Oldurmak:
Yort Kitap’ın
Kısa ve Öznel Hikâyesi

Avşar Gürpınar: Yort nedir? Yort Savul ile ilgisi var mı?

Osman Şişman: Yort, 2019 Kasım’ından itibaren kitap yayımlamaya başlamış küçük bir yayınevi. Söyleşi tarihine dek altı kitabı yayımlandı. Web sitesinde kitaplara dair ayrıntılara ve kimi kitapların PDF’lerine erişilebiliyor.

Yort, sözlükte “atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü, tırıs” olarak tanımlanıyor. Ece Ayhan’ın meşhur şiirinde, Yunus Emre’ye gönderme var: “Padişahı kim bileydi, kul itmese yort savul” [Kul eğer ‘Yort savul’, ‘Sultan geliyor, yoldan çekilin, şöyle kenara açılın!’ demeseydi, sultanı kim bilebilirdi?] Elbette, tersinden okuyarak daha keskin bir siyasi pozisyona taşıyor Ece Ayhan, ‘yort savul’u.

Can (Gündüz) ve Bilge (Demirtaş) ile yayınevinin hayalini kurduğumuz zamanlarda, dört buçuk yıl kadar önce, bir gün Can, Yort önerisini getirdi. Duyduğumuz anda, yayınevinin adı Yort Kitap oluverdi. Hem kelimenin sesindeki güç hem de Ece Ayhan’a gönderme, hoşumuza gidiyor. Sonradan, Levent (Şentürk) ile logo üzerine çalışırken de bu etkinin altındaydık. Onur (Bayer), Yort Kitap’ın Instagram hesabındaki video işlerini hem kelimenin sesinden hem de logodaki bölme öğesinden yola çıkarak üretti. Bir heceden nerelere geldik!

AG: Yayımladığınız ilk kitaplardan ikisi çağdaş felsefe kitabı (Yeni Materyalizm: Görüşmeler ve Kartografiler ve Dividuum: Makinesel Kapitalizm ve Moleküler Devrim), biri çok eski bir novella (Ölü Brugge) ve diğeri de fotoğraflardan/fragmanlardan oluşan bir kitap (Photo Graphos). Bunlar bilinçli tercihler mi yahut idealleriniz ile gerçeklik arasındaki bir olasılıklar/yapılabilirlikler ekseninde nereye düşüyor?

OŞ: Her bir kitabın yayımlanma nedeni ve süreci birbirinden ayrı. Akademisyenlik dönemimde yeni materyalizm düşüncesiyle ilgilenmeye başladığımda karşılaşmıştım Yeni Materyalizm: Görüşmeler ve Kartografiler’le. Graham Harman ve Bruno Latour editörlüğünde Open Humanities Press’in yayımladığı bir serinin ilk kitaplarındandı; hem içeriği hem de açık erişime sunulmuş olması etkileyiciydi. “Bir gün bir yayınevi kurarsak, bunu yayımlamalı ve açık erişime sunmalı” dediydim. Gerald Raunig’le 2010’da A Thousand Machines başlıklı metni vasıtasıyla tanıştım. O metni tercüme etmeye başladım, ama görüştüğüm yayınevleri işi çok ağırdan aldı. Neyse ki sonradan Otonom çevirtti ve yayımladı kitabı. O dönem Gerald’la yazışıyordum; sonraki kitabını (Dividuum’u) yayımlamamıza izin verdi sağolsun, onu da açık erişime sunduk. Ölü Brugge, Roza Hakmen’e olan hayranlığımızdan ötürü yayımlandı. Hakmen’in bir sürü işinin arasına girebilecek kısa bir metin ararken, 19. yüzyıl sonundan Brugge fotoğraflarıyla Ölü Brugge çıktı karşımıza. O da kitabı çok beğendi. Photo Graphos, fotoğraflarımdan ve o fotoğraflar çekilirken ve düzenlenirken neredeyse eşzamanlı yazılan fragmanlardan oluşuyor. Yayımlamayı düşünmemiştik ilk başta, sonradan ikna olduk. Hasılı, elbette bilinçli tercihler bu kitapların seçilmesi, yayımlanması; fakat burada tek bir yöne yönelen tek bir bilinçten bahsedilemez. Daha sonraki kitaplar çıktıkça daha belirgin hâle gelecektir, ama burada söylemeli: Yort’un çekirdek kadrosunun “Yahu ne güzel kitapmış bu!” demesine bakıyor her şey, aslında. Yapılabilirlikler ondan sonra devreye giriyor: Metnin özgün dilindeki yayıncının isteyeceği telif, maliyet ve sair meseleler...

Yeni Materyalizm:
Görüşmeler ve Kartografiler,
Dividuum: Makinesel Kapitalizm ve Moleküler Devrim,
Ölü Brugge, Photo Graphos;
Yort Kitap 

AG: Yayımladığınız kitaplar ile içerikleri arasında organik bir bağ var mı? Yort’tan asla çıkmayacak bir kitap var mıdır?

OŞ: Yort’un çekirdek kadrosu felsefe, mimarlık, sinema ve edebiyata meraklı kişiler. Yakın dostlarımızın önerileriyle sanat kuramı, medya eleştirisi ve hak savunuculuğu sularına da yavaş yavaş açılıyoruz. Böyle söyleyince bile hayli geniş bir alanı taramış oluyoruz gerçi; ama bunlar dışında ufukta yeni bir alan görünmüyor şimdilik. Organik bağ, çekirdek kadronun ve daha geniş bir Yort ailesinin üyeleri arasındaki entelektüel ortaklıklardan, işbirliklerinden, paslaşmalardan doğuyor. Yort’un neyi yayımlamayacağını bilemeyiz ya, şundan eminiz: Pek çok kişinin emeğiyle tercüme edilen; tekrar tekrar okunan, düzeltilen, üzerinde tartışılan kitaplar yayımlayacak Yort. Söz konusu edebiyat olduğunda edebi lezzete kıymet veriyoruz hepimiz. Kuramda da kafa açıcı yeni düşünceyi, eleştirel bir konumu benimseyen ve derinleştiren metinleri seviyoruz. Böyle böyle devam edeceğiz; karşılaşacağımız kitaplardan sevdiklerimizi, elimizden gelen kadarını yayımlayacağız.

AG: İçerik ile form arasında nasıl bir ilişki var? Kitabın içeriğini bir tür tasarım direktifi gibi mi yorumluyorsunuz, yoksa daha bağımsız bir durum mu söz konusu?

OŞ: Şimdiye dek ağırlıklı olarak zarfla değil mazrufla, yani tasarımla değil metinlerle cebelleştiğimden, Levent’le InDesign’ın başına oturmadan evvel kitap tasarımının nasıl bir alan açtığını ve sınırlarının ne olduğunu bilmezdim pek. Herkes gibi, kimi kitapları birer nesne olarak çokça sevmişliğim, kimisinde de kusur bulmadan duramamışlığım var elbette. Bunlar her okurun halis haklarından değil mi? Tasarruf ilkesinin eziciliğinden ötürü malzemesi ve boyutu birbirine çok benzer kitapların membaı hâline gelmiş bu memlekette, nadiren de olsa farklılaşabilenlerle karşılaşınca aldığımız hazzı önemsiyoruz. Levent’in kendi kitaplarını tasarladığı, ama nihai üründen (yayınevlerinin tasarruf hamlelerinden yahut özen eksikliğinden ötürü) hoşnut olmadığı dönemden kalan bir istek, şimdi Yort’un tezgâhında tecessüm ediyor: İstediğimiz kitap formuna, nesnesine erişmeyi deniyoruz. Ne de olsa dükkân bizim. Tayını tüketene kadar böyle gideriz.

Tasarım sürecinde de kitap seçme sürecinde olduğu gibi bir tuhaf akış, bir kendiliğindenlik vuku buluyor; yani şimdiye dek öyle oldu. Kitabın içeriğini tasarım direktifine tercüme etmekten ziyade bir hareket noktası olarak bellemek, ona çapa atmak gibi bir şey yaşıyoruz kimi vakalarda. Bu, ilelebet o anlama saplı kalacak bir çapa olmuyor; başlangıç motivasyonunu yaratıp bir süre sonra sessizce kaybolabiliyor, belirdiği gibi. Yerini bir benzerine yahut bir benzemezine bırakabiliyor. Kimi zaman bir imaj, kitaptan anladığımız bir şeye denk düşüveriyor; öyle olunca o imajı kitap nesnesi hâlinde, kapak hâlinde, ceket hâlinde, cilt hâlinde, harf ve mizanpaj hâlinde üretmenin yahut bozmanın ve yeniden üretmenin yollarını arıyoruz. Kimi zaman da içerikten çok bağımsız bir kısıtlar prosedürü belirliyor, Levent. Sonrasında, deneye deneye o kitabın tasavvurumuzdaki hâline en yaklaşan kompozisyona doğru akıyoruz. Betimlemesi zor, çünkü belirleyenler kümesi öngörülemez bir süreç bu.

AG: Bir kitabın yayımlanmasına karar verilmesinden rafa ulaşmasına kadar geçirdiği merhaleleri tarif eder misiniz?

: Yayıncılık endüstrisinin gerektirdiği karmaşık işbölümünün yürürlükte olduğu kurumlarda işler bambaşka yürüyordur tahminimce, ama Yort gibi küçücük bir ekibin oluşturduğu yapılarla herhalde ortaklığımız çoktur. Yort’ta, en azından şimdilik, okuma seyahati içinde denk gelinen yahut önerilen bir metne alıcı gözle bakınca, yayımlama kararı çok çabuk veriliyor; yayıncıdan çok okur coşkusu denebilecek bir hissin belirleyiciliğinde vuku buluyor bu. Bir metni tercüme ederken, tercüme edilmiş bir metnin düzeltisini yaparken; son metni, ardından da dijital baskıcıdan çıkan ilk maketi, ikinci maketi, son maketi didik didik ederken; matbaadan gelen ozalitleri dikkatle bir daha, bir daha incelerken bir tür saplantı-zorlantı tablosunun içinde de bulabiliyor insan kendini. Ama bunun bir arzuya işaret etmediğini ve haz içermediğini kim öne sürebilir ki?

Hisleri geçersek, sürecin angaryası fazla, finansal ayağı da hayli zor: Metni özgün dilinde yayımlayan kuruma telif ödenir. (Türkiye’deki koşullar sıkıcı olmayacak kadar kısa, ama vahameti tasvir edebilecek kadar uzun bir pazarlık mail’ine konu olur.) Metin tercümeye yatırılır. Redaksiyon, tercüme başladıktan ya da bittikten sonra başlatılabilir. Bana kalırsa, tercümeye musallat olan redaksiyon gibisi yoktur. Her iki işi yapanı da zenginleştirir, ne ki yorar da... Kitabın şekline şemailine, hacmine karar vermek için, tasarım ve mizanpaj denemelerine tercüme biter bitmez başlansa iyi olur. Hem kitabın elde, rafta, vitrinde, web sitesinde nasıl duracağını hayal etmek için eskizler ve mock-up’lar üretmek motive edicidir hem de böyle bir takvim ciddi zaman kazandırır; zira redaksiyon uzun ve çetrefil iştir. Bunların üstüne, adı ‘son okuma’ olsa da asla son okuma olamayacak, uzayıp gidecek bir faz gelir. Yukarıda değindiğim gibi, eskizden ürüne kadar tüm aşamalardaki her çıktıda, bir son okuma daha gerçekleşecektir. Kitabın sayfa sayısı ve boyutları belli olur olmaz ISBN ve bandrol başvuruları da yapılmalıdır: Bürokrasiden kaynaklı zaman kaybı azımsanmamalıdır. Kapak tasarımına ISBN barkodları yerleştirilir; kitabın ve kapağın dosyalarıyla birlikte bandroller de matbaaya ulaştırılır; zira kitabına göre çalışan matbaalar bandrolleri almadan kapak baskısına bile girmez. On gün kadar sonra kitaplar kapınızdadır. Bel fıtığının bile yok edemeyeceği bir saadet! Sonrası hep lojistik: Kitapları etiket fiyatının yarısına alacak, ilk ödemeyi altı ay sonra yapacak bir dağıtımcıya koli koli kitap gönderirsiniz ve kitabevlerinin o dağıtımcıdan sizin kitaplarınızı istemesini umarsınız. Her şey yolunda giderse, sosyal medya hesaplarınız marifetiyle yayınevinizin kitaplarından haberdar olmuş birileri gidip onları kitapçıdan isterse, bu da olacaktır. Kitapların okunmasını, üzerine iki satır tartışma dönmesini de dilersiniz, elbette. Ama vaktinizin pek az kısmını bunu takip etmekle geçirirsiniz: Hem kolay olacak şey değildir hem de bir sonraki bir, iki yahut üç kitabın telifiyle, tercümesiyle, redaksiyonuyla, tasarımıyla, artık hangi aşamada neyiyleyse onunla uğraşmak gerekmektedir. Böyle sürer gider! Bizimki de böyle sürecek işte!

{fotoğraflar: Avşar Gürpınar}

Avşar Gürpınar, kitap, Levent Şentürk, Osman Şişman, tasarım, yayın, yayıncılık, Yort Kitap