Şehir İşi

Yukarıdaki üç fotoğraf, Instagram’daki @gangculture hesabından alındı. Hesapta derlenen fotoğraflar, şehrin maddi kültürünü oluşturan nesneleri yıpranmış, yıkık dökük, bozulmuş ve işlevini yitirmiş hâlleriyle belgeliyor. Bu maddi kültür tel örgüler, tenteler, kartonlar, ahşap parçalar, taşlar, levhalar, çöp kutuları, demir çerçeveler vb. nesnelerden oluşuyor. Nesneler kimi zaman tek başına (boynunu eğmiş duran bir ‘dur’ işareti), kimi zamansa başka nesnelerle bir araya gelip (tel örgünün arasına sıkıştırılmış bir karton kutu) kompozisyonu oluşturuyor.

@gangculture, buna benzer fotoğrafların paylaşıldığı tek hesap değil, fakat en iyi derlemelerden biri. Instagram’daki birçok hesapta kullanıcıların, şehrin atıklarıyla ve yıkıntılarıyla karşılaştığı anlarda çektikleri fotoğraflara rastlanıyor. Fotoğraflanan şeylere, ‘şehir işlerine’, sokakta karşılaştığımız bir anıta veya müzede karşılaştığımız bir sanat nesnesine olduğu gibi yaklaşabilir; onları bu düzeyde okuyabilir ve duygulanabiliriz. Fakat bu ‘şehir işlerinin’, hiçbir kategorinin tam anlamıyla içeremeyeceği bazı özellikleri var. Onları, öncelikle kamusal alandaki heykeller ve sanat yapıtları gibi benzerleriyle karşılaştırmak, tanımlamak adına faydalı olacaktır. Daha sonra neden yıkılmışı/atığı/bozulmuşu belgelemeye eğimli olduğumuzu anlamaya çalışabiliriz.

Öncelikle, bu ‘şehir işleri’, ancak onları fotoğraflayan Instagram kullanıcıları sayesinde var olur. Yani işler, biri onunla karşılaştığında ve onu bir ‘iş’ olarak imlediğinde vardır. Dolayısıyla şöyle denebilir: O ‘iş’, eğer bir kullanıcı onu fark eder, fotoğraflar ve paylaşırsa var; aksi hâlde yok. Böylece şehirde kaç iş olduğu, işin tanımı ve sayısı, Instagram kullanıcıları tarafından belirlenir.

Bir şey iş olarak tanımlandığında, bu kez o işin kime ait olduğuna dair sorular ortaya çıkıyor. Bu eser kime ait? Anlıyoruz ki o nesneler, bir takım kendiliğinden süreçlerin sonucu olarak orada bulunuyor. Örneğin biri, artık evinde kullanmadığı bir sandalyeyi sokağa bırakıyor. Bir diğeri, sandalyeye az önce yediği muzun kabuğunu bırakıyor. Rüzgâr esiyor ve yakınlardaki bir ağaçtan kopan dal düşüp sandalyenin arasına sıkışıyor. Böylece, bir sanat nesnesinin aksine, ‘şehir işleri’ kimse tarafından sahiplenilemiyor; çünkü kolektif bir yapım ve yıkım sürecinin sonucunda var olabiliyorlar. Ve ancak bir yer ve zamanla sınırlılar. Hatta diyebiliriz ki varlıkları, fotoğraflanma anıyla sınırlı ve bu sayede sonsuz.

Şehir işlerini kamusal alanda yer alan anıtlar, heykeller ve sanat nesneleri ile karşılaştırmak bu işlerin özgürleştirici yanını daha iyi ortaya çıkarabilir, böylece Instagram’daki bu eğilimin sebepleri de anlaşılabilir. Şehirlerdeki anıtlar/heykeller, gerek tarihi referansların nesnesi, gerekse salt sanat nesnesi olarak homojen bir toplum düşüncesini esas alan bir tarihsel anlatı kurma peşindelerdir. Bir anıt, neyi hatırlamamız gerektiğini; bir heykel/sanat nesnesi ise neyi güzel bulmamız gerektiğini bize söyler. Halbuki, bu ideal durum içinde belirli sebeplerle kendine yer bulamayanlar, ait hissetmeyenler ve dışlananlar için bu yapılar dışlayıcıdır. Böyle bir durum, bizim konumuz açısından iki saf yaratır: Birincisi, ana akım kültürün nesneleri olan sabit, ölçek olarak büyük, toplumdaki herkesi kapsamaya çalışan, kalıcı olmaya teşne heykel ve anıtlar; ikincisi ise madun kültürün sürekli hareketli, ortak üretimlerin sonucu olan, her an başkalaşan ve hiçbir otoritenin (Instagram kullanıcıları hariç) sahiplenemediği ‘işler’. Şehir işlerinin bir başka özelliği, belirli tarihi veya estetik bilgiler taşıyan anıt ve heykellerin aksine, farklı kişilerce farklı bağlamlarda değişken bilgiler içerebilmeleri. Sokakta, duvara dayalı bir demir çubukla karşılaşıldığında, onu görmezden gelmek de; onu, demirin üretim ağı içinde görmek de; bir Richard Serra heykeli gibi okumak da mümkün. Bu farklı okumalara olanak sağlayan nesneler için ‘açık’ (1962, Eco) veya ‘apaçık’tan (1999, Nancy) daha ‘açık’ bir tanım gerekir.

Hazır nesnenin ve katılımcı süreçlerin uzun süredir başat eleman olageldiği sanatta, kişilerin söz konusu ‘işlerle’ kurduğu ilişkinin benzerlerine rastlamak, pek tabii mümkün. Örneğin Thomas Hirschhorn’un, tahta, mukavva, köpük, boya, duvar kâğıdı, sandalye, ip, televizyon vesaireyi kapsayan malzeme yelpazesinin ve ancak katılımcılarla işlerlik kazanan yerleştirmelerinin, biçimsel ve işlevsel açıdan ‘işlere’ yakın bir düzlemde durduğu söylenebilir. İzleyici veya katılımcı, Hirschhorn’un işlerine, tekil nesnelere ve durumlara olduğu gibi, yaklaşmakta zorlanacaktır. Yerleştirmeler, sanatçı tarafından belirlenmiş kurguları da olsa, türlü anlama ve deneyimleme olasılıklarına açıktır. İşin, mekândaki nesneler mi, mekânın kendisi mi, izleyicinin eylemi mi olduğunu ayırt etmek ve ayrıştırmak kolay değildir. Her izleyicinin kendi konumundan bakıldığında, iş kendini farklı gösterecek veya saklayacaktır. Hirschhorn’un işlerinde çöp, çöp olmaktan sıyrılmaya çalışmaz. Fakat Hirschhorn yerleştirmesine girmiştir bir kere! Biz yine de, şimdi o yerleştirmelere yeniden baktığımızda, işi bir bütün olarak okuruz. Çöp, artık çöp değildir. Sokaktaki bir çöpe çöp desek, çoğu insan bizimle aynı fikirde olacaktır. Sanat otoritesi ise, Hirschhorn için aynı şeyi söylemez. Ve her ne kadar bu yerleştirmeler, ancak kişilerin katılımıyla işleyen kurgular olsa da, işin fikrini içinde taşıyan sağlam birer koreografi, bazen açıkça, bazense örtük biçimde kendini gösterir.

Thomas Hirschhorn,
“Concordia, Concordia”, 2012;
teyp, ahşap, karton, folyo, strafor, boya, keçe kalemi, pleksiglas, fotokopiler,
floresan lambalar, duvar kâğıdı, halı,
can yelekleri, yansıtıcı yelekler, el feneri, düdükler, halatlı lamba, tabaklar, televizyonlar, ayaklı lamba,
kağıt fener, piyano, çıkış levhaları, sandalyeler, kanepeler, şezlonglar, bar tabureleri, masalar, neon bar tabelası,
duvar saatleri, aynalar, kitaplar,
vitrinler, vinil üzerine renkli baskılar;
774,7 × 998,2 × 1.595,1 cm;
kaynak: gladstonegallery.com

Hirschhorn’da çöpü çöp olmaktan çıkaran bağlam, önce işin sergilendiği mekân ve daha sonra fotoğraflarının ve metinlerinin yer aldığı müze arşivi ise, ‘şehir işlerini iş’ yapan Instagram’dır. Instagram hesaplarındaki bu eğilimi, farklı sebeplerin birlikte belirlediği söylenebilir. İlk olarak bu durumu, yaşadığımız çevre içinde sürekli meydana gelen yıkımın şiddetiyle baş etmekle açıklayabiliriz. Her ne sebeple olursa olsun yıkım şiddetlidir ve ardından bir inşa sürecine bağlanarak sönümlenir. Bu eskime, yıkılma, bozulma hâliyle bizler, ancak onu fotoğraflayarak, grafik bir anlatıya indirgeyerek baş edebiliriz. Böylece yıkımı estetiğin konusu yaparak şiddetinin etkilerinden kaçmaya çalışırız. İkinci sebep ise kullanıcıların, bu nesnelerin şehir içindeki konumlarıyla kendi konumları arasında paralellik kurmaları olabilir. Şehir, belirli regülasyonlarla işler ve her şeyin önceden belirlendiği şekilde gerçekleşmesi beklenir. Bir çöp, çöp kutusuna atılır, çöp kamyonu onu alır, çöp toplama alanına götürür, gerekirse geri dönüştürülmek üzere çöpler fabrikaya taşınır. Ancak çöpün, beklenmedik bir yerde ve zamanda, başka nesnelerle ilişki içinde olduğu anlar, pürüzsüzce işlemesi gereken sistemin dışına taşan anlardır. Böyle anlarda o çöp artık ne çöptür, ne kullanışlı bir nesnedir, ne heykeldir, ne anıttır, ne de sanat nesnesidir. Böylece, özgül durumları sebebiyle şehirde içerilemeyen madun, aynı sebeplerle şehrin mekanizması tarafından içerilemeyen bu ‘işlerle’ birbirlerini aynalar.

Son olarak denebilir ki Instagram, bu kimse tarafından sahiplenilemez, tanımsız, geçici, anonim işlerin bir anlamda içerilmesini sağlamaya yönelik bir çabadır. ‘Şehir işleri’, yalnızca onunla karşılaşan kişiyle anlamını bulur ve paylaşıldıkça, farklı kişilerin üreteceği anlamlara açılır. Özetle, sokağa bırakılmış kırık bir sandalye, bu yeni özgürleştirici kültürün henüz işlevini ve anlamını bulamamış nesnesidir.

_
Bu yazı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi IND 324 Design Writing & Editorship dersi kapsamında üretilmiştir.
Kaynakça: 
Umberto Eco, Açık Yapıt, Tolga Esmer (çev.), İstanbul: Can Yayınları.
Jean-Luc Nancy, Filmin Apaçıklığı, Tacettin Ertuğrul (çev.), İstanbul: Küre Yayınları.

anıt, Can Küçük, Instagram, kamusal alan, kent, sanat, şehir