Çizgi Filmle
Kültür İnşa Etme

Birçok insana bir anda hitap edebilme imkânı ve toplulukları hızlıca etkileyebilme potansiyeli nedeniyle, kitle iletişim araçlarının tarih boyunca güç sahipleri tarafından kullanıldığı bilinir. Bu bağlamda, çizgi film teknolojilerinin de birer propaganda nesnesi olarak kullanılması şaşırtıcı değil. Örneğin çizgi film kahramanı Mickey Mouse’un ortalama bir Amerikan vatandaşını sembolize ettiğinden, hakkında yapılan sayısız araştırmada bahsedilir. Mickey Mouse’un ne denli etkili bir kahraman olduğunu bir New York Times makalesinde Frank Nugent şöyle ifade eder:

“Mickey Mouse uygarlık tarihimizin en iyi bilinen figürlerinden biridir. Muhtemelen yaşamış hiçbir başkan, kral, sanatçı, şair, müzisyen, işadamı onun kadar geniş kitleler tarafından tanınmamıştır.”1

Mickey Mouse, 1929 yılına ait afiş,
kaynak:
Motion Picture News
(Ekim-Aralık 1929)

Bu kadar etkili bir figürün Amerikan rüyasını kitlelere tanıtmak için ne kadar çok çalıştığını, bununla beraber sahip olduğu satış potansiyelini düşünmek zor değil. Öyle ki Walt Disney bu potansiyeli başından beri sinema filmleri, film müzikleri albümleri, oyuncaklar, hediyelik ürünler, Disney World ve Disneyland konseptleri gibi birçok ürünle değerlendirmekte. Kaçınılmaz biçimde Mickey, politikayla da bir hayli içli dışlı. Örneğin o da hayatının bir döneminde diğer ünlü Walt Disney karakterleri gibi Vietnam’a gitti, İkinci Dünya Savaşı’nda savaştı ve seçimlerde hep oy kullandı; hiç kuşkusuz diğer vatandaşlardan da oy kullanmalarını istedi.

Mickey’nin Vietnam animasyonunun afişi (kaynak: Wikimedia Commons) ve
Donald Duck’ın İkinci Dünya Savaşı’nda
bir Nazi olarak tasvir edildiği görüntü (kaynak: AYCNP)

Mickey gibi, tarihi koşulların etkisiyle şekillenen bir başka karakter de Superman. Bu figür, 1933 yılında bir çizgi roman karakteri olarak ortaya çıktığında, her sınıftan güçsüzün yanında olan bir adalet insanıdır. 1929 buhranının ardında ne çok insanın kendini haksızlığa uğramış ve güçsüz hissettiği düşünüldüğünde, tam da ihtiyaç duyulan kahramandır. Tıpkı Mickey Mouse karakterinin şekillenmesi gibi, Superman de gördüğü yoğun ilgi sonucunda değişen dünya düzenine uyum sağlar. Korkmaz, bu konuyla ilgili araştırmasında durumu şöyle özetler:

“Superman 1942 yılına kadar kendisine verilen özellikleri korudu. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte önemli bir değişime uğradı; güvenlik kuvvetlerinin safına katıldı. Bu tarihten sonra Superman artık adalet ve gerçeğin değil, ‘yasaların ve düzenin savunucusu’ oldu. 1962 yılında uluslararası güvenlik konularında da çalışmaya başladı. Birleşmiş Milletler üyesi bütün ülkelerin fahri yurttaşı oldu ve pasaportsuz girip çıkma hakkı kazandı. 1970’lerde sinemanın el atmasıyla bir film kahramanı ve Hollywood’un gerçekleştirdiği en pahalı film oldu.”2

Superman çizgi romanının
ilk sayısının kapağı,
kaynak: Nerd Reactor

Japonya kökenli bir sanat dalı olan animenin öyküsü de ülkesinin çalkantılı politik düzlemiyle paralellik gösterir. Zaten, Japonya’nın tarihindeki muhafazakâr eğilim, tüm demografik özellikleri değiştiren savaşlar, atom bombası ve 20. yüzyılda Amerikan baskısıyla şekillenen sosyokültürel durum göz önüne alınırsa, keskin kültürel değişimlerin sanat ürünlerine olan etkisinin açıkça görülebileceği bir coğrafya olduğu açık. Tze-Yue G. Hu, anime tarihini araştırdığı çalışmasında, 1946 yapımı Maho no pen’den bahsederken, filmin kahramanı olan öksüz çocuğun Japonya’yı temsil ettiğini vurgular.3 Filmde, batılı görünümlü bir oyuncak bebek bulan öksüz Japon çocuk, İngilizce dersi sırasında uyuyakalır, rüyasında batılı oyuncak bebek canlanır ve ona çizilen her şeyi gerçeğe dönüştüren sihirli bir kalem verir. Çocuk sihirli kalemle ağaç, gökdelen, apartman, spor araba ve otoban çizer ve yaşadığı şehri onarır. Bu kurguda kökenlerinden kopmuş ve kendini çaresiz hisseden Japonya, batılı bebeği kurtarıcı ve hayat verici olarak görmekte ve ondan yardım istemektedir. 

Maho no pen isimli animeden
ekran görüntüleri,
kaynak: aniSearch

Animasyonun senaryo kadar ilişkili olduğu ikinci mefhum olan teknolojinin Türkiye’de ortaya çıkması uzun yıllar aldığı için, kültür aktarımına olanak verecek kadar gelişmiş bir anlatım 80’leri bulur. Öncesinde Cemal Nadir Güler’in Amcabey isimli eserini çizgi romana çevirme çabaları bu konudaki ilk girişimler olarak kaynaklarda geçer, ancak teknoloji için gerekli maddi koşullar sağlanamadığı için girişim başarısızlıkla sonuçlanır. Vedat Ar’ın 1947 tarihli Zeybek Oyunu ve Tonguç Yaşar’ın 1972 tarihli Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü? isimli çizgi filmleri Türk sinema tarihinin ilk animasyon örnekleri kabul edilir.4 Bu noktada her iki çizgi filmin isimlerindeki geleneksel gönderme dikkat çekici gözüküyor. Görünen o ki, teknolojik açıdan yeterli imkânlar var olmadığı için animasyonları, mesajlarını kitlelere ulaştırmak için kullanamayan ideolojiler, yakaladıkları ilk noktadan bu mecrayı kitlelerle iletişime geçmek için değerlendirmişler.

Zeybek Oyunu isimli animasyondan ve Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü isimli filmden ekran görüntüleri,
kaynak: Ç.T. Alicenap,
Kültürel Mirasın Çizgi Film Senaryolarında Kullanılması

80’ler teknolojik altyapıların gelişmesiyle kültür aktarımının bütün dünyada ivmesinin arttığı, geniş kitlelere hızla ulaşmanın kolaylık kazandığı bir dönem. Bu dönemde, sermayenin mobilitesinin artmasıyla üretim de hızla artarken, üretimi karşılayacak talebin oluşması için bireylerin daha çok tüketmeye teşvik edilmesi gerekir. Bunun için rol modeller üreterek, bireylerin kendileriyle özdeşleştirdikleri bu ünlüler üzerinden tüketime özendirilmesi amaçlanır. Bu dönemde kitle iletişiminin kültür aktarımı ve sermayeyle olan korelasyonunu açıkça gösteren iki figürden (animasyon karakterleri olmasalar da) bahsetmek anlamlı olabilir. Kelnell, Reagan döneminin tüketimi ön plana çıkaran ve materyalizm tabanlı Amerika’sında Madonna’nın meşhur olması ve MTV’nin kuruluşunun aynı döneme denk gelmesinin rastlantısal olmadığını düşünür. Ona göre, Madonna’nın ilk dönemde hayran kitlesinin yirmi yaş altı kızlar olması, bu yaş grubunun başta moda olmak üzere tüketim alışkanlıklarını etkilemek amaçlıdır. Yıllar içerisinde Madonna’nın müziği, klipleri, şarkı sözlerinin içeriği, giyimi, kısacası imgesi, dönemin şartlarına göre tüketim alışkanlıklarını şekillendirecek biçimde değişiklikler gösterir.5

Reagan döneminin üzerine çok fazla analiz yapılmış bir başka fenomonolojik figürü ise Rambo’dur. Kelnell’in medya kültürünü incelediği Cultural Studies, Identity and Politics between the Modern and the Postmodern isimli kitabında6 yer alan Rambo yorumunda, Vietnam savaşı gazisi olan Rambo’nun, İlk Kan isimli ilk filmde savaş sonrası hayata alışmaya çalışan, iş arayan olağan bir birey iken, filmin gördüğü yoğun ilgi sonucu 1985’te çekilen ikinci filmde bir süper kahraman olarak tasvir edilmesini değerlendirir. Bu dönemde yapılan birçok Vietnam’a dönüş filmiyle benzer şekilde formüle edilen ikinci filmde Rambo, şeytani özelliklere sahip Sovyet düşmanların elinden bir grup Amerikalıyı insanüstü bir performansla kurtarır. Vietnam savaşı sonrası yaralı, kafası karışık Amerikalı birden fiziksel özellikleriyle öne çıkan, baskın ve maskülen bir kahramana dönüşür. Vizyonda büyük ses getirdiği ve ardı ardına yeni bölümlerinin çekildiği dönemde Rambo bir yandan Amerikalıların kendileriyle özdeşleştirdikleri özelliklere sahiptir, ancak diğer yandan oluşturulmak istenen Amerikan yurttaşı için propaganda nesnesi olarak kullanılmıştır. Sözgelimi, 1970’lerin Amerika’sında birey olmak, önceki modernite yorumlarındakinden farklı bir anlam alarak, Berman’ın anlatımıyla “kişisel kimliğin yaşamsal bir parçası olarak, etnik hafıza ve kimliğin yeniden kazanılması”na olanak vermiş. Bu sayede 80’lere gelindiğinde, Rambo’nun tek başına mücadele etmesi ya da sözgelimi babasının Alman olduğunun vurgulanması (ki Rambo’nun annesinin Kızılderili, babasının Alman olduğunu da hatırlatmakta fayda var), dönemin Amerikan düşüncesi hakkında fikir verebilir. Berman’ın vurguladığı 1970’lere ait bir başka Amerikalı alışkanlığı olan doğayla ilgili olan her şeye dönüş, Rambo filmlerinde Rambo’nun gelişmiş silahlar yerine çakı kullanması ya da bürokratlar kola içip hamburger yerken onun doğal gıdalarla beslenmesi gibi bireysel özellikleriyle bağlantılıdır.7

Rambo’nun değişimi ilk üç filmin afişlerinden açıkça okunuyor,
kaynak: IMDb

Sinema ve televizyon, kitlelere hızla ulaşma olanağı vermeleri nedeniyle, iktidarlar ve diğer güç sahipleri tarafından kendi ideolojilerini yaymak, tüketimi hızlandırmak ya da Kellnel’in Nazizmin kitle iletişim araçlarını kullanma biçimi için söylediği biçimiyle “kendi tasavvurlarını şaşalı biçimde sahneye koymak” için biçilmiş birer kaftandır.

1. Nugent’ten alıntılayan: Eric S. Jenkins, Special Affects: Cinema, Animation and the Translation of Consumer Culture, Edinburgh University Press, 2014.

2. Korkmaz’dan alıntılayan: D.A. Güler, “Soyutun Somutlaştırılması Çizgi Filmlerin Kültürel İşlevleri”, 1. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi Bildiriler Kitabı, c. 1, Çocuk Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013, s. 207.

3. G. Hu Tse-Yue, Frames of Anime: Culture and Image-Building, Hong Kong University Press, Hong Kong, 2010.

4. Ç.T. Alicenap, Kültürel Mirasın Çizgi Film Senaryolarında Kullanılması, TÜBAR-XXXVII / 2015.

5. D. Kellner, Frankfurt School, Media, and the Culture Industry. The International Encyclopedia of Media Studies, 2012, 1:3:28.

6. D. Kellner, Cultural Studies, Identity And Politics Between The Modern And The Postmodern, Routledge, Londra, 1995.

7. M. Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, çev. Ümit Altuğ, Bülent Peker, 16. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s. 433-448.

animasyon, çizgi film, Gökçe Tenekeci Şancı, karakter, propaganda, süper kahraman, tüketim