Tavanlar ve
Tavan Araları

“Ben tavan arasındayım sevgilim!”

Kadının eski sevgilisini ve geçmişini, örümcek ağları ve hamamböcekleri arasında keşfettiği Atay’ın “Unutulan” hikâyesi1 bu cümleyle başlar ve devam eder:

“Orası çok karanlıktır; dur, sana fener vereyim.”

Karanlık, tavan arası, sıkışıklık, eski sevgili, mezuniyet balosu ve geride kalmış her şey. Oğuz Atay, hikâyesindeki kadını bilinçaltı ile buluşturmak için tavan arasını seçiyor ve okura da aynı sıkışıklığı hikâye boyunca tasvirleriyle yaşatıyor. Bir şeylerin yanlış olduğu duygusu hem karaktere hem de okura huzursuzluk veriyor.

Kitabı kapatıp düşünmeye başladığında tavan arasındaki sıkışıklığın verdiği huzursuzluk, geniş tavanlı, sıcak renklerin baskın olduğu, ferah bir meydanda huzura dönüşmeye başlıyor. Ayaklarına artık küçük gelen mezuniyet ayakkabılarını giyip tavan arasındaki sıkışıklık arasında, huzursuzluk içerisinde ayakta kalmaya çalışan karakterimizi geniş bir salona aldığımızda bu görüntü eskisi kadar rahatsızlık vermemeye başlıyor. Burası bir tren istasyonu da olabilirdi, sınırları olmayan, yerleri açık gri betonla kaplı bir meydan da. Her biri farklı olsa da ortak özellikleri geniş ve ferah olmaları olurdu. Bir geminin en üst katı, deniz gören bir teras veya girişi geniş bir apartman gibi. Bütün bu tasvirler bile iç genişliğini tecrübe ettirip her şeyin olağan seyrinde devam ettiği hissini veriyor. Ayağı sıkan ayakkabı, güneş ışığıyla aydınlanmış geniş ve ferah bir mekânda sadece can sıkıcı bir detaya indirgeniyor.

İnsan ruhunun bir kez daha bağlamından ayrılamayacağını gösteren bütün bu duygular ve gözlemler Freud’un The Ego and the Id kitabındaki2 psikanalitik dinamiklerin çalışma prensiplerine işaret ediyor. Günlük hayatta doğru veya yanlış dilimizden düşmeyen “ego,” olmak istediğimiz kişi olan “super-ego” ve bastırdığımız bütün duyguları kapsayan “id” arasındaki dengeleyici güçtür. Ego, zihni her zaman en uygun ve en düzgün olana yönlendirmeye çalışırken insan ruhunun barındırdığı bütün vahşi, hayvani ve doğru olmadığı kabul edilen duygular id’de, yani bilinçaltında toplanır ve burada bütün ayakkabılar ayağımızı daha da sıkmaya başlar; eski sevgililer canlanır, küslerin vesikalıkları yan yana durur ve söylemekten kaçınacağımız cümleler, gri duvarlarda, neon ışıklarıyla ve büyük puntolarla yazılıdır.

Dışarıda veya içeride, etrafımıza baktığımızda mimari yapıların da aslında insan ruhuna ve psikanalizin dinamiklerine paralel hizmet verdiğini görüyoruz. Atay’ın hikâyesindeki tavan arası, kadının kurtulmak istediği ancak en köşe ve karanlık bölgede olsa bile bir şekilde zihninde bulunan objelerle ve kişilerle dolu. “Karanlık” ve bir fenerle aydınlatılması gereken sıkışık bir yer. Bu tavan arasında hiçbir şey olması gerekene hizmet etmiyor, burası id.

Nasıl ki günün bir anında okuduğumuz hikâyede bilinçaltının bir tavan arasıyla sembolize edildiğini görüyorsak, iç ferahlığının ve ahengin sembollerini de mimari yapılarda görebiliriz. Bernini’nin şaheseri olarak bilinen Roma’daki Santa Maria Della Vittoria kilisesinin tavanı, insana iç huzuru ve iç ferahlığını tecrübe ettirecek şekilde tasarlanmış yapılardan biri. Tasvir edilen melek figürleri, pastel renkler, kubbelerin iç içe geçerek yükseliyor olması her şeyin doğru, düzgün ve olağan seyrinde olduğu hissini veriyor. Tek yapılması gereken, her şeyin birbiriyle nasıl bir ahenk içerisinde olduğunu fark edip bu dengenin verdiği huzuru yaşamak.

Santa Maria Della Vittoria kilisesi, Roma, fotoğraf: Zlatko Unger (CC BY-NC-ND 2.0)

Bahsedilen yapının bir kilisenin içerisinde olması ise tesadüf olamaz. Dengeleyici, düzenleyici ve aynı zamanda insan ruhunun yüce bir güce kendini bırakma ihtiyacının sonucu olan kiliseler, bütün mimari özellikleriyle Freud’un ego tanımı ile bire bir uyuşuyor. Sunduğu ahenkli yapı, olması gerekenin müthiş bir uyum ile devam ettiği duygusunu uyandıran geniş tavanlar, insan zihnini bastırılmış olanı daha da derinlere itmeye yönlendiriyor. Her şeyin olağan seyrinde devam ettiği hissini veren bu ferah ve geniş tavanlı mekânların duvarlarında sadece olması gerekenler var. Çatışan cümleler duvarlardan silinmiş, çatışanların vesikalıkları yakılmış.

Santa Maria Della Vittoria kilisesi,
fotoğraf: hslo (CC BY-SA 2.0)

Tavanlar ile tavan aralarındaki bu uçurum, insan zihninin fiziksel olarak var olduğu ortam ile ne derece paralel olduğunu gösteriyor. Zihnindeki kaotik düşüncelerden kurtulmak için dolabını düzenleme ve etrafı temizleme dürtüsüyle harekete geçen kişi, olması gerekeni üstte tutmak için kendi tavan arasını yaratıyor. Dolabındaki düzene uyduramadığı bütün kıyafetleri yine kendisi tarafından yaratılan tavan arasına fırlatıyor; düzene inanmak ve düzeni devam ettirmek için uzun bir yürüyüşe çıkıp günün sonunda geniş bir meydanda kitap okuyor.

Bu sırada tavan arasındaki örümcek ağları ve yarısı çürümüş eski sevgilisiyle yüzleşen karakterimiz, kocasının seslenmesiyle irkiliyor ve ekliyor:

“Kendi kendime konuşuyordum.”

1. Atay, Oğuz. Korkuyu Beklerken, İletişim Yayınları, 38. baskı, İstanbul, 2014.

2. Freud, Sigmund. The Ego and the Id, The Northon Library, New York, 1962.

bilinçaltı, mekân, Sena Toprakçı