Bir Kadın Arabeskçinin Anatomisi: Güllü

Sahnenin renkli spot ışıkları altında ergenliğe yeni girmiş beyaz tenli, al yanaklı bir kız. Uzun kırmızı elbisesi, ayağında komşu kızının küçük kalmış sandaletleriyle düğüne gelen misafirlere müzik ziyafeti yaşatıyor.

Sen Tanrı’sın, affedersin, bağışlarsın, kulum dersin
Bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem
*

Örnek aldığı Bergen’in şarkısıyla açılış yapıyor; kendisinin de ondan az kalmayacak bir şöhreti olacağını bilmeden.

Güllü’nün resmi Instagram hesabından fotoğraf

Bedeninin zayıflığıyla uyuşmayan kuvvetli sesiyle çiftleri sahneye davet ediyordu. Kasımpaşa’nın arnavut kaldırımlı, yokuşlu sokaklarına kurulmuş, teneke çatılı evlerin balkonlarından sarkan yırtık kalitesiz çamaşırların kalabalıklaştırdığı sokaklarda bu genç kız okula gidip geliyor, hafta sonları da ailesinin geçimine katkıda bulunuyordu. İsmi Gül Tut.

*

Annesinin rahminden doğal bir yeteneğe sahip güçlü ve acılı bir ses rengiyle doğmuştu. Roman kökenli bu genç kız yeteneğini henüz ergenlik çağında fark etmiş, okulunu yarıda bırakarak kendisini erkek egemen sektörün kucağına bırakmıştı. Bu kararı vermesinde en büyük etken maddi imkânsızlıklarla dolu hayatıydı. Şarkılarının ana temasını da yaşadığı maddi güçlükler ve bunun sebep olduğu “acılar “oluşturacaktı.

Kavga ve gürültünün eksik olmadığı gazino kültüründe güzel ve yalnız bir kadın olarak ayakta durması zor olsa da yoluna konan tüm engellere, taciz ve haksızlığa karşı müzik ve beste yapmaya olan aşkı onu ayakta tutmayı başarmıştı.

Arabesk, 70’li yıllarda ülkemize Mısır filmleriyle giriş yapan Arap müziğinin Türk sanat müziğiyle harmanlanmasıyla ve varoş müziği olarak ortaya çıkmıştı. Yoksul bölgelerden metropollere göçün hızlanmasıyla birlikte işçi sınıfının günlük hayat meşguliyetini unutmak için sığındığı, temasını aşk, acı, yoksulluk, kader ve toplumdan dışlanmışlığın oluşturduğu ve geniş kitlelere ulaşmayı başaran bir müzik türüydü.

İşçi sınıfının ait olmadığı büyük şehirlerde modernleşememesi ve yabancılaşma sonucu desteklediği ve hayranı olduğu bu tür 80’li yıllarda zirvesini yaşadı. Arabesk fantezi türünde de tüm sanat alanları ve toplumsal hayatta görülen cinsiyet eşitsizliği ve erkek egemen tutum hâkimdi. Arabesk müzik erkeğin özne olduğu, terk edilen, gurbet sıkıntısı yaşayan, yoksulluk ve aşk acısı çeken, hep dışlanan “mağdur erkek” anlatısına yaslanıyordu. Erkek şarkıcıların ve yapımcıların sektöre hâkim olması ve dinleyici kitlesinin genelde topluma uyum sağlamış ve çalışan erkeklerden oluşmasıyla da patriyarkal bir müzik türü hâline geldi. Kadınların çalışma hayatına sokulmaması, kaderine razı kılınması, üretimlerinin ev içindeki görünmeyen emeğe indirgenmesi ile sadece çocuk doğuran bir cinsiyete mensup olarak tanımlanması, onların ne dinleyici ne de şarkıcı olarak görülmesine sebep oluyordu.

Merkezdeki arabesk erkek sanatçıların sesi oldu. Bergen’in “acıların kadını” olarak ortaya çıkmasıyla ise arabesk müzikte kadınların görünürlüğü başladı. Kadın şarkıcılar genelde fantezi ve taverna tarzıyla sınıflandırılırken erkek şiddeti onların müzikten çok özel hayatlarıyla anılmalarına yol açmıştı. Sektörde yaşanan taciz ve şiddet kadınların beslendiği ve müziklerini oluşturduğu bir kaynak olmuştu. Erkek arabeskçilerin mağdur erkek imajını yerle bir eden kadınlar türlü hileye ve erkek baskısına rağmen piyasayı kasıp kavurdu. Bergen’in acı, boyun eğme ve kabulleniş tarzına karşı ise Güllü, gurur ve dik duruşun temsilcisiydi. Acının estetiğini isyankâr bir bakış açısıyla yorumlamış, meydan okuyan bir kadın imajı çizmişti.

Sen bana göre değilsin güzelim
Ben sosyete romanım, havalıyım
Davul bile dengi dengine
Sen kofti barosun, ben aynalı
Yakında düğünüm var, ah, nişanlıyım
**

Boşanma kararıyla aile içi şiddete maruz kalan Güllü, kocasının kendisine lezbiyen bir ilişki yaşadığına dair ithamlarıyla sözel şiddete de uğramıştı. Aynı zamanda bu homofobik sisteme ve kendisini küçük düşürmeye çalışan erkek zihniyetine karşı mücadele etmişti. Yaşadıklarına karşı isyanını ve hayal kırıklıklarını dizelere dökmüş, otuz beş yıllık hayatı boyunca yedi albüm çıkararak üretmeye devam etmişti.

Dışlanmış, kenara itilmiş, görmezden gelinmiş tüm bireylere tam destek verip yanlarında olmuş bir kadındı Güllü. Arabeskin, dik duruşun, varoş kültürün bağrından çıkmış bir elmastı. Sevgilisinden ayrılan gençlerin rakı sofralarında dinlediği, aydınların eleştirmesine rağmen nakaratlarına aşina olduğu, fabrika servisindeki işçilerin kısık sesle dinlediği, zengin semtlerinde gırgır yapmak için açılsa da kalplere dokunan o sesin sahibi emekçi bir kadındır Güllü.

Sensiz de düşermiş takvimden günler
Zorlasan da anmaz adını diller
Gideni sanma ki bu gönül özler
Unut diyordun ya unuttum işte
***

2021 yılında Ankara’da düzenlenen KuirFest’e elinde salladığı gökkuşağı bayrağıyla katılmış, tüm LGBTİ+ bireylerinin yanında olduğu mesajını korkusuzca vermiştir.

“Ya benimsin ya kara toprağın” gibi sözlerle öldürme ve ölüm imgelerini kullanarak şiddeti romantize eden erkek arabeskçiler, hayatlarındaki kadınlara uyguladıkları şiddeti meşru göstermeye çalışıyordu. Kadın arabeskçiler ise bu şiddeti yaşamalarına karşın sahnelerinde bunu dramatize ederek bir direniş sergileyip erkek şiddetini görülür kılan bir rol üstlendi.

“Benim Olacaksın”, “Ellerin Olamazsın”, “Vur Hadi Vur”, “Yüreğimde Dinmez Acılar Var” ve türevi şarkılarla milyonları peşinden sürükleyen arabeskin değil “şiddetin imparatoru” gibi sırtını iktidara yaslayıp milyonlar kazanmak yerine patriyarkal arabesk müziğe kafa tutarak zorlu bir hayatın baş kahramanı oldu Güllü. Aşk, sevgi ve özlem sözcükleriyle örülü dizeler homofobik, iktidar yanlısı, ataerkil erkeklerden çok herkese kucak açan bu kadına yakıştı.

* Bergen’in “Sen Affetsen Ben Affetmem” adlı parçasından dizeler. (ed.n.)

** Güllü’nün “Kasımpaşalı” adlı parçasından dizeler. (ed.n.)

*** Güllü’nün “Unuttum İşte” adlı parçasından dizeler. (ed.n.)

arabesk, ataerkillik, Güllü, Habibe Şenol İnan, kadın, LGBTQİA+, müzik