fotoğraf: Seren Erciyas
Bir Kısırdöngü:
Şehrin Çekirdeğinde Yalnızlığı Bükmek

Şehrin hiç uyumayan çekirdeğinden, bu çekirdeğin sınır çizgisinde yaşamaktan, bu sınırda fiziki bir yalnızlıktan öte, kendini küçük hissetme durumundan bahsediyorum. Uzun binaların, bol şeritli geniş yolların, koca bulvarların ortasında minicik kalmaktan değil. Koca bir şehrin merkezinde, tüm yollardan geçip, tüm bulvarlardan dönerek yetmiş metrekarelik evine girdiğinde gelen küçüklük hissinden bahsediyorum. Kapı komşunun anahtar sesini duyunca çıkmaktan vazgeçip kapının arkasında beş dakika daha oyalanmaya karar verişinden, kimseyi beklemediğinde çalan zilin sende uyandırdığı endişeden, kimi zaman çalan kapıyı duymazdan gelişinden, çalar çalar gider ben kimseyi beklemiyorum ki deyişinden, kargoya hep iş yerinin adresini verişinden, balkona çıkışların hızlıca içeri geri girişler getirmesinden… Toplu bir yalnızlık hâli, nicedir devam ediyor bilmiyorum ama benden önce başlamış olmalı. Şehir çekirdeğinin sınır çizgisinde yaşamak insanda yalnızlığın tanımını değiştirmek gibi garip hâller yaratıyor.

Yalnızlık önce görünmezlik oluyor. Kendi elinle, kendini görünmez kıldığın bir yalnızlık yaratıyorsun. On beş daireli bir apartmanda kimseyi görmeden ve kimseye görünmeden günlerce evine girip çıkıyorsun. Kimseyle karşılaşmadan gerçekleştirdiğin art arda giriş çıkışların hesabını tutuyorsun. Rekor şimdilik on bir gün ve geliştirilebilir. Bu sayede komşularını da görünmez kılıyorsun. Hepsi duvarlar arasından boğularak gelen bedensiz seslerden ibaret hâle geliyorlar. Baksana, aslında kendini gerçekten ‘soyutluyorsun’. Kendini soyutlamak hiç bu kadar anlamına oturmamıştı.

Yalnızlığı biraz daha bükerek bu sefer dinleyişe çeviriyorsun. Normal saatlerde her şey canlı. Karşı restoranın valesi arabaları kaldırıma dikine diziyor, yorgancı dükkânının önünde yün çırpıyor, emekliler ellerinde indirim broşürleri ile markete gidiyor, bazı emekliler ise kaçırdıkları market arabalarıyla alışverişten dönüyor, bezmiş bir genç apartman içlerinden market arabalarını topluyor, birileri mütemadiyen köpek gezdiriyor. Köpekler de yaşlı, hâlsiz ve yorgun. Geceleri bu canlılık bitmiyor. Hiç uyumayan caddeler geceleri tedirginlikle uyandırıyor. Hiç uyumayan caddelerden arabayla geçerek evine giderken dahi yakanı bırakmayabiliyor bu tedirginlik. Çünkü bir teoriye göre şehrin çekirdeğinde yaşamaktan tedirgin olanlar çevreye dağılıp uydulaşırken, kalan sahalar da tedirginliği yaratanların oluyor. Layık olmadığını düşündüğün yerlere, layık olduğunu düşündüğün kimseleri yakıştırıyorsun. Her şey burada dönüyor, bir şeylerin dönmediği bir yerlerde konfor ve güvenlik arıyorsan uydulaşıyorsun.

Bu yüzden mi şehrin çekirdeği hep bir mücadeleye sahne? Ve bu yüzden midir kalanların safları sıkıştırması?

Çekirdekler ve Uydular

Yalnızlık bu defa değişime kulak verdiğin bir dinleyiş oluyor. Sürekli bir devridaim durumuna tanık oluyorsun. Gidenin yerini gençlik alıyor. Apartman girişlerinde bırakılan market arabalarının sayıları azalırken, semtin tek camisinden yükselen ‘selaların’ sayısı artıyor. Sürünen ayakların yerini enerjik koşturmalar alıyor. Uydu olmaya direnenlerin uzun bir yaşanmışlık ve ölüm kokusuyla bıraktıkları eski evler, uydulaşmaya karar verene kadar gençlere sığınak oluyor. Çekirdeğin gençleştiği bir dönemde yaşıyor olduğunu fark etmek tüm endişelerini alıp götürüyor. Çünkü bu değişikliğin öznelerinden birisi de sensin.

Bu anda yalnızlık güce dönüşüyor. Özne olabildiğini fark etmek, hareket hâlinde olduğunu hissetmek, henüz konforu harekete tercih etmediğini bilmek ile gelen bir güç. Fiziki yalnızlığın söz konusu olmadığı dünyanda, anlamı değişen yalnızlıklar silsilesinin seni yeni bir dünyaya geçirdiğini düşünüyorsun. Yeni anlam dünyanda elde ettiğin yeni güçle esnafa açılıyorsun, kaldırıma park eden arabalarla mücadele ediyorsun, komşulara günaydın demeye başlıyor, hatta komşulara günaydın demeyi öğretiyorsun, uyumayan caddelerde tedirgin olmadan yürüyorsun, hatta yürürken yaylanıyorsun, bir gün konfor aramayacakmışçasına küçümsüyorsun uydulaşanları ve çekirdeği var gücünle kucaklıyorsun.

Sonra bir gün bir şey oluyor, herhangi bir şey, en başa dönüyorsun ve kendini apartman girişinde yeniden görünmez kılıyorsun. Çünkü insanın doğup yaşayıp ölmesi gibi şehrin katmanları da bir kısırdöngüden ibaret. Buna çekirdek dahil.

kent, Seren Erciyas, şehir