girmeye de hazır olduğumun farkına varmış mıydı?”7

Evin boş olduğunu bildiği bir gün Elio, Oliver’ın odasına girer. Onun renk renk deniz şortlarından yıkanmamış olan kırmızıyı görür. Başını yavaşça şortun içerisine geçirir. Hem onun bedeninin kokusunu hissetmek hem de Oliver’ın şorta teması gibi kendisinin de teması, gerçekleşmeyen bir temasın düşü olur. Seyirci olarak Elio’nun hayli mahrem bir anına tanık oluruz. Evde, kimsenin olmadığını bilir, fakat, ürettiği bu düş alanından kendi utanır ve başını yatağa vurur, ben ne yapıyorum diye. O gece düşünür, “utanç dürtüsü hiç düşünmediğim kadar çabuk geldi.”8

Elio ve Oliver, bir boş öğleden sonrasında, Claude Monet’nin resim yaptığı taraçaya bisiklet sürerler. Elio burayı göstererek Oliver’ı etkilemeye çalışıyordur. Aralarında garip, anlaşılmaz bir diyalog sürer. İkisi de döner durur, sadede gelmezler. Elio, iç geçirir: “Sözcükler istemiyordum, havadan sudan konuşmalar, derin konuşmalar, bisikletten konuşmalar, kitaplardan konuşmalar, bunların hiçbirini istemiyordum.”9 Elio’nun istediği temas edebilmektir. Dokunmak, öpmek. Monet’nin taraçasında, hiç beklemediği bir anda, Oliver, Elio’ya doğru eğilir. Biz arkalarından gizlice izleriz, sanki Elio’yu utandırmamak için. Oliver, Elio’nun dudağına dokunur, sonra küçük bir öpücük bırakır. “Seninle orta noktada buluşurum ama bundan öte bir şey yok öpücüğü.”10 Fakat, Elio, öpüşmesini onun gibi ayarlayamaz, şiddetli bir tutkuyla tekrar öper. Oliver durdurur ve “yapamayız, uslu olduk, utanacak bir şey yapmadık, ben uslu olmak istiyorum” der. Dokunma, temas karşı çıkılması gereken bir utanç hissi olarak iyice belirginleşir.

Taraçadan sonra ikindi yemeği sırasında, Elio, çıplak bir ayağın onun ayağına sürtündüğünü fark eder. Geri çekilir, sonra Elio, tekrar ayağıyla dokunur. Bir geri çekiş, bir daha dokunuş sonrasında daha da uzun bir dokunuş, okşama hâli. Bu sefer baygınlık geçirmemekte kararlı Elio, bu beklediği anı yaşayacağına ikna eder kendisini. Fakat bu kez de, bedeni rahat durmaz, burnu şiddetli bir şekilde kanamaya başlar. Oliver’ı iyice ürküttüğü için kendine kızar. Tüm vücuduna yayılan bir sersemlik çöker.

Oliver, Elio’yu odasına çağırdığında, başta Elio, bedenini nereye konumlayacağını bilemez hâldedir. Yatağa otur dediğinde, dizlerini dizlerine değdirmemeye özen gösterir. Bir daha aynı hataları yapmak istemez. Temkinli ama bir yandan da kontrol edilemez bir şekilde yavaşça ayaklar tekrar dokunmaya başlar. Elio düşünür; “birisi ayak parmaklarıyla sizin ayak parmaklarınıza dokunursa aynı şekilde karşılık vermekten başka yapacak bir şey var mıdır?”11 Elio cevabını o gece bulur. Sonunda, düşlerindeki gibi tüm vücuduna sınırsızca temas eder. Artık ne utanç duygusu vardır, ne de baygınlık. Elio, hiç bitmesini istemediği yeni bir benlik kazanır.

3. Bakış | Görü | Hüzün

Son olarak, filmin belki de en güçlü kurduğu duyusal iletişim bakışlardır. Birçok sahneyi Elio’nun gözleri olarak izleriz. Kimi ne kadar net göreceğimize, kime ürkek bakışlar atacağımıza Elio karar verir. Nerdeyse, filmin ortalarına kadar, Oliver’ı uzaktan bir siluet olarak izleriz. Kameranın önüne gelemez, netleşemez. Bulanık bir atmosfer eşliğinde havuzun bordüründe, dans pistinde, Elio piyano çalarken arkada belirir. Hep belli bir mesafeden Oliver’ı keşfetmeye çalışırız, ta ki temas kurulmaya başlanana dek. Sonrasında, Elio gibi biz de izleyici olarak mesafemizi kaldırırız, Oliver’a yaklaşırız. Hatta, filmin sonlarına doğru, Elio ve Oliver, Oliver’ın son gecesini bir otelde geçirirken, Oliver’ı uyanık yakalarız. Elio uyur. Seyirci olarak ilk defa aramızda Elio yok. Oliver ile yalnızız. Oliver hüzünlü gözler ile Elio’ya veda ederken onun hatıralarına tanık oluruz. Filmin görsel dilinden çok farklı kızılötesi bir hayal dünyasında parçalı anlar ile Elio ve Oliver’ı görürüz tam bu an. İlk kez beraber vakit geçirdikleri, sonrasında kelimelerle boğuştukları, etrafında dört döndükleri kasabanın meydanındaki anıtın üstünde, önünde, yanında sarılırlar görüntülerde. Ayrılmalarından önce, kısa süre de olsa, Oliver’ın hislerini aralayan küçük bir sahne yaşarız.

Filmin son dört dakikası. Oliver gideli aylar geçmiş. Telefonla konuşurlar, belki yaz bittikten sonra ilk kez. Konuşma bitince, Elio, kulağında müzik, huzursuz, üzgün. Evdeki bazı nesneler ile gelişigüzel oynar. Biz de izleyici olarak şaşkınız. Sonra şömine başına eğilir. Hüzünlü gözlerle ateşe doğru bakar. Biz ona ateş tarafından bakarız. Buğulu gözleri izleriz. Fonda, yavaş yavaş başlayan Sufjan Stevens’ın sakince söylediği “Visions of Gideon” şarkısı çalmaya başlar. Akabinde, filmin adı belirir ve jenerik akmaya başlar. “Seni son kez öptüm, seni son kez sevdim.”12 der sözler. Sufjan Stevens, “visions of Gideon” ve “is it a video?” sözlerini şarkı içerisinde harman eder, hangisinin baskın olduğunu anlayamaz hâle geliriz.

Timothée Chalamet,
Call Me by Your Name,
kaynak: IMDb

Video, Latince görmek anlamına gelen videre’nin birinci tekil şahıs kullanımından türemiş bir kelime. Ben görüyorum. Elio, şarkıyla beraber sorgular; Gideon’un görüleri mi, kendisinin görüleri mi?

Gideon ise, Eski Ahit’in Hâkimler Kitabı’nda adı geçen İsrailoğulları’nın liderliğini yapmış ve İsrail’in fethi uğruna savaşlar kazanmış bir figür. Tanrı tarafından ziyaret edilir. Gideon’a görünen Tanrı ondan İsrail’deki fethi yönetmesini ister. Ancak Gideon duruma şüpheyle yaklaşır, bu yüzden görülerinin gerçek olup olmadığını sormayı hiçbir zaman bırakmaz. Sonra Tanrı geri geldiğinde özür dileyen Gideon’a defalarca görünür ve kılıcını alması için teşvik eder. Fakat, fetih tamamlandıktan sonra Tanrı asla bir daha ortaya çıkmaz.

Elio da Oliver tarafından kısa bir süre boyunca ziyaret edilir ve her ziyaret gibi, bu da sona erer. Bu şarkı, bir nevi Elio’dan Oliver’a sessiz bir ağıt. Gideon’un görülerinin gerçekten de Tanrı olup olmadığını sorgulaması gibi, Elio da yazın yaşadığı tüm sevginin gerçek olup olmadığını sorguluyor gibidir. Ve bir video gibi başa sararak tekrar ve tekrar hatırlamaya çalışır.

Arkada sofra kurulmaya devam eder. Elio, adeta, bulunduğu mekândan, filmden ayrışır. Bizimle beraber şarkıyı dinler ve iç çekerek sakince ağlar. Babasının Elio’ya verdiği tavsiyeleri hatırlarız. “Yaralarımız daha hızlı iyileşsin diye kendimizi hırpalayıp dururuz. Kendini bir şey hissetmemek için zorlamak çok büyük kayıp olur. Şu anda kederlisin. Acı çekiyorsun. Bunu yok etme.” Elio, bu tavsiyeye uyuyor gibidir.

Oliver’ın telefonda söylediği son cümleyi düşünürüz onunla beraber: “Her şeyi hatırlıyorum.” Elio da ateş başında yaşananları hatırlar, biz de onunla beraber tüm filmi düşünürüz. Fondaki şarkı da bize bunun bir video olup olmadığını sorgulatır. Gerçekten yaşandı mı? Yoksa bir video mu? Sonra, Elio, bir gerçeklik ile kendine gelir. Yemek sofrasına son dokunuşları yapan annesi, “Elio” diye seslenir ve Elio gözünü siler, tekrar sahnedeki anına geri döner, şömineyi ve bizi terk eder ve film kararır.13

1. İlk çeviri basımı Sel Yayıncılıktan çıkan kitap Adınla Çağır Beni şeklinde çevrilmiş. Film ile kitabın isimleri arasındaki çeviri farklılığının nedeni bilinmiyor fakat kafa karışıklığına yol açtığı söylenebilir.

2. Film, 90. Oscar ödüllerinde, en iyi film, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi başrol oyuncu adaylıklarını kazandı. James Ivory, uyarlama senaryo ödülünü kazandı. Oscar ödüllerinin nasıl bir genel beğeni ölçütü olduğu tartışılır fakat, özellikle oyuncuların Hollywood’da arzulanan bir şöhret kazandıkları aşikâr.

3. André Aciman, Adınla Çağır Beni, 2009, İstanbul: Sel Yayınları, s. 9.

4. “Words don't come easy to me. How can I find a way to make you see I love you.” Sözler: F.R. David.

5. André Aciman, Adınla Çağır Beni, 2009, İstanbul: Sel Yayınları, s. 121.

6. A.g.e., s. 136.

7. A.g.e., s. 22.

8. A.g.e., s. 67.

9. A.g.e., s. 85.

10. A.g.e., s. 84.

11. A.g.e., s. 133.

12. “I have loved you for the last time. Is it a video? Is it a video? I have touched you for the last time Is it a video? Is it a video?” Sözler: Sufjan Stevens.

13. Kitap ile film arasında belirgin ayrımlar var. Kitaptaki ilk iki bölüm nispeten filmde de benzerdir. Fakat, kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri filmde farklı işlenmiş. En belirgin fark da, romanın yaz sonrasında parçalı anlatımlar ile birkaç on sene daha ileri gitmesi. Bugünlerde, roman ekseninde devam filmi çekileceği söylentileri yavaş yavaş oluşmaya başladı.

André Aciman, Call Me by Your Name, film, Gürbey Hiz, kitap, Luca Guadagnino