Cumhuriyet döneminin şehircilik tarihinde öne çıkan figürlerden Henri Prost, 1940’lı yıllarda İstanbul için yaptığı planlamalarda kente iki büyük park alanı önerir. 1 ve 2 numaralı parklardan ilki Sarayburnu ile Küçük Ayasofya arasındaki bölgeyi kapsayan, Tarihi Yarımada içinde tanımlanan bir yeşil alan olarak düşünülür. 2 Numaralı Park da Taksim Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayarak Harbiye yönünde uzanan, Dolmabahçe Vadisi’ni de içine alan kesintisiz bir yeşil kuşak biçiminde planlanır.1
Orijinal tasarımında Gezi Parkı’nın da dahil olduğu bu alanın bütüncül yapısı farklı dönemlerde gerçekleşen bölünmeler ve yapılaşmalarla kaybolur. Aradaki yapısal sınırlardan ötürü bir süre sonra özerkliğini kazanan Dolmabahçe Vadisi, yıllar içinde Maçka Parkı olarak anılmaya başlar. Çeşitli değişikliklere rağmen hâlâ İstanbul’un en eski ve en büyük planlı kamusal alanlarından olan park, kent tarihinde birçok farklı iştirakin, iktidarın ve otoritenin etkisini gösterdiği bir bölge olur.
Küçük Levend Çiftliği
Modernist ilkeler doğrultusunda tasarlanan kamusal alanlar ve parklar, Osmanlı Devleti’nin de benimsemeye çalıştığı metotlarla doğru orantılı olarak İstanbul’a ve diğer büyük şehirlere geç 19. yüzyılda kısmen dahil olur. Ancak dönemin çağdaş ilkelerine uygun biçimde Cumhuriyet’in ilk yıllarında tasarlanıp uygulanırlar. Dolayısıyla Maçka Parkı’nın Cumhuriyet öncesinde nispeten rağbet görmeyen bir alan olduğunu söylemek mümkün.
16. yüzyılda sarayın arsaları arasına giren Maçka-Dolmabahçe vadisi bir dönem halka açık bir mesire yeridir. Üzerinde 18. yüzyıla dek yoğun bir yapılaşma bulunmayan alan, III. Selim döneminde denizci askerlere ait Levend Çiftliği’nin kurulduğu bölge olur. Günümüzde Levent adıyla bilinen mahalle sınırları içinde Büyük Levend Kışlası kurulduğunda Maçka’daki alan boşaltılır ve Küçük Levend Çiftliği veya Küçük Çiftlik olarak anılmaya başlar. 19. yüzyıl ortalarında bu bölgenin büyük bir kısmı padişah Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi’ye tahsis edilir ve günümüzde hâlâ ayakta olan bahçe köşkü de bu dönemde inşa edilir. Aynı dönemde, vadinin küçük bir kısmı Maçka Silahhanesi’ne, bir diğer bölümü Yusuf İzzeddin Efendi’nin eşlerinden Tâzende Hanım’a aittir.
Vadinin sahipliğine ve işlevine yönelik tartışmalar yeni rejimin ilanından bir süre sonra başlar. İktidar, eski imparatorluğun elinde olan gayrimenkulleri, arsaları ve muhtelif mülkleri genellikle ya kamulaştırır ya da satar. İstanbul Belediyesi, 1930’lu yılların başında padişah ailesinden olan Yusuf İzzeddin Efendi’ye ait olan arsayı satın alıp buraya bir stadyum inşa etmek ister. İzzeddin Efendi’nin vârisleriyle uzun bir süre anlaşamayan belediye, stadyumun inşasına 1939 yılında Dolmabahçe Sarayı’nın has ahırlarını ve Dolmabahçe gazhanesinin bir kısmını yıkarak başlamış olsa da satın alamadığı arsa uğruna çabalamaya devam eder: 1943 yılında İzzeddin Efendi’nin vârisleri varlık vergisine tabi tutulur.2
Varlık vergisinin yürürlüğe girdiği yıl, vergiyi ödeyemeyen vârislere ait birçok arsa ve mülk gibi “Küçük Çiftlik Parkı”nın da müzayede aracılığıyla satışa çıkarılması gündeme gelir. Müzayede sonucunda parkı İstanbul Belediyesi satın alır. Prost’un eski Taksim Topçu Kışlası arsasından Dolmabahçe vadisinin eteklerine kadar uzanan 2 Numaralı Park düzenlemesi bu gelişmelerden sonra başlar. Bu dönemde İstanbul’un en büyük kamusal alanlardan biri olarak lanse edilen alanın tasarımı birçok kez gündeme gelse de parkın planlanmasına daha çok zaman vardır. Küçük icraatlar dışında kullanıcı tasarımına dair pek bir gelişme yoktur: 1946’da park çevresine refüjler yapılır, 1947’de başlayan ağaçlandırma çalışmaları 1948’e kadar devam eder.3
“2 Numaralı Park” (1949), Cumhuriyet Devrinde İstanbul içinde, İstanbul Belediyesi Neşriyat ve İstatistik Müdürlüğü, 117, kaynak: Salt Araştırma, Hayati Tabanlıoğlu Arşivi
Çocuk Bahçesi
Park, Prost’un planlarında her ne kadar Taksim-Harbiye-Dolmabahçe arasına yayılan kesintisiz bir yeşil kuşak şeklinde tasarlandıysa da 1960’lı yıllara dek bütünlüğünü kaybetmiştir bile: 1940’lı yıllarda inşa edilen Stadyum, Açıkhava Tiyatrosu, Spor Sergi Sarayı ve 1951’de inşaatı başlayan Hilton Oteli’yle belediye ve devlet kendine küçümsenmeyecek bir gelir kaynağı sağlamaya çalışır. Tahmin edilebileceği gibi, 1940’lardaki ağaçlandırma çalışmaları bile görünürde olan bu projelerin çevresinde, yani Harbiye-Valikonağı aksında yoğunlaşır; vadinin Dolmabahçe’ye uzanan noktaları hâlâ cılızdır. 1950’li yıllarda içinde metruk yapılar ve zaman içinde kuruyan bir dere barındıran parkın tasarımı 1960’lı yıllarda yeniden gündeme gelir.
1962’de parkın küçük bir kısmı tasarlanır. İstanbul Belediyesi’nde çalışan mimarlar İnal Göral ve Özcan Altaban’ın projesi, parkın Kadırgalar Caddesi ve Mim Kemal Öke Caddesi’nin kesişiminde kalan bölümü içindir. Bu alanın seçiminde şüphesiz ki Açıkhava Tiyatrosu’na, Spor Sergi Sarayı’na yakınlık ve kendi tabirleriyle “çevresindeki geniş ve seviyeli iskân bölgesinin” varlığı etkili olur.4 Çocuklar için oyun alanları, kum havuzu, küçük bir çocuk kütüphanesi ve Dolmabahçe’ye bakan teraslar uygulanır. Parkın diğer kısımlarının tatbikatına da “Belediye Bahçeler Müdürlüğü’nün mütevazı imkânları içinde” devam edileceğinin haberi verilse de bu uzun yıllar boyunca gerçekleşmez.
Maçka Parkı’nda tasarladığı alandan
bir parça, “Maçka Parkı” (1962),
Özcan Altaban ve İnal Göral, Mimarlık, 318
Örneğin 1966 yılında yayınlanan bir gazete haberinde İstanbul Belediyesi’nin halk kullanımına açtığı Emirgan Korusu, Taksim Gezisi, Yıldız Parkı gibi kamusal alanlar hakkında bilgiler verilir. Maçka Parkı’nın “bir kısmının henüz düzenlenmediği” ve geriye kalan kısmının da “modern bir anlayışa göre hazırlanacağı” aktarılır.5 Ancak planlanan çalışmaların tam olarak gerçekleşmediği, dört yıl önceki haber metninin aynısının kullanıldığı 1970 tarihli bir başka gazete haberinde anlaşılır: İki numaralı parkın bir kısmı hâlâ düzenlenmemiştir.6
1970’li yıllarda İstanbul’da etkili olan gelişmelerden biri de turizm sektörünün kentte hızla genişletilmesi ve yaygınlaştırılması olur. 1950’li ve 1980’li yıllar arasında İstanbul’da ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde, başta Emekli Sandığı olmak üzere çeşitli devlet iştirakleri tarafından birçok turizm tesisi inşa edilir. Bu icraatlar 1970’li yıllarda giderek artar. Süleyman Demirel 1976’da verdiği bir röportajda İstanbul’un “Sheraton gibi, Hilton gibi on otele” daha ihtiyacı olduğunu ve bir önceki başbakanlık döneminde “Sheraton, Carlton ve Maçka otellerinin” temellerini attıklarını, “Intercontinental ve Taksim Etap Oteli’nin yapılmasını” teşvik ettiklerini söyler.7 Böylelikle hâlihazırda Açıkhava Tiyatrosu, Hilton Oteli ve Spor Sergi Sarayı gibi yapılarla sürekliliğini kaybeden 2 Numaralı Park’ın ranta müsait olan çeperlerinde turizm yapıları artış göstermeye başlar. Örneğin, Emekli Sandığı’nın açtığı bir yarışmanın sonucunda Yılmaz Sanlı’nın tasarımının birinci olduğu Maçka Oteli’nin inşaatı 1972’de Maçka Parkı’nın kuzey sınırına yakın bir yerde tamamlanır. Demirel’in bahsettiği otellerden Intercontinental ve 1990’lı yıllarda gündeme gelecek olan Süzer Plaza da parkın çeperlerinde inşa edilir. Yapıların mimari özellikleri, nitelikleri ve 20. yüzyıl Türkiye mimarlığındaki konumları bir yana, kent içindeki en büyük kamusal alanlardan birinin dönemin ekonomik ideallerinden nasibini aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Rantabl pozisyonuna rağmen, 1970’li ve 1980’li yıllarda Maçka Parkı’nın bakımsızlığı birçok haberde konu olur. Gazeteci Burhan Felek 1977 tarihli bir yazısında parkın ucunda tasarlanan çocuk oyun alanının “park olmaktan çıkıp kimsesizlerin ve sapıkların” yuvası olduğunu söyler.8 Gece saatlerinde yoğun şikâyetlere sahne olan Yenikapı sahili, Maçka ve Gezi parklarında polis etkisini artırmaya başlar. Çamlıca Tepesi’nin, Maçka Parkı’nın, Boğaziçi’ndeki yeşil alanların içindeki ağaçların “bakımsızlıktan yok olduğu” konusu farklı tarihlerde gündeme gelir. Bununla birlikte İstanbul halkının daha çok parka ihtiyacı olduğunu ve modern şehircilik metotlarına göre oluşturulan hiçbir kamusal alanın olmadığını aktaran Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Başkanı Ali Gökberk, 1983 yılında İstanbul’da “1,5 milyon kişiye bir park düştüğünü” yazar.9 Hatta bu dönemde belediye tarafından tasarlanıp halka açılan parkların her birinin Avrupa yakasında konumlandığı yorumunu yapar. Gökberk’e göre “Yıldız, Emirgan, Gülhane ve Maçka parkları Osmanlı saray bahçelerinin şehir parkına dönüştürülmesiyle oluşturulmuş” ve bu alanlar haricinde İstanbul halkına devlet eliyle çağdaş planlama ilkelerine uygun bir semt veya şehir parkı da sağlanmamıştır.
Demokrasi Parkı
Bu şikâyetler sonrası, 1980’li yılların sonuna doğru Maçka Parkı’nın tasarlanma işlerine dair birtakım ipuçları görülmeye başlar. Belediye 1987’de Maçka Parkı düzenlenme işi için ihaleler açar.10 Gazeteci Hasan Pulur, Maçka ile Gümüşsuyu arasında kalan vadinin İstanbul’un en büyük parklarından biri hâline geleceğini yazar.11 İmar hareketleriyle İstanbul tarihinde öne çıkan belediye başkanlarından Bedrettin Dalan, 1989’daki seçim kampanyasında gelecekteki beş yıllık icraatları arasına Maçka Parkı’nı katsa da seçimi Nurettin Sözen karşısında kaybeder.12 Sözen, 1990 yılında Maçka Parkı’nın “Demokrasi Parkı” ismiyle yeniden tasarlanması sürecinin başladığını bir röportajda aktarır; parkın yeni hâlinde spor faaliyetleri için mekânlar, çeşitli dükkânlar, çocuk bahçeleri ve kafeteryalar olacağını söyler. Hatta parkın güney sınırında yer alan eski Dolmabahçe Gazhanesi’ne ait gaz deposunun bir sergileme alanı olarak yeniden işlevlendirileceğinden bahseder. Kendi deyimiyle “Kalamış Koyu’nda, Fenerbahçe Burnu’nda, Kartal’da ve Pendik’te” birçok semt parkı halkın kullanımına açılmıştır bile.13
Maçka Parkı’nın yeniden düzenlenmesi dört aşamalı bir planla başlar. Tasarım işi İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi işbirliğiyle sürdürülür.14 Sözen 1991 yılının sonunda üç aşamanın ihalesinin yapıldığını ve parkın 1993 yılında açılacağını belirtir. İcraattan biri de vadinin 400 metre uzunluğundaki iki tepesi arasında uzanan, İstanbul’un ilk kent içi teleferiğidir. Fransa’dan getirilen teleferik sisteminin inşası tamamlandığında, kullanıcılar Maçka’dan Hilton Oteli’nin önüne birkaç dakikada ulaşabilecektir. Sözen, gazeteci Özcan Ercan’ın kendisiyle yaptığı bir röportajda Demokrasi Parkı’nın içinde büyük su havuzlarının, amfitiyatronun, botanik bahçelerinin, yürüme alanlarının olacağını söyler. Parkta 106 farklı türde 1.500’ü aşkın sayıda ağaç dikilecektir. Handan Börüteçene, Füsun Onur, Gülsün Karamustafa, Serhat Kiraz, Cengiz Çekil ve Hale Tenger gibi sanatçıların heykelleri parkı süsleyecektir. Sözen, “Gelecek nesillere en iyi armağan bu olacak” der.15
Davalar, Açılış ve 3. Boğaz Köprüsü
Maçka Parkı’nın yeniden tasarımı sürecinde parkın çeperlerindeki özel arsaların bazıları için yasal süreçler uzar. 1980’li yıllardan itibaren Kavran ailesi tarafından Küçükçiftlik Lunaparkı olarak işletilen alan 1992 yılında 52 milyar lira bedelle kamulaştırılsa da aile bu karara karşı çıkar.16 1993 yılında Osman Kavran’ın sahibi olduğu arazi üzerinde hâlâ bir değişiklik yoktur. Lunapark yerine uygulanması planlanan spor komplekslerinden vazgeçilir ve davalar uzun süre devam eder. Günümüzde de Kavran ailesine ait olan alan, 2000’li yılların sonunda konser alanına dönüştürülür ve bu işlevini hâlâ sürdürür.17
Küçükçiftlik Lunaparkı’nın karşısında bulunan, yani Kadırgalar Caddesi’nin güneybatı sınırı boyunca uzanan alan ise Tatlıcı ailesine aittir. Belediye, parka dahil etmek istediği bu alanı da kamulaştırır. Aile ise bu karara itiraz ederek sahip oldukları alanın Demokrasi Parkı projesinin ilk hâlinde parka dahil olmadığını, sonrasında dahil edildiğini söyler. Belediye arasındaki davalar 2000’li yıllara kadar devam eder.18 Yasal süreç hakkında yeterince arşiv malzemesine sahip olamasak da bu alanda günümüzde Şişli Evlendirme Dairesi’nin var olduğunu ve dolayısıyla arsanın mülkiyetinin belediyeye ait olduğunu öne sürebiliriz.
Maçka Demokrasi Parkı’nın 19 Mayıs 1993 günü yapılması planlanan açılışı gerçekleştirilemez. Uygulama süreçleri ve yasal sorunlardan dolayı birkaç kez ertelenen açılış 18 Eylül 1993’te Nurettin Sözen’in katılımıyla gerçekleştirilir.19 1960’lı yıllarda küçük bir kısmı tasarlanan parkın ilk defa bütüncül olarak düzenlenip hizmete girmesi 1993 yılını bulmuştur. Ancak bazı kent sakinleri için park açıldıktan sonra yeniden bakımsızlık ve asayiş sorunları yaşanır. Örneğin park için eser tasarlayan sanatçılardan Rahmi Aksungur, Anka Kuşu heykelinin parçalarının kırılıp çalındığını söyler. Sonraki yıllarda yayınlanan bazı haberlere göre parkta beş ayda otuz kişi soyulur, hatta “polis bile akşam 8’den sonra parka yaya olarak girmeye” çekinir.20 Maçka Demokrasi Parkı da dahil olmak üzere İstanbul genelindeki parklarda güvenlik önlemlerinin artırıldığına dair haberler yapılır.
Parkın gündeme geldiği bir diğer konu 1997 yılında projesi ortaya çıkan yeni Boğaz Köprüsü olur. Üçüncü köprü için açılacak otoyolun güzergâhı Harbiye-Teşvikiye-Barbaros Bulvarı-Yıldız Parkı-Üsküdar-Bağlarbaşı olarak belirlenmiştir.21 1988 yılında ön çalışmaları yapılan ve 1997’de son şeklini alan bu güzergâh Maçka Demokrasi Parkı, Yıldız Parkı, Kuzguncuk sırtları ve Karacaahmet Mezarlığı’nın bir kısmının yıkılması ve yok edilmesiyle hayata geçecektir. Kent sakinleri, çevreci örgütler, dernekler, kuruluşlar ve akademisyenler İstanbul’un tarihi özelliklere sahip en büyük kamusal alanlarının otoyol ve viyadükler için yok edilmesi kararına karşı çıkar. İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Afife Batur köprü yerine metro, raylı sistem ve tüp araç geçidi projelerinin uygulanmasının gerekliliği üzerinde durur.22 Sonunda çeşitli ekonomik, siyasi ve politik süreçlerle birlikte proje askıya alınır, düzen değişir ve köprü uygulanmaz.
Park, 2000’li yıllar boyunca yine bakımsızlık ve asayiş sorunları yaşasa da üzerinde kısmen yeni yapılaşmanın olmadığı, belediye icraatlarının ve imar hareketlerinin ilgi alanına girmediği bir süre geçirir. Parkın bütünlüğünün, kamusal ve tarihi öneminin bir kez daha gündeme geldiği en dikkat çekici olay, Kadir Topbaş’ın belediye başkanlığı yaptığı 2016 yılında mecliste kabul edilen ve “Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa Tünelleri” olarak adlandırılan proje olur. Otomobil tünelinin girişlerinden biri, Maçka Parkı’nın güney sınırında yer alan Bayıldım Caddesi’ndedir. Parkın bünyesindeki ağaçların yok edilecek olması halk ve muhalif partiler tarafından tepkiyle karşılansa da bölgede kazı çalışmaları 2018 yılında başlar. 2019 yılının Mayıs ayında proje duraksar. Çalışmalara Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde yaklaşık iki yıl ara verilir. 2021 yılında yeniden başlayan projenin günümüzdeki durumu belirsiz olsa da izleri parkın çeperinde net bir şekilde gözlemlenebilir.23
Farklı isimleriyle 2 Numaralı Park’ın, Maçka Parkı’nın veya Demokrasi Parkı’nın yaşadığı evrimsel süreç Cumhuriyet tarihinin birbirinden bağımsız ve farklı politikalarının, planlama metotlarının ve kullanıcı deneyimlerinin kapsülü gibidir. Yeni rejimin kamusal alanı olan Taksim Meydanı’na ve şehrin giderek genişleyen kuzey bölümlerine olan yakınlığı sebebiyle 1940’lı yıllarda iktidarın planlama niyetleri arasına giren park, günümüzde bile İstanbul’un en sembolik kamusal alanlarından ve iktidarların farklı amaçlarla gözettiği bölgelerden biri olarak varlığını sürdürür.
1. Gezi Parkı 1940’lı yıllarda her ne kadar Maçka Parkı ile bütünleşik bir şekilde tasarlanmış olsa da Topçu Kışlası ve Taksim Meydanı’nı içine alan farklı bağlamlara ve tarihsel süreçlere ev sahipliği yaptığından, bu metnin odaklandığı spesifik alan olan Maçka Parkı’ndan bağımsız ve geniş bir şekilde ele alınmayı hak ediyor.
2. İstanbul Belediyesi ve Yusuf İzzeddin Efendi vârisleri arasında geçen süreç ve alanın 19. yüzyıldaki durumunun detaylı incelemesi için bkz. Seda Özen Bilgili, Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’da hazine-i hassa tarafından inşa ettirilmiş köşkler bağlamında Çamlıca Yusuf İzzeddin Efendi köşkü koruma sorunları, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019.
3. Cumhuriyet Devrinde İstanbul, İstanbul Belediyesi Neşriyat ve İstatistik Müdürlüğü, 1949, 116-117.
4. Özcan Altaban ve İnal Göral, “Maçka Parkı”, Mimarlık, 1962, 318.
5. Milliyet, 12 Haziran 1966.
6. Milliyet, 30 Haziran 1970.
7. Milliyet, 2 Eylül 1976.
8. Milliyet, 12 Aralık 1977.
9. Milliyet, 20 Mart 1983.
10. Milliyet, 25 Şubat 1987.
11. Milliyet, 9 Şubat 1989.
12. Milliyet, 23 Mart 1989.
13. Milliyet, 7 Haziran 1992.
14. Palmet Takaz, Maçka Demokrasi Parkı’nın İrdelenmesi, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 1995.
15. Milliyet, 7 Haziran 1992.
16. Milliyet, 13 Ekim 1992.
17. Cumhuriyet, 16 Ağustos 2021.
18. Milliyet, 25 Ocak 2001.
19. Milliyet, 17 Eylül 1993.
20. Milliyet, 15 Ocak 2005.
21. Milliyet, 12 Eylül 1997; Milliyet, 26 Eylül 1997.
22. Milliyet, 12 Eylül 1997.
23. Anadolu Ajansı, 7 Şubat 2018; Sputnik Türkiye, 9 Ağustos 2022.
Henri Prost, kent, kent planlama, Maçka Parkı, mimarlık, Orkun Dayıoğlu, park, şehir