Dört Yılda Bir Şehir: Bağdat Bismayah
Yeni Bismayah projesi

2017 yılı mayıs ayında bir iş dolayısı ile deneyimleme şansını bulduğum Bağdat, o güne değin edindiğim her türlü bilgiden daha karmaşık ve daha az umut vaat eden görüntüsüyle zihnimde, hayatımın birçok döneminde duyduğum ilgiden de öte bir yer edindi. Havaalanında başlayan kent deneyimim, daha ilk andan itibaren kendisini özel olarak nitelendirmeme yol açan ufak tefek birçok olayla şekillenmeye başlamıştı bile. Genç ve bekâr bir kadının, erkek iş arkadaşlarıyla yalnız başına yaptığı bu iş seyahati zaten başlı başına bir problemdi —kaldı ki bunun dünyanın birçok başka yerinde de problem olarak algılandığını unutmamak gerek. İş ziyaretinin yapılacağı ve benim bu metinde üzerinde duracağım ‘o’ şantiye sahasına özel izinle girme mevzusu da. Bunlar havaalanında geçirilen süreyi epeyce uzatan etkenler olmuştu. Geçici vizelerden sonra başlayan Bağdat yolculuğu, karayolu üzerinde yol alan bir şantiye midibüsünün yol boyu gördüğü manzaraların toplamından ve merak edilen noktaları bizlere yarı Kürtçe yarı Türkçe anlatmaya çalışan Mahmud’un deneyim ve duyumlarından ibaretti.

Bir yanda yıkımların ve bombaların etkilerinin fiziksel olarak hâlâ hissedildiği duman dolu mekânsal açıklıklar veya sokaklar, diğer yanda ara sıra karşılaşılan, sanki İstanbul’un çeperlerinde dolaşılıyormuş etkisi uyandıran yükselen yeni binalar…

Bağdat–Kut otoyolunun güneyine doğru ilerledikçe yolu dikey olarak kesen sokak başlarının bölgesel güçlerin denetiminde olduğunu görmek ve bazen 200 metrede bire inen kimlik/pasaport kontrolünün bölgenin güvenlik açısından nasıl sıkıntılı zamanlardan geçtiğini görmemize yettiği söylenebilir. Dicle nehrinin bulanık görüntüsünün yanında hayli azalan debisinin kente ferahlık vermediği de apaçık görünür durumdaydı. Politik ve stratejik problemlerin, mekânsal olarak çözülebileceğini hayal etmemeyi, yine yakın bir bölgede büyüyen birisi olarak çok önceden öğrenmiş durumdayım.

“Hanwha”,
fotoğraf: Narin Temel

Bağdat şehir merkezinden çıktığımızı gösteren seyrek yerleşimler yerlerini gitgide açık alanlara, kuru ve kurak topraklara bırakmış durumdayken birden keskin bir kokuyla pencereleri kapatmak zorunda kaldığımızı hatırlıyorum. Tüm şehrin kanalizasyon atıklarının atıldığı, Dicle nehri ile karayolu arasında kalan, genişliğini tam olarak bilemediğim yaklaşık 2 km uzunluğunda bir alan. Solumuzda kalan bu alanı geçer geçmez sağ taraftan bir dizi konut yapısının yükseldiğini gördük. Üzerinde “Hanwha” yazan bu konut dizisi uzunca bir süre akıverdi sağ tarafımızda. Burayı “Korelilerin konutları” şeklinde tanımlayan Mahmud, gördüğümüzün yüzlerce konutun çok azı olduğunu ve konut yerleşmesinin yol kenarından fark edilebilir bir büyüklüğünün olmadığını anlattı bize. Çok geçmeden biz de durumun gerçekten Mahmud’un anlattığı şekilde olduğunu, hatta daha da ilgi çekici başka birçok şeyi de barındırdığını anlayacaktık.

Yanından geçerken, yüzlerce ‘aynı’ bloğun sıra sıra aktığına şahit olduğum bu yerleşmenin ne olduğuna ilişkin henüz bilgi sahibi olmadığım o esnada, “nasıl olur da böyle bir savaş ortamında, bunca yıkım ve tahribatın arasında bu denli büyük bir inşaat girişimi herhangi bir şekilde zarara uğramaz, ya da uğramayacağına bu kadar emin olunarak hızlıca inşa edilebilir?” sorusu ciddi şekilde yer edinmişti zihnimde.

İş ziyaretinin yapılacağı alana vardığımızda, —yüksek güvenlikli bir alanda çalışacağımızın taahhüdü— ellerinde uzun namlulu silahlarla bekleyen güvenlik görevlilerinin noktası bizi karşıladı. Irak merkezi hükümetine bağlı güvenlik güçleriyle şantiye özel güvenlik elemanlarının işbirliği içinde çalıştığı bu alana —günler öncesinden hazırlanmış izin belgeleriyle— yaklaşık iki saatte giriş yapabildik. Girişin bu kadar gecikmesinin bir diğer nedeni de alana resmi tatil olan cuma günü varmamızdı. Gece 00.30’da başlayan Bağdat iş seyahati yolculuğu sabah saat 10.00’da son buldu.

Toplamda yedi gün geçirdiğimiz bu şantiyeden dışarı çıkmanın —neredeyse— imkânsızlığı ve binlerce erkek işçinin arasında tek kadın çalışan olduğunu bilmenin verdiği iç rahatlığı (!) bir tarafa, şantiye sahasının büyüklüğü ve işin kapsamı o kadar şaşırtıcıydı ki, orada olan biten her şeyi hem açıklayan hem de onlara dair soru işaretlerini artıran bir deneyimdi. Orada sadece işin kapsamı doğrultusunda çalışmayı tamamlayıp döndük. Fakat benim genelde de ilgimi çeken meselelerden birine değen bu projenin detaylarına bakmak ve bu metnin konusu hâline getirmek İstanbul’a döndükten sonra gerçekleşti. Döner dönmez projenin detaylarına bakmaya başladım.

Yeni Bismayah şehri, Ocak 2018,
kaynak: bismayah.org

Bağdat’ın güneydoğusunda, Bismayah bölgesinde yapılmakta olan “Bismayah New Project” adlı proje yüklenici firmanın web sitesinde ve medyada Bağdat kent merkezinde büyük kısmı kaybolan yaşam alanlarının, elektrik santralinin, üretim tesis ve atölyelerinin ve bütün bu işleri yapan işçilerin yaşayacağı konteynır alanlarının yer aldığı 1.830 hektarlık alanda, proje ölçeği bakımından eşi benzeri görülmemiş nitelikte ve “en sivil altyapı projesi” olarak tanımlanmaktaydı. Proje maliyetinin, yükleniciye göre 10,1 milyar, proje web sitesine göre ise 7,75 milyar dolar olduğu ve Hanwha şirketinin 600.000 kişi için 100.000 konut inşa etmeyi taahhüt ettiği yazılanlar arasındaydı. Projenin yüklenicisi Hanwha yeni Bismayah kentinde sokaklar, su ve kanalizasyon arıtma tesisleri, elektrik hatları, enerji hatları, eğitim merkezleri ve kamu tesisleri de dahil olmak üzere gerekli altyapıyı da inşa edecekmiş. Tamamlandığında 8 mahalle, 59 blok ve 834 apartman kompleksinden oluşacak yeni şehrin 2019 yılına kadar bitirileceği ifade ediliyordu.

Yeni Bismayah projesi aynı zamanda, Irak hükümetinin ulusal konut programının ‘önceden planlanmış’ ilk inşaat işi olarak tanımlanıyordu. Tamamlandıktan sonra Irak hükümeti, siteyi bir milyon kişiye ev sahipliği yapmak üzere genişletmeyi planlıyormuş. “Bir inşaat projesinden daha fazlası, yeniden doğan bir ulusun somut bir simgesi olarak” ifade edilen yeni Bismayah şehrinin Irak halkı tarafından da “hayli desteklendiği” yine yüklenici şirketin web sitesinde yazılmaktaydı.

İnanılmaz rakamlarla oluşturulan yeni bir kent parçası. Oluşturulan kent parçası hakkında kimlerin söz söylediği, daha doğrusu kimlerin söyleyemediği bir tarafa, tek bir firmanın, Bağdat gibi eski bir yerleşmenin yerini alacağı söylenen bir projeye imza atması ve bunu inşa ediyor olması nasıl bir probleme işaret ediyor olabilir?

Yeni Bismayah şehri, ‘A’ mahallesi,
kaynak: bismayah.org

Bismayah kenti, tasarımından malzeme tedarikine kadar tüm projeden (bu durumda 100.000 konut ve altyapıdan) tek bir yüklenicinin sorumlu olduğu “tasarla-yap” verimli proje dağıtım sistemiyle üretiliyor. Bismayah projesi için tasarla-yap yönteminde kullanılan birincil yapısal sistem, hızlı inşaat için prekast beton [PC] parçaların dev Lego blokları gibi bir araya getirilmesiydi. PC yöntemi olarak da bilinen bu yapım tekniği, önceden imal edilen duvar, kolon ve merdiven gibi yapı elemanlarının doğrudan şantiyeye taşınmasını içeriyor. Bileşenlerin şantiyede yerlerine monte edilmesinin, geleneksel yöntemlere kıyasla daha hızlı ve ucuz inşaat ile daha fazla kalite kontrolü sağladığı söyleniyor. 2016 yılının nisan ayında bu yöntemle ‘A’ mahallesinde yer alan 3.120 konutun tamamlanıp kullanılmaya başlanmasıyla yerleşilen bu yeni şehirde, yüzlerce beton yığını içerisinde yeni ve nitelikli bir yaşam iddiasıyla kalan konutların yapımına da hızla devam ediliyor.

Bağdat Elektrik Santrali inşaatı,
Bismayah, Nisan 2017,
kaynak: Power Technology

Elektrik üretimi için planlanan Bağdat Bismayah kombine çevrim santraliyse, Bağdat şehrinin yaklaşık 25 km güneydoğusunda Irak Elektrik Bakanlığı tarafından geliştiriliyor. Irak Elektrik Bakanlığı’nın Mass Group Holding ile yaptığı sözleşme sonrasında Mass Group’un projenin tasarım, mühendislik, tedarik ve inşaat işlerini ENKA İnşaat ve Sanayi A.Ş.’ye vermesiyle santralin yapımına başlanmıştır. 3.000 MW kapasiteli ve 4,5 milyar dolara çıkacağı tahmin edilen santralin Irak’ta beş milyondan fazla eve güç sağlayacağı öngörüsüyle yapımına devam edilmektedir. Santral, çatışma ve savaştan yıkılmış Irak’ın yeniden inşasını hedeflediği öne sürülen Bismayah yeni kent projesinin bir parçası.

Bismayah yeni kent projesiyle konut tipi tek, yaşam biçimi tek, dünyayı anlama ve yorumlama biçimi tek yeni bir Ortadoğu şehrinin kuruluşunun başlandığı görülüyordu. Aslında burada tam olarak bir mimari planlama hizmeti verildiği de söylenemezdi. Daha çok bir tür ‘mühendislik’ hizmetiyle yaşamı tasarlama programı olarak oluşturulan şehir, tüm yapısal elemanların laboratuvar ortamında hazırlanıp, sahada sadece monte edilmesi üzerine planlanmıştı. Üstün teknolojik altyapının üreteceği yeni şehirlerin fragmanı niteliğindeki bu yapılaşma türünün Ortadoğu’da neden bu denli alelade uygulanıyor olduğu, sorulması gereken asıl sorulardan biriydi benim açımdan.

En kaba tabirle sömürgeleştirme olarak ifade etmeyi uygun gördüğüm bu tür bir yapılaşmanın coğrafyaları, bölgeleri, ülkeleri artık kontrolü altına almakta olduğunu, onları sömürgeci çıkarları ve ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirdiğini iddia ediyorum. Bu uğurda rejimler devrilmekte, sistemler değiştirilmekte, gerekirse devletler yıkılmakta ve yeni devletler kurulmaktadır. David Harvey’in, “…Kapitalizm, kendi imajına uygun bir coğrafyayı sürekli olarak yeniden inşa eder. Tarihin belli bir aşamasında sermaye birikimini kolaylaştırmak için belli coğrafi profiller, ulaşım ve iletişim için üretilmiş alanlar, altyapısal ve uzamsal örgütler üretir. Sonra bunları alaşağı eder; daha ileri bir safhadaki birikime yol açmak için yeniden düzenler.” şeklinde ifade ettiği gibi, kentlerin oluşması artık çok farklı dinamiklerin etkisiyle, yeni yeni örüntüler ortaya çıkarmaktaydı.1

Hızla yıkıma maruz bırakılan Ortadoğu şehirleri, aynı hızla yeniden yapılaşmaya, ‘modern’ şehirler olarak yeniden kurulmaya ve teknolojik altyapıya kavuşturulma yanılsamasıyla yeniden üretime zorlanıyorlar. Artık bildiğimiz anlamda şehirlerle karşı karşıya değiliz. Bugünün kentleri, neoliberalizmin politik-ideolojik aygıtlarıyla, kurumsal yenilikleriyle ve projeleriyle kendini yeniden ürettiği ve mutasyona uğradığı en önemli merkezler durumundadır. Bir şirketin bir şehri oluşturabileceğine dair kapitalist inanç ne yazık ki artık kamusal ölçekte sabitleniyor. Özellikle de mevzu Ortadoğu ve maruz bırakıldığı tüm yıkımlar olunca.

Yeni Bismayah şehri,
‘A’ mahallesinde ‘sokak’,
kaynak: bismayah.org

Artık yeni kurulan şehirlerin sadece dışardan çekilmiş —kamusal yaşamla gerçekten ilişkilendirilebilir olduğu kuşkulu— fotoğraflarına şahit oluyoruz. Halbuki toplumsal ilişkiler, kültür, değer ve normlardan bağımsız ve boş bir coğrafi öğe değildir: Mekânın ilişkiselliği, onun bedenden küresel ölçeğe kadar tüm toplumsal ilişkiler için bir eylem alanı olmasıyla ilgili.2

Ev içi yaşama ilişkin de hiçbir fikrimiz olamıyor. Beton yığınları içine gömülü, kimi geleneksel kimi görece modern ya da aslında kolaylıkla sınıflandırılabilir olmayan birçok Bağdatlının aynı tür yaşam alanında aynı tepkilerle yaşama katkıda bulunabilecekleri öngörüsü dışında elde ne var? Lefebvre’nin, siyah-beyaz, yoksul-zengin, kır-kent, kadın-erkek ve özel-kamusal ayrımlarında olduğu gibi, çelişkiler üzerinden tanımladığı ve sosyal gruplar arasında siyaseten inşa edilen kentsel mekânın sadece ideolojik ve stratejik bir nesneye dönüştüğünü görmek gerekiyor.3 Mekân, Bağdat örneğinde olduğu gibi, siyasetten arındırılıp kişilerin karar alma mekanizmalarının devre dışı bırakılması ve görünmeyen stratejik unsurların etkisiyle yeniden şekillendirilmektedir.

Tüm bunların dışında, Bağdat halkının savaş sonrası yerleşim ve güvenlik problemlerinin çözümü olarak düşünülen bu yeni şehir neden Bağdat’ın 25 km ötesinde kuruluyor? Kaldı ki kentsel planlama gibi bir uzmanlığın kendi başına ‘özgürlük ve barış’ yaratması alışıldık bir durum değil. “Bağdat için gerçekte ne düşünülüyor?” sorusunu soran tek kişi ben olmamalıyım diye düşünüyorum, bu soru aklıma gelince. Yanı başında her an patlama ihtimali bulunan bombaların bulunduğu, şehir merkezine 25 km uzakta yeni bir şehir inşa edince güvenlik problemlerinin ortadan kalkacağını düşündürten asıl motivasyon nedir acaba?

Böylesi büyük yatırımların sürekli olabileceği ve hızlı yapılaşmayla sorunların çözülebileceğine dair bu safiyane inanç, Bağdat gibi savaş geçiren ve savaşın etkilerinin hâlâ devam ettiği diğer birçok Ortadoğu şehri için de geçerli, çok da uzak olmayan bir ihtimalin habercisi olabilir.

1. David Harvey, Umut Mekânları, çev. Zeynep Gambetti, s. 75 Metis Yayınları, İstanbul, 2008.

2. Henri Lefebvre, The Production of Space, çev. S.D. Nicholson, Blackwell Publishing, Oxford, 1991.

3. A.g.e.

Bağdat, kent, kent planlama, konut, Narin Temel, şehir