Neyse ki Yaşam Güçlüdür*
Bir Mimarlık Öğrencisi Okuması

Le Corbusier’in 1942 Paris’inde omurgasını tamamladığı Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi,* yazarın tüm işleri gibi zamanının ötesinde bir söylem barındırsa da ismine aldanıp kitap boyunca mimarlık öğrencilerine dair bir nüve aramak beyhude. Daha ziyade ulu bilgenin hitap ettiği nispeten az ulu bilgeler söz konusu. Hızlı bir çevrimiçi veri tabanı aramasından çıkan sayfalarca sonucun hatırı sayılır kısmı yeni baskıları müjdelerken kalanı da çokça metni yüceltip haklı noktalarının altını çizmekle meşgul. Bu durum, aramayı başka dillerde yaptığımızda da değişmiyor. Peki, bu kitap bir mimarlık öğrencisine ne söylüyor?

…çocukta çoğu kez, yaşlıya göre daha çok bilgelik olduğuna inanıyorum.

Baştaki savıma ters gibi okunan bu cümle ne yazık ki yalnızca kitabın başındaki alıntılardan biri, André Gide’nin Yeni Nimetler’inden. (s. 9)

Beni bir din büyüğü durumuna getirmek istemezdiniz her hâlde!

İsterlermiş herhalde ki getiriverdiler, üstelik “yaşam” onu “bırakıp” gitmeden! (s. 13) Hem “kuşaklar arasındaki engeli kaldırmak” ders kitabı edasında bir üslupla “söyleşerek” sağlanamıyormuş demek ki. (s. 15)

Yalnızca gençlik, bu yeniden doğan mimarlığın çevresinde birleştirme gücünü oluşturabilecek kadar özgür ve henüz bir çıkar peşinde değil.

Yine bir gençliğe hitabe, çağına has biçimde gençlikten çok şey bekleyen, yaşlanmış-genç bir bakış. Burada da esasen gerçek bir mimarlık öğrencisi yok, ideal bir mimarlık öğrencisi var. Mimarlık öğrencisi olunan-bir-şey değil, olunması-gereken-bir-şey. (s. 20)

…Güzel Sanatlar Okulu’nda konutun hiçbir zaman programlarda görülmediğini biliyorsunuz.

Bir anlamda müfredat ve yaklaşım eleştirisi, fakat öğrenciye “inemeden” duruyor. (s. 27)

Vignole’yi ve “üç mimarlık üslubu”nu öğrenmeye zorlanan sizlerin karşısında, mimarlığın gerçek yüzünü çıkartmaya çalışacağım şimdi.

Yani diğerlerinin yaptığından pek de başka bir şey yapmayacak. (s. 35) Bir paradigmaya aynı katılıkta bir başka paradigma ile karşı durmak: Ateşe karşı ateş, güce karşı güç.

Eğitiminizle ilgili öğretmenlerin yapacağı tek şey, bu kaçınılmaz biçimde sınırları kaldırılmış uçsuz bucaksız alanların kapılarını size açmak olmalıdır yalnızca.

Hah, nihayet mimarlık öğrencisine doğru kurulan bir cümle! (s. 51) Ne yazık ki burada da öğrenciyi pasif konumlandırıp eğitimciye söz söyleniyor, zira “asıl zorlukların farkına” eğitimleri “bittikten sonra” varacaklar.

…temel ilke olarak öğrencilerin kendi öğretmenlerini seçmeleri gerektiğini söylemiştim.

Doğrudur, fakat bunu öğrencilere söylediğinden emin miyiz? (s. 55) Zira bir kitaptır öğrenciler ‘ile’ konuştuğunu varsayarak onlar ‘üzerinden’ konuşmakta.

…(ama ne eğitim sorumluları, (…) ne öğrenciler, ne hocaları, (…) bu sayfaları çevirmemişlerdi)…

Haklı, fakat bakın işte ben şimdi, kendimi eğitimden sorumlu hisseden bir öğrenci ve de hocaları olarak sayfalarını çevirdiğim bu kitapta bana hitaben yazılmış bir cümle cımbızlamak için yanıp tutuşuyorum. (s. 57) Şaşarsınız, bulamıyorum!

Bu işbirliğini, tavsiye edilebilir bir eğitim türü olarak görüyorum. Bununla birlikte farklı bir biçimi de kabul edebiliyorum: Öğrencinin, doğrudan kendine ait bir proje ile uğraşmasını.

Eğitim türlerine ilişkin görüşlerini, öğrencileri pasifleştirdiği bir düzende yine öğrencilerle paylaşmasını anlamlandırmak güç. (s. 57)

Temelde buram buram milliyetçi bir mimarlık tarihi perspektifi sunan, bunu da teorinin seçilmiş kulvarından (öğreti) çizen bir kitap. Fransız mimarisine, CIAM’a veyahut beyefendinin kendisine ve çalışmalarına dair meraklısına bolca malzeme vermekle birlikte, bu söyleşi pekâlâ herhangi birisiyle de yapılabilirmiş —mimarlık öğrencileri üstüne alınmayabilir.

Le Corbusier CIAM yaz okulunda öğrencilerle, 23.09.1953, İtalya
(CC BY-SA 3.0), kaynak:
Radical Pedagogies

* Le Corbusier, Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi, çev: Samih Rifat, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 6. Baskı, 2015.

Çağda Türkmen, kitap, Le Corbusier, mimarlık, mimarlık eğitimi