Helena Wittmann, Drift
Drift

“Keşfedilmemiş topraklar artık kalmadı, fakat okyanus henüz tümüyle keşfedilmiş değil. Sanatsal anlamda katkısı da fantezi dünyamıza katkısı da bilimkurgunun yaptığına benzer.”
Helena Wittmann

Bir süredir dönüp dönüp üzerine düşündüğüm bir soru vardı: “Zamanın, mekânın lineer yapısını kırmak, rüya ve gerçekliğin iç içe geçtiği bir alanda var olmak mümkün mü?” Bunun cevabını, müzik dinleyerek güneş altında uzanırken çoktan bulduğumun farkına vardım. Anılarım ve hayallerim, şu an hissettiklerim ile iç içe geçmiş hâlde hemen yanı başımda, uyku ve uyanıklık arasında bir yerdeydi.

Bir film tamamen böyle bir var olma hâline dayanabilir mi? Burada bahsettiğim sahnelerin birbirini izlemediği, atlayan konulardan oluşan, bağımsız, bir sonraki sahnede ne olacağını bilemediğimiz filmlerden fazlası. Yapısı gereği ‘lineer’ olan filmin bu yapısını kırmanın ötesinde, zihninizdeki ve yönetmenin zihnindeki her detayın çevresinde gezinmek.

Drift ile dalgalar arasında geziyor; nerede olduğunuzu merak ederken zihninizi, umutlarınızı serbest bırakıyorsunuz. Bir terapi; dolandığınız alanın ne kadar sınırlı olduğunu gösteren bir harita gibi. Bir filmden çok daha fazlası, benliğinizde yaptığınız ufak bir gezinti. Ruhunuzdaki dalgalanmaların sizi yönlendirdiği sonu olmayan bir yol, tıpkı hayatın akışı gibi: Değişken, benzersiz ve dalgalı. Hâliyle belleği, yalnızlığı, varoluşu keşfetmek üzere dairesel bir yola çıkmanıza sebep olan bir film.

Kendimi bu dairesel varoluşa bıraktığım günden beri düşünüyorum: Acaba yönetmenin hedefi 95 dakikalık bir terapi olabilir mi?

Helena Wittmann, Drift, filmden kareler

Okyanusa, keşfedilmemiş olana yaklaştığımız süreç içinde yönetmen sizi bir çukurun çevresinde dolaştırıyor, az sonra kendinizi içinde bulacağınız o karanlık çukurun. Karanlık, ancak bu, korkmanız gereken bir ‘karanlık’ değil.

İlerlemek ve geri dönmek… Buradaki ayrım giderek silikleşiyor. Boşlukta bir salınma hâli. Film boyunca yalnızca hareketin kendisi önemli. Ne yönde, ne amaçla, ne zaman veya kiminle olduğu; bunların tamamı yalnızca ayrıntıya giriyor. Sesler, kokular, rüzgâr, su, hareket, uyku ve özgür kalan zihniniz. Bu, zaman zaman, nereye ineceğini bilmediğiniz bir uçakta olmak, tekrar karaya döneceğinden emin olmadığınız bir tekneye binmek gibi. Bilinmez olana göz göre göre benliğini teslim etmek veya var olarak çoktan teslim etmiş olduğunu fark etmek. Dengesiz bir alanda nefes alabilmek, bu dengesiz alanda nefesin değerinin farkına varmak. Geleceğe veya insanlara duyduğumuz güvensizlik ve tutku. Hayatın içindeki bu ikilikler ile sıkı sıkı örülmüş bağlar üzerine bir film Drift. Bu bağları zihninizin içinde bulunduğu gibi, aynen hissettirdiği gibi işliyor.

Bana dair her şeyin birbiriyle kurduğu ilişki üzerine düşündüğüm bu film sonrasında, hâlâ kanallar, deniz, su birikintileri başında duraksıyorum. Aylar geçti, ancak ben bir sürüklenme hâlinden çıkamadım, çıkmıyorum. Akışkan, soğuk ve korkutucu bir dönüşüm içinde gizlenmiş umudu buldum. Üzerine daha fazlasını söylemek, detaylardan bahsetmek istemediğim bu filmi ‘deneyimlemenizi’ öneririm. Bir boşluğun içinde kesişen yollar, bilinmezlik içinde bir denge bulma çabası. Yönü olmayan bir hareket hâli… Değişim, dönüşüm ve hiçbir durumda daha ‘sağlam’ adımlar atmama durumu üzerine… Belki, sonunda, daha sıkı sarıldığımız bir yolculuk.

Drift, resmi tanıtım filmi

Anı Ekin Özdemir, Drift, film, Helena Wittmann, sinema