Ur’lar Hakkında
Bir Hikâye

“Bu karanlıkta gerçekten var olduğuna inanmak zor” diye düşündü, “ki bu öyle bir karanlık ki mekânın ve ışığın bundan sorumlu olduğuna inanmıyorum. Büsbütün sessizlik ve elimde karanlığı yaran bir telefon ışığı. Var olmaktan tamamen koptuğuna inandırıyor insanı şu karanlık. Normalde zihnini meşgul eden, onu bir duygudan diğerine sürekli sürükleyen hâlini hatırladı. Hepsi bir çağrılmadan ibaret değil mi? Eğer olduğum yerde uzun süre hiçbir şey hissetmiyor, düşünmüyor ve beklemiyorsam, bir şeyi ne şiirselleştiriyor ne de problem hâline getiriyorsam, bu an benim için kaçış noktası olmaktan ziyade bir hayattan kopuş anı ise eğer, belki de bu durumu düzeltecek şeyler de vardır” diye düşünmeye devam etti. 

“Yazmaya başlamalıyım artık, aklıma hiçbir şey gelmiyor” diye düşündü.

Uyusana düşünce’m.

Yazar bir süre sonra uykuya daldı. 

Soğuran aydınlığını geride bıraktı. Karanlığın içine uyandı, aydınlatan karanlığın. 

Kirli ve sisli bir gürültü duyuyordu. Birden bir ıșık aldı gözünü. Yanan şey masa lambasıydı. Kendini odasında buldu. Sandalye çekip oturdu. Bir kâğıt bir de kalem. Düșünceye mahal vermeden yazmaya bașladı: “Kalktı ve bir sigara yaktı.” 

— Senin için söylemesi kolay. Senin ellerin, dudakların ve dumanı içine çeken bir akciğerin var. Peki ya Ur?

Kulağının arkasında bir çeșit cızırtıya eșlik etti bu ses. Hayır hayır, sese benzemiyordu, kafasının içinde onun yerine sesli bir șekilde birisi düșünüyordu sanki.

“Sinirli olduğunu hissetti ve göğe bakmaya başladı. Dumanın izlediği yolda gözleri de bir yerde görmeyi kesiyordu. Ufkunu uzun binalar kapatmıştı.”

— Anlamıyorum yani. Ne anlatmak istiyorsun bununla? Bu gözlerin gördüğü Ur’a ait değil.

“Polis sirenlerinin seslerini duydu; giderek yaklaşıyorlardı. Ardından bir sohbete kulak verdi.”

— Bak ben de duyuyorum, yazıyorlar. Bir kısmı ne yazdığını bile bilmiyor. Aramızda yazının kendi kendini geliştirdiğine ve sözcüklerin birbirini öncelediğine inananlar var ki bunu hiç desteklemiyorum doğrusu; bu inanç sizi donuk birer piyon yapar. Kuklalar gibi…

“Sohbetin ortasında bir sessizlik oldu. Ve telefon çaldı. Seslerin kısılıp daha da hızlandığını ve ardından bu sesleri ayak seslerinin takip ettiğini duydu.” 

— Çok gıpta ediyorum doğrusu. Biliyor musun, ben de senin gibi olmak isterdim. Yani bazen boşlukların anlamlarını düşünüyorum. Ama sadece boşlukların anlamları üzerine düşünebiliyorum. Bazen de gelip geçmelerine izin veriyorum. Siz “var”ların detaycı olanlarına denk gelmek hem iyi hem de kötü çünkü biliyor musun, belki de bilmemek daha iyi. Yani boşlukların artmasından başka bir işe yaramıyor bizim için detaylar.

Demek öyle ha…

Yazar, Ur’un bu laflarına karșılık veriyor buldu kendini. Neyi beğenmiyorsa ona beterini verecekti.

“Sonraları kendini kapattığı bu dört duvarın ona hem göz kulak hem de göz ve kulak olduğunu fark etti. Seslerin, gürültülerin ve bölük pörçük konuşmaların iç içe geçip bir bütün olmak uğruna kaybolmasına izin verdi. Bilincini bir adım geriye taşıdığı an sokak aleatorik bir müzik performansına dönüştü. Ani bir hapşuruk. Her akșamın sabahı kulağına en az bir bilinmeyenli bir tını fısıldardı sokak. Oksijen ve nikotinle köfte gibi kızaran ciğerini sokağın havasıyla yoğuștururdu, zenginleștirirdi; canını üflerdi ona, ödünç aldığı canını. Her bir perde yeni bir sokak görüntüsü oluşturan balkondaki seyircilere gelin duvağı olmuștu… Ve bilmezlerdi bu genç ihtiyarın balkonundaki seyrinde bir düzen gördüğünü.”

— Sana biraz daha Ur’dan bahsetmeme izin ver sevgili yazar. Eğer Ur’ların kökenine inerseniz sadece geometri görürsünüz. Ve daha da derinine bakmak isterseniz, korkmaksızın, yalnızca daha karmaşık bir geometriyle karşılaşırsınız. Ur’lar duygulanımlara ve algılanımlara kördür. Bir Ur’a beden hakkında her şeyi anlatabilirsiniz ve bedenin deneyimini istediğiniz kadar detay vererek betimleyebilirsiniz; bu ona yalnızca çözmesi için verilmiş bir matematik teoremi gibi gelecektir ve size sadece matematikle cevap verebilir. Ama ona bir geometri sorusuyla gelirseniz cevabı dil olacaktır: Zamana dayalı bir geomancy. Çünkü bir sözcüğe anlam atfetmek ona bir boyut kazandırmakla eşdeğerdir. Zamanın varlığı mekânın üzerinde bir tekillik oluşturur ve onu büker. Bükülen mekânın tekilliği kendini karmaşık, iç içe geçmiş sözcelerde var eder. Zamanın özü budur. Ur böyle olagelir. Düzlem var etme ve düzlemlerden var olma işini çok iyi beceren Ur’lar için akıl ulaşılması gereken, evreni tasarlayan bir varış noktası değil adeta bir kaçış noktasıdır.

Ur’dan ses seda kesildi.

Kaskatı kesilmiș uyku yüklü bedeni gergindi, zihni ise hayalsi tümce öbeklerini birer birer hatırlamak üzere son hız çalıșıyordu.

Uyandı onu kaskatı kesen düşünden. Olanları tek tek not etti.

Son sigarasını da yaktı, sigara paketini büzüștürüp attı. Yeni bir paket almak için üzerine bir şeyler geçirip evden ayrıldı.

Saat: 08:25

Ayrancı’nın serin, mahur sabahında yarı yalpa hâlde sokakları kat ediyordu. Sahaf kafeyi açık görünce içeri girdi. Kupa çay söyledi. En rahat koltuklardan birine kendini bıraktı. Koltuğun yanında masada duran dergiyi eline aldı. Sayfaların arasında dolașırken bir șiir ilişti gözüne.

Düzlemler sorunları ortaya çıkarır
Rüyalar ise çözümleri
İnsanlar kavramları doğurur
Düğümler ise bebekleri

—F. Tezer

Okuma ıșığının loș aydınlığında gözleri kapanmaya bașladı…

— Ur’dan sadece yazı-simgelerinden oluşan, arada bir ortaya çıkan ve kaybolan, gizemli, aracı bir varoluş olarak bahsediyorlar. Kavramların yapı taşları olduğumuzu ama asla bir düşünceye sahip olamadığımızı konuşup duruyorlar. Bizi kendilerinden, kendilerini de bizden ayıran keskin bir çizgi olduğunu savunuyorlar. Size bir Ur olmanın ne kadar özgürleştirici olduğunu tattırmak isterdim ama bunu yapamam.

— “Var”ların zihni bir tür kavram exorcism’i üstünden çalışır ve “şey”lerin fiziksel fenomenlerinin soyut bağlamlarla birbiri ardına ilişkilendiği, birbirini önceleme kaideleri bulunmayan ama her zaman yeni bir öncelem modeli yaratan, içlem olarak tamamen yeni ama dışlam olarak izomorfik akrabalık bağlamları kuran gerçeklik düzlemleri oluşturarak sonsuz kırılmalara sebebiyet verir. Her bir kırılmadan yeni bir Ur doğar.

— Düzlemler sorunları ortaya çıkarır. Rüyalar ise çözümleri.

{fold içindeki imge: Julie Geiger (CC BY-SA 2.0)}

geometri, hikâye, mekân, öykü, Öykü Iraz Televi, zaman