fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Banu’nun İskambil
ve Tarot Kartları

Yaklaşık 25 yıldır iskambil ve tarot kartı koleksiyonum var.

Çocukluk dönemimde kart oyunlarının benim için ayrı bir yeri vardı. Herhalde binlerce kez “Eşek” ve “Papaz Kimde?” oynamışımdır. İskambil falı oyunlarını keşfettikten sonra kartlar elimden hiç düşmedi; bu oyunlar bir nevi meditasyon gibiydi. Sürekli çantamda taşıdığım bir demirbaş hâline geldi kartlar.

Kartların yorumu üzerine okuduğum bir yazıdan sonra her kartın farklı bir anlamı olabileceğini düşünmeye başladım. Kartların bir araya gelişleri, sorulara cevap oluşları, bunların yorumlanması ve bu yorumları zaman içinde deneyimleyerek anlamak, kartları hayatımın ayrılmaz bir parçası yaptı. Kartlara bir nevi kinetik enerji vermek, düşüncelere konsantre olup deste içinden bir kart seçmek ve kartın mesajını okumaya çalışmak bana biraz da gizemli geliyordu. Üniversite dönemimde beni çok etkileyen bir tarot falı baktırdım. O günden sonra tarot kartları da hayatımın bir parçası olmaya başladı. Tarot ile ilgili pek çok kitap aldım. Kendime yakın hissettiğim Hajo Banzhaf’ın kitaplarını okudum; ondan tarot öğrenmeye çalıştım. Böylece tarot kartları da hayatıma girmeye başladı. Tarot kartlarının tasarımı yorum ve yorumcuları etkileyecek, yönlendirecek kadar önemli.

90’ların başında bir Hollanda seyahatinde tasarım objeleri satan bir dükkâna gitmiştim. Orada kartların ilk defa bir tasarım nesnesi olabileceğini gördüm ve büyük bir tutkuyla kartları, hatta kartları taşımak için özel tasarım deri kılıfını aldım. Bundan sonra hangi ülkeye gitsem müzelerin tasarım dükkânları, müzeden bile önce, ilk ziyaret ettiğim yerler oldu. Fiyatlarına bakmadan beğendiğim kartları almaya başladım. Bir süre sonra beni yakından tanıyan dostlarımdan da kartlar gelmeye başladı. Çok iddialı olabilir ama, elimdekinin eşi benzeri bir koleksiyonun başka birisinde daha olabileceğine pek ihtimal vermiyorum.

Yavaş yavaş nereden satın aldım, kim getirdi, hangi ülkeden geldi gibi detaylar yok olmaya başlıyor; bunun için bir envanter tutmak üzerine notlar almak da bana anlamsız geliyor. Ben bu nesneleri sevdiğim için topluyorum. Önemli olan bu harika tasarımları doya doya hayatımın içine almak.

Kartlar hayatınızın bir parçası olunca, birlikte çok şey yaşıyor, çok şey biriktiriyorsunuz. Geriye dönüp baktığımda beni etkileyen üç hikâyeyi içlerinden çekip çıkardım.

İsviçre’de harika bir bitpazarında tarot kartı satılıyordu. Hepsi birbirinden güzel, iyi tasarlanmış, yaşamış, eskimiş, özel kartlar; hepsi bir sanatçının elinden çıkmış. O gün o kartları satın almak istesem de alamadım. Kullanmadan sadece koleksiyona eklesem diye düşündüm ama eşyaların üzerinde enerji kaldığına inananlardanım ve sanırım başkasının tarot’u bu durumda en sakıncalı eşya olabilir. Aklım o kartlarda kaldı. Öte yandan, o günden beri hiç eski eşya bakmadım ve almadım, hatta olanları da elimden çıkardım. Özellikle Henry Dreyfuss’un kült tasarımı nadide siyah telefonumu da bir eskiciye hediye ettim.

Bodrum’da iki üç gün konaklamalı bir basın davetine gitmiştim. Yanımda kartlarım, bir günüm boş, ben de kaldığımız gereksiz lüks ve şaşaalı otelin en sakin köşesinde kahvemi aldım. Hem boş vaktin keyfini çıkartıyorum hem de kartlarımla baş başa kalabildiğim için mutluyum. Karşımda biri oturuyor. Herkes tanıyor, selam veriyor; muhtemelen ünlü biri. “Geçmiş olsun” diyenler çoğunlukta, anlıyorum ki bir operasyon geçirmiş yakınlarda. Bir süre sonra adam kalktı ve geldi, kendini tanıttı. Paparazzi programları yapıyormuş, işin hem mutfağında hem de kamera önünde olanlardan. Kötü bir dönem geçirmiş, benden tarot bakmamı rica etti. Hayır diyemedim. Tarot muhteşem çıktı. Gözümün önünde omuzları çökmüş, bitkin adam bir anda dimdik oldu, beş yaş gençleşti. Yorumlar adamı tekrar hayata döndürdü diyebilirim. Adam bu sefer tarot kartlarının masadaki açık hâlinin fotoğrafını çekti, bu konunun önemini anlattı. Hatta bu fotoğrafı poster gibi büyük boy basıp ofisinin duvarına asmaya karar verdi. Sonra bununla yetinmeyip, bu harika yedi kartı alıp duvarına asmak istedi. Bunun olamayacağını anlatmaya çalıştım. Sonunda hayatımda ilk kez kartlarımı birine verdim, hem de hiç tanımadığım bir adama.

Zekiye ve Erkan hayatta sahip olduğum en değerli dostlarım, ikisi de yaratıcı, ikisi de tasarımcı… Doğum günümde bana özel bir deste oyun kartı hazırlamışlar. Kartların tasarımında kullandıkları her şey benim sevdiğim nesnelerden oluşmuş. As olarak kedim Kızım kullanılmış; yüzünün ortasında kocaman “1” rakamı vardı kedimin. Vale, kız, papaz için de dünyanın yüz ünlüsünden karakterler seçmişler, ama onların yüzünde de ben varım. Hayatımda aldığım en özel hediyeydi, elime aldığımda beni hâlâ güldüren bu kartlar koleksiyonumun en özel parçası oldu.

Koleksiyonum kutulu bir dolapta, evimde duruyor. Ara ara içinden yeni kartlar çıkarıp kullanıyorum. Çantamda taşıdığım hareketliliğime uygun çanta boyu ve ofiste çekmecemde duran birkaç paket var. Yazlıkta ve sık sık gittiğim ablamın evinde de birkaç paketim var. Seyahate çıkıyorsam kartlarımı mutlaka yanıma alırım.

Bu koleksiyon maddi değeri ile anlam kazanan bir koleksiyon değil. Burada önemli olan çeşitlilik, farklı tasarımlar, kartların form, boyut ve tasarımında ezber bozmaları, yeni bir yorum getirmeleri, farklı kültürlerin izini taşımaları. Yine de ortalama 25 euro olan bu kartların bazıları 100 euro’yu buluyor, 5-6 euro olan kartlar da mevcut. Çok genel bir hesap yapsam ki sanırım ilk kez bunu yapıyorum, alındığı noktalardaki raf değerleri 15.000 euro’yu buluyor.

Koleksiyonu hediye etmeyi hiç düşünmedim. Belki bir gün sevdiklerime tek tek hediye edebilirim. Toplu hâlde hediye etmem için bu koleksiyonun değerini anlayacak biri ya da bir kurum olmalı, bundan emin olursam ancak. Aynı koleksiyonu yapan koleksiyoncuları —eğer varlarsa— tanımak çok isterdim.

Bir biriktirme merakım var. Pek çok çocuk gibi kartpostal koleksiyonuyla bu merak başlamış oldu. Uzun yıllar deniz kabuğu topladım, taş topladım. Kedi ve hayvan biblolarım var, o kadar çoğaldı ki, kapalı ve camlı dolaplara koymak zorunda kaldım. 90’lardan bu yana kültür/sanat/tasarım/mimarlık alanında basılı davetiye, broşür, flyer, gazete vb. basılı iletişim araçlarını biriktiriyorum. Ciddi bir ataş koleksiyonum var, ama onu da biriktirmekten çok gönderilerime eklemeye, paylaşmaya başladım. Yolladığınız dosyadaki ataş çok güzel diye bana geri dönenler, ne kadar özenlisiniz diye övenler bile oluyor.

Ama asıl olan tasarım nesnelerine olan düşkünlüğüm, tasarım nesneleri biriktiriyorum diyebilir miyim bilmiyorum, mümkün olduğu kadar hayatıma sokuyorum. Bazen bir kitabı bile sadece obje olarak tasarımını beğenip aldığım oluyor. Bunun da mesleğimle çok ilgisinin olduğunu düşünüyorum. Mimarların hepsinde tasarım düşkünlüğü var.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

Banu Binat, iskambil, koleksiyon, tarot, Tasarımcı ne biriktirir?