Suç Ortaklığına:
All Her Fault
Amerika’nın ana akım yayın platformu Peacock’ta yayımlandığı dönemde popülerleşen ve en çok izlenen yapımlar arasına giren All Her Fault, Türkiye’de Amazon Prime kataloğuna eklenerek izleyiciyle buluştu. Bir çocuk kaçırma olayı ekseninde; kadının aile içindeki konumu, çalışan annelerin yaşadığı zorluklar gibi politik meseleleri sorgulayarak başlayan dizi, güçlü oyuncu kadrosuyla da hemen dikkat çekmeyi başarıyor. Sarah Snook (Succession) ve Dakota Fanning’in (War of the Worlds) hayat verdiği iki güçlü kadın karakter ile yan rollerdeki deneyimli isimlerin uyumu, dizinin en sağlam tarafı olarak öne çıkıyor.
Dallanıp Budaklanan Anlatı
Dizinin ilk bölümlerinde, başka bir ailenin bakıcılığını yapan bir kadının Irvine ailesinin çocuğunu kaçırmasıyla gelişen olayları izliyoruz. Sarah Snook’ın canlandırdığı anne rolündeki Marissa Irvine, kaçırılma olayında çocuğuna gerekli özeni göstermemekle suçlanır. Öte yandan, çocuğu kaçıran bakıcının çalıştığı ailenin kadın karakteri Jenny (Dakota Fanning) de böyle birini işe aldığı için suçluluk duyar ve o da bir suçlamayla karşı karşıya kalma korkusu yaşar.
Kariyerlerinde başarılı konumda olan bu kadınların ev içinde erkek partnerlerden daha fazla çabaladıklarını, buna rağmen yalnızlaştırıldıklarını ve sıkıştıklarını görürüz. Zamanla aralarında bir dayanışma gelişir. Adım adım kurulan bu ilişki, dizinin en başarılı yanı olarak öne çıkar.
Ancak kaçırılma olayında yaratılan gizemin çözülmesi gereken noktada anlatı tekrara düşmeye başlar. Seyirci sürekli bir yöne sevk edilir, ardından hikâyenin başka türlü geliştiği ortaya çıkar. Marissa da bu baş döndürücü şüphe sarmalında izleyiciler gibi yorulur ve herkesten kuşkulanmaya başlar. Bu noktada, çevresindekileri kontrol etmeyi ve başkalarını kendine bağımlı kılmayı amaç edinen Merissa’nın kocası devreye girer ve asıl kötülüğün kaynağı olduğuna dair işaretler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Olaylar karmaşıklaşır; bakıcının geçmişi de hikâyeye eklenince anlatı iyice dallanıp budaklanır. İlk bölümlerde kurulan dramatik gerilimin içi boşalmaya başlar. Ana akım bir yapımdan beklendiği gibi sonun “güvenli” biçimde bağlanacağını varsayarız, fakat öyle de olmaz.
Tekrarlayan Karşıtlık
Kafkas Tebeşir Dairesi, Bertolt Brecht tarafından 1944’te yazılmıştır. Oyunun ana meselesi şu sorudur: Bir çocuk kime aittir? Onu biyolojik olarak doğurana mı, yoksa emek verip büyütene mi?
Çocuğunu terk eden valinin karısı yıllar sonra geri döndüğünde, çocuğu sahiplenen ve zorluklarla büyüten hizmetçi Gruşa’nın direnişiyle karşılaşır. Yargıç, çocuğu yere çizilen bir tebeşir dairesinin ortasına alır, iki kadından çocuğu farklı yönlere doğru çekmelerini ister. Gruşa çocuğa zarar vermemek için çekmez. Yargıç bu davranış nedeniyle çocuğu ona verir. Böylece kan bağı değil, emek ve sorumluluk kazanır.
Bu karşıtlık tiyatroda ve sinemada tekrar tekrar karşımıza çıkar. All Her Fault da sekiz bölüm sonunda meseleyi buraya getirir. Bakıcı kadının yıllar önce bir kazaya karıştığını ve bu kazada bebeğini kaybettiğini öğreniriz. Zamanla anlarız ki kazaya karışan diğer araç Irvine ailesine aittir. Bilinci açık tek kişi olan baba bebekleri değiştirir. Irvine ailesinin bebeği ölmüş, diğer araçtaki bebekle yer değiştirilmiştir. İki ailenin de doğumdan dönüyor olması ve tesadüfen kazaya karışmaları anlatının en zorlama ve zayıf tarafı olarak öne çıkar. Ancak asıl mesele bu değil, asıl önemli olan dizinin nasıl bağlandığı.
Devam Eden Suç Döngüsü
Ana akım bir yapımdan beklenti özetle şudur: Gerçeği öğrenen anne (ki sistem ve kocası tarafından ezildiğini görürüz) bakıcının haklı mücadelesine tanık olduktan sonra kocasının kurduğu düzene başkaldırır. Manipüle edilmiş konumunu parçalar, bağımsız bir kadın olarak çocuğu için mücadele eder.
Fakat anlatı bu yönde ilerlemez. Çocuğun kime ait olduğuna dair kararı baba verir; bakıcıyı öldürür ve çocuğun kendisine ait olduğunu ilan eder. Hikâye kadının güçlendiği bir anlatıdan sapar, beklenmeyen ise annenin de bu kötülüğe ortak edilmesidir.
İlk bölümlerde sistem ve erkek tahakkümü altında ezilen kadın karakter, finalde kötülük zemininde erkekle eşitlenir. Susarak onay verir, hatta arkadaşıyla kurduğu kadın dayanışması da bu zemine çekilir. Dedektifin gerçeği bildiğini varsaydığımızda, otoritenin de bu suça sessiz kaldığını ve kadının konumunu onayladığını görürüz. Suç kolektifleşmiştir. Erkek kötülüğü teşhir edilmiş, ancak ardından müthiş bir manevrayla normalleştirilmiştir.
Yazarlar burada da durmaz. Kimi izleyiciler için “adaletin sağlanması” olarak okunabilecek biçimde, kadın karakter kocasını öldürür. Ancak bu hamle, karakteri özgürleştirmekten ziyade onu daha da karanlık bir noktaya taşır. Brecht’in açtığı ahlaki tartışma alanına girileceğini düşünürken, son iki bölümde cinayetlere onay vermemiz beklenir. Kadın karakterin kocasını öldürmesi ilk bakışta bir hesaplaşma gibi görünür. Ama bu, özgürleşme değil, suç döngüsünün devamıdır.
Finalde ise çocuklar neşeyle oynarken iki kadın dostun içeceklerini yudumladıklarını görürüz; diğer taraftan biz de büyük ihtimalle çoktan bir sonraki diziyi düşünmeye başlamışızdır…
aile, All Her Fault, Amazon Prime, Bertolt Brecht, dizi, kadın, Peacock, Serkan Atak, televizyon