Tekinsiz Kent Araştırmaları
Ticaret Han’da
Rüyada Olmak

Hiç gerçek olduğundan son derece emin olduğun
bir rüya gördün mü Neo?
O rüyadan uyanmasaydın ne olurdu?
Rüya dünyasıyla gerçek dünya arasındaki farkı bilebilir miydin?
1

Tekinsiz Kent Araştırmaları”nın ilk metninde kavram olarak açmaya çalıştığım tekinsizlik deneyimini, birazdan okuyacağınız metinde rüya ve Karaköy Ticaret Han üzerinden tartışacağım. Rüyaların nedenselliğine, anlamına ya da beynin çalışma biçimine dair ahkâm kesebilecek bir altyapıya sahip değilim, ancak sizlerle rüyaların gerçekliği ve tekinsizliği üzerine konuşmak isterim. Fazlaca rüya gören ve gördüğü rüyaları anlatmayı seven biri olarak, rüyaların kişinin gerçekliğinde nerede durduğunu, rüyalardan bahsederken ya da düşünürken duyumsadığım deneyimin tekinsizlik olma ihtimalini ve İstanbul’da bir çeşit rüya mekânı olduğunu düşündüğüm Ticaret Han’ı masaya yatıracağım. Sayıklamalarıma ve merakıma iştirak ettiğiniz için teşekkür ederim.

“Rüya–Ticaret Han”,
kolaj: Selin Erdemirci

Rüya

1. isim Düş 2. isim, mecaz Gerçekleşmesi imkânsız durum, hayal 3. isim, mecaz Gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut.2

Rüyayı kısaca uyku durumundaki zihnin kontrol dışı ürettiği imgelere eşlik eden duygu ve düşünceler olarak tanımlayabilirim. Rüya görmeyi nöropsikolojik bir yaklaşımla ele alan John Allan Hobson “Beyin sapı yapılarından olan porsun düzenli bir şekilde ateşlenmesiyle bir imge üretilir ve bu imge rüyanın temel uyaranıdır” der ve rastgele oluştuğu söylenilen bu imgelerin beynin daha yüksek katmanları tarafından bir sentez işlemine tabi tutulmasıyla bilinen rüya anlatısının oluştuğunu ileri sürer.3 Mark J. Blechner da rüya görmede özel olanı, kelimelerle ifade edilemeyen düşüncelere izin verilmesi olarak tarifler.4 Dille ifade edilemeyenler rüya olarak kendini var eder ve rüya dilin sınırlarından özgürleşerek, zihnin düşünmesine olanak sağlar. Uykudaki aklın uyanık akıldan daha özgür olduğunu ileri süren Freud da, rüyaları bilinç dışı arzuların yansıması olarak nitelendirir. Birçok nedenden dolayı bastırılan arzular varlıklarını devam ettirir; bastırılmış olması arzunun yok olması anlamına gelmez, ancak kişi arzulardan kurtulduğunu zanneder. Freud’a göre arzular, düşüncelerin ve zihnin kontrol altında tutulabildiği oranda bastırılabilir. Uyku hâlinde kontrol devre dışı kalır ve bastırılmaya çalışılan tüm duygu, düşünce ve arzular rüya olarak bedenselleşir.5

Rüya üzerine yapılan bilimsel araştırmalar hâlâ varsayımlar üzerinden ilerliyor olsa da, bilim insanlarının ve araştırmacıların ortak paydada buluştuğu noktalardan biri, rüyaların gerçeklik algısıyla oynamasıdır. Rüya gören kişide art arda duyumsanan imgelerin oluşturduğu anlatının gerçekliği muğlaklaşır. Burada gerçek, kontrol edilebilen bilinç sistemindeki zaman–mekân gerçekliği olarak ele alınırsa, rüya da rahatça bir sayıklama olarak tanımlanabilir. Ancak gerçeklik olgusuna daha açık bir perspektiften yaklaşılırsa, pekâlâ rüyaların da gerçekliğini tartışmak mümkündür. Beynin rüya sırasında ve uyanıkken verdiği tepkiler benzerlik gösterir; korku, endişe, heyecan gibi duygularla çalışan amigdala bölgesi rüya sırasında da aktiftir, buna karşın muhakeme yapan önbeyin bölgesi uykudadır. Kişi rüyasında gördüğü imgelere uyanıkken verdiği hormonal tepkinin neredeyse aynısını verir. Gerçeklik olgusunu muhakeme yapabilme, akışı kontrol edebilme ve fiziksel olarak yer değiştirmeye indirgemezsem, kontrol edemediğim ancak yoğun bir atmosferde duyumsayıp tepki verdiğim rüyaları başka türlü bir gerçeklik olarak rahatlıkla kabul edilebilirim. Rüyalar üzerine düşünürken ikilemde kaldığım bu gerçek–düş muğlaklığını, rüya ile tekinsizlik deneyiminin karşılaştığı/temas ettiği alan olarak kabul edip, yazının devamında rüya–tekinsizlik–sürrealizm üçgenine geçiş yapmak istiyorum.

Tekinsizlik ve Rüya

Rüyada olmanın ya da rüyadan uyanmanın, hem gerçeklik algısıyla oynadığı ve hayal ile gerçek arasındaki sınırı muğlaklaştırdığı hem de bastırılmış arzu, korku, düşünce ve kaygıları su yüzüne çıkardığı için tekinsizlik deneyimine neden olan durumlardan biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hal Foster tekinsizliği rüya üzerinden sürrealistlerin alanına dahil eder.6 Sürrealizmdeki bilinçdışının otomatizm ya da rüyadan daha fazlası olduğuna işaret eden Foster “Gerçeküstücülüğü kapsayan bir kavram varsa, çağdaşı olmalıdır, gerçeküstücülüğün sahasına içkin olmalıdır; bu noktada beni düşündüren ise kısmen bu kavramın tarihselliği olacak” der ve bu kapsayıcı çerçevenin “tekinsiz” olduğunu ileri sürer.7

Rüya görmek ile sanat üretimini benzer eylemler olarak ele alan Andre Breton’a göre, bilincin kontrol dışı kalarak bilinçdışındaki arzunun serbest bırakıldığı rüyada olma hâli sürrealist düşünce için verimli bir alandır. Sistemlerin dayattığı, önerilen ya da kabul edilen gerçekliğin ötesindeki, bilinçdışındaki gerçekliği ve üretimi arayan sürrealistler rüyaya eğlenceli bir deney, potansiyelli bir oyun veya keşfetmeye açık bir mit olarak yaklaşır.

Paris’i dev bir rüya âlemi olarak gören Louis Aragon, kentteki gezilerinde gündelik hayattaki olağanüstüyü, rüyada olma deneyimini arar. Aragon, sürrealizmin öncü metinlerinden sayılan romanı Paris Köylüsü’nde (1926) önceki yüzyıldan kalan ve yok olmak üzere olan pasajları “rüya barındıran” mekânlar arasında ilk sıraya alır. Opera Pasajı’nda olmayı rüyada olmakla eş tutar. Pasajda alışveriş yapmak üzere gelip gidenlerin belirsiz arayışları, esrarlı vitrin düzenlemeleri, hâkim olan gelip geçicilik duygusu –ki zaten passage [geçit/geçiş] bunu vurgular– bu mekânlarda aylaklık etmeyi olanaklı kılmaz. Ancak Aragon oyalanır ve kendi rüyası içinde kaybolur. Nur Altınyıldız Artun’un alıntıladığı üzere, Aragon, Opera Pasajı için “Cam çatının altından gezinen duygusal biri dünyadan öylesine uzaklaşmış hisseder ki, kendisini fantezilere kaptırır” der.8 Opera Pasajı giderek bir geçit, kentsel bir altyapı, yağmurda sığınılacak bir mekân değil, dünyayı nesnel gözden görmenin ötesinde bir bakış açan büyülü bir mekâna dönüşür. Aragon’un rüyaya daldığı ve rüyadan uyandığı Paris’teki deneyimine benzer bir deneyimle, kendisiyle beraber gerçekleştirdiğimiz İstanbul salınımlarından9 birinde Perşembepazarı’ndaki Ticaret Han’da karşılaştık. 

Karaköy Ticaret Han

08.07.2019, 11:20

Aragon, Paris Köylüsü’nde, bir dönem çok işlek olan ancak Hausmann yıkımlarıyla hem canlılığını kaybeden hem de yıkılma tehdidi altında olan Opera Pasajı’nı cam çatısı altından süzülen puslu ışık, havasındaki yoğun nem, esrarlı eski vitrinleriyle “insan akvaryumu” olarak betimler. Şişhane’den Bankalar Caddesi’ne doğru devam ederken, içgüdüsel bir sebeple girdiğimiz ara sokaktaki albenisiz kapının ardından bizi karşılayan Ticaret (Tidjaret) Han, hem Aragon hem de tarafımca Opera Pasajı’ndaki mekânsal ve atmosferik deneyimle benzerlikler taşır.

Ticaret Han kuzeydoğu kapısından
avlu görünümü,
fotoğraf: Selin Erdemirci

Perşembepazarı Caddesi girişi (kuzeydoğu kapısı) terk edilmiş bir mekân hissi uyandırsa da, biraz ilerleyince avluya çıkmadan soldaki çay ocağı hanın hâlâ yaşadığını fark etmemizi sağladı. Bu insansız gibi gözüken koridordan ilerleyince içine düştüğümüz avlu ise üç ayrı tarihin10 de okunabildiği, çelik konstrüksiyonlu ve ondüle levha kaplı çatısından süzülen puslu ışıkla aydınlanan, zamanın donduğu bir mekân olarak bizi karşıladı. Avlunun girişinde duruyorken garip zamansallığı, puslu süzülen ışığı, yoğun rutubet kokusu, sessizliği bozan üçüncü kattaki atölye sesleri, eski tabelaları, tozlu vitrinleri, Perşembepazarı gibi bir mahalledeki çay ocağının kadın işletmecisi ve yanımda 1927’den gelen bir hayaletle hangi ara rüyaya daldığımı hatırlamaya çalıştım. Tekinsiz bir cazibesi olan bu mekânda ne kadar süre geçirdiğimi bilmiyorum, ancak avluyu geçip diğer kapısından (kuzeybatı kapısı) çıktığımda uyandığımı hatırlıyorum. Aragon’un manipülasyonu yüzünden mi, yoksa atmosferi, boğuk yankılanan sesleri, rutubeti ve puslu ışığı yüzünden mi bilmiyorum, handan çıkmak, suyun altından kafamı çıkarmakla benzer bir duyumsamaya neden oldu. 

Galata Mahkemesi Sokak’ta bir süre durduktan sonra bu deneyimi belgelemediğimi hatırlayarak tekrar avluya daldığımda aynı rüyayı tekrar deneyimleyemedim. Aragon, Paris’e dönmüş, akvaryumun suyu çekilmişti. Birkaç fotoğraf çektim, tekrar aynı rüyaya dalmak için katlarında gezindim, ancak olmadı. Zaten fotoğraflar da orada hissettiklerimi asla yansıtmadı. Evdeyken bazen pandemi sürecindeki Ticaret Han’ı merak ediyorum, başka rüyalar için hâlâ ne olanaklıdır... Bir sonraki yazıya kadar rüyaya dalabileceğiniz tekinsiz mekânlarınızı keşfetmeniz dileğiyle, hoşçakalın.

Ticaret Han, 3. kat koridorundan
avlu görünümü, fotoğraf: Selin Erdemirci

1. Lana Wachowski, (Yöneten), Matrix [Sinema Filmi], 1999.

2. TDK Güncel Türkçe Sözlük

3. J.A. Hobson, Düşler, çev. H. Gür, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2012.

4. M.J. Blechner, The Dream Frontier, New York: Routledge, 2013.

5. E. Fromm, Rüyalar Masallar Mitoslar, çev. A. Arıtan ve K.H. Ökten, Arıtan Yayınları, 1992).

6. H. Foster, Compulsive Beauty, Boston: The MIT Press, 1993.

7. Age.

8. N. Altınyıldız Artun, “Sürrealizm Mimarlık: Mekân Sanatı”, Mimarlığı Baştan Çıkarmak içinde, İstanbul: İletişim Yayınları, 2014, s. 11-21.

9. G. Debord, Theory of the Dérive, 1956.

10. Yapının tarihi tuğla cepheli bölümünün ulaşılan en eski tarihli belge olan 1858-1860 yıllarına tarihlenen G. D'Ostoya Haritası’ndan hanın daha erken tarihli olduğu düşünülmektedir. 1881 yılında yapılan ikinci ek üzerine, 1980’li yıllarda avluya yapılan betonarme yapı eklenmiştir.

kent, rüya, Selin Erdemirci, sürrealizm, şehir, Tekinsiz Kent Araştırmaları, tekinsizlik, Ticaret Han