İslamiyet Öncesi
Arap Yarımadası’nın
İnanç Dünyası:
Nebati Örneği Üzerinden Bir Okuma

İslamiyet öncesi Arap Yarımadası tek bir inanç sistemiyle açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir yapıya sahip. Bu dünyayı anlamak, mevcut yapıyı yalnızca “putperestlik” gibi genel tanımlar üzerinden değil, farklı inançların birlikte var olduğu dinamik bir kültürel zemin üzerinden okumayı gerektirir.

Bu dönemi inceleyen araştırmacılar hem arkeolojik bulgulara hem de antik kaynaklara başvurur. Arkeolojik veriler Arap kaynaklarında geçen tanrı adlarını ve tapınım alanlarını büyük ölçüde doğrular. Buna karşılık ortaçağ Arap ve Müslüman tarihçileri, İslam öncesi dönemi çoğu zaman daha temkinli ve İslam sonrası perspektifle ele almıştır.

Şiirler ve soy kayıtları döneme dair önemli ipuçları sunsa da genellikle genelleyici ve bağlamdan kopuk anlatılar içerir. Kuran ise İslam merkezli bir bakışla bu inançları, tek tanrılı inanç karşısında “atalardan kalan yanlış uygulamalar” olarak konumlandırır.

Çölden Doğan Uygarlık: Nebatiler

İslamiyet öncesi Arap coğrafyasının önemli topluluklarından biri olan Nebatiler, kökenleri kesin olmamakla birlikte Arap dünyasıyla yakın ilişkiler kurmuş bir halktır. Antik Yunan ve Roma kaynaklarında da adlarından söz edilir. Etki alanlarının Yemen’den Şam’a, Sina’dan Irak’a kadar uzandığı düşünülür. (Harita 1) Başlıca merkezleri Petra (Ürdün), Bosra (Suriye) ve Hegra’dır (Suudi Arabistan). Özellikle Petra ve Hegra bugün önemli arkeolojik alanlardır.

Harita 1:
J.F. Healey,
The religion of the Nabataeans: A conspectus, Brill, 2001.

Nebatilerin en dikkat çekici yönü, çöl koşullarına uyum sağlayan su sistemleri ve mühendislik becerileridir. Yeraltı kanalları ve su depoları sayesinde hem yaşamı sürdürmüş hem de güçlü şehirler kurmuşlardır. Petra’daki sistemler bunun en bilinen örneğidir.

Toplumsal yapıları konusunda farklı görüşler vardır; göçebe oldukları söylenmekle birlikte Petra gibi merkezlerde gelişmiş şehir yaşamı ve ticaret ağları kurdukları da bilinmektedir. Zamanla ticaret sayesinde yerleşik hayata geçmişlerdir. MS 106’da Roma’ya bağlanarak Arabia Petraea’nın Roma İmparatorluğu’na katılması süreciyle siyasi bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir. Sonraki yüzyıllarda Petra önemini yavaş yavaş yitirmiş ve 8. yüzyılda büyük ölçüde terk edilmiştir. Nebati kültürü ise tamamen yok olmamış, özellikle yazı ve ticaret gelenekleri iz bırakmaya devam etmiştir.

Henoteist ve Anikonik İnanç Sistemi

Nebatiler İslamiyet öncesi Arap coğrafyasında inanç sistemi en iyi izlenebilen topluluklardan biridir. Ticaret yolları üzerindeki konumları sayesinde Arap dünyası, Helenistik dünya ve Roma dünyasıyla temas etmiş, bu da inanç yapılarının katmanlı hâle gelmesine yol açmıştır.

Nebati dini tek bir kutsal metne ya da sistemli bir mitolojiye dayanmaz. Bunun yerine farklı kültürlerle temas edildikçe yeni tanrılar ve ritüeller eklenen esnek bir yapı görülür. Bu nedenle Nebatiler yolculuk ettikleri bölgelerdeki tanrılara da saygı göstermiş, Güney Ürdün’de Duşara, Mısır etkisiyle İsis kültü ve Roma döneminde Roma tanrıları gibi farklı inanç unsurlarını bünyelerine katmışlardır.

Din büyük ölçüde henoteistik bir karakter taşır; yani merkezde güçlü bir baş tanrı bulunur, diğer ilahi varlıklar ise onun çevresinde konumlanır. Bu sistemin en önemli figürü Duşara’dır. (Görsel 1) Bunun yanında Lat, Uzza ve Menat gibi tanrıçalar da önemli yer tutar. Bu tanrılar çoğu zaman kişisel isimlerden çok işlev ve niteliklerle tanımlanır.

Görsel 1: Dushara, Petra Müzesi

Nebatilerde dikkat çeken bir diğer özellik anikonik (tasvire dayanmayan) inanç geleneğidir. Tanrılar çoğunlukla insan biçiminde değil, “betil” denen kutsal taşlar, steller ya da kaya yüzeylerine oyulmuş sembollerle temsil edilir. (Görsel 2) Ayrıca şehir girişlerine yerleştirilmiş işlenmiş küp şeklinde “cin blokları” biçiminde de olabilir. (“Cin” Arap folklorunda yer alan bir tür ruhun adıdır). (Görsel 3)

Görsel 2: Kaya nişleri, Petra
Görsel 3: Cin blokları, Petra

Ritüeller genellikle rahipler tarafından yürütülür; hayvan kurbanı, tütsü ve şarap sunuları yaygındır. İnsan kurbanına dair ise güçlü bir kanıt bulunmaz. Kutsal alanlar çoğu zaman şehirle iç içedir; Petra’daki tapınak (Görsel 4-5) kompleksleri, Rum Vadisi’ndeki kaya alanları ve “ḥaram” olarak bilinen kutsal bölgeler buna örnektir.

Görsel 4: Büyük Tapınak, Petra
Görsel 5: Kasrü’l-Bint Tapınağı, Petra

Nebati dini Roma egemenliği sonrası siyasi gücünü kaybetse de tamamen ortadan kalkmamış, Roma-Bizans dünyası içinde dönüşerek yaşamaya devam etmiştir. Helenistik etkilerle birlikte bazı tanrılar Yunan-Roma tanrılarıyla özdeşleştirilmiş; Duşara Zeus, Lat Minerva, Uzza Venüs, Kaum Mars ve Kutbay Merkür ile ilişkilendirilmiştir.

Zamanla bazı araştırmacılar Nebati panteonunun üçlü bir yapıya doğru evrildiğini de ileri sürer: Kaum geceyi, Duşara güneşi, Uzza veya Allat ise göksel/dişil alanı temsil eder.

Çoktanrıcılığın İslam’a Etkisi

Tek tanrılı dinler içinde Hıristiyanlık ve İslam, çoktanrılı yapıları kendi sistemleri içinde yeniden yorumlayarak tek tanrıcılığı güçlendirmiştir. Hıristiyanlık bunu Yahudi geleneği üzerinden kurarken, İslam İbrahimi gelenek ve peygamberlik silsilesiyle temellendirilir.

Arap Yarımadası’ndaki yerel tanrılar ve inanç pratikleri, İslam’daki Allah anlayışının şekillenmesinde dolaylı etkiler oluşturmuştur. İslam geleneğine göre Allah inancı başlangıçtan beri vardır; ancak Cahiliye döneminde farklı inanç pratikleriyle çevrelenmiştir. Bu dönemde özellikle üç tanrıça –Lat, Uzza ve Manat– önemli bir yere sahiptir. Kuran’da da (53:19–20) bu isimler müşrik inançları bağlamında geçer. Ayrıca bu üç tanrıça Allah’ın kızları olarak biliniyordu.

Bu dönemde Araplar arasında “Allah” isminin kullanımı İslam öncesine dayanır ve bazı Yahudi ve Hıristiyan metinlerinde de benzer kullanımlar görülür. Bu durum, bölgedeki inanç yapısının kesin bir kopuştan ziyade süreklilikler içerdiğini gösterir. İslam öncesi inanç dünyası çoğu zaman sadece çoktanrıcılık olarak değil, tek bir yüce Tanrı fikrini kabul eden ancak aracı varlıkları da içeren henoteist bir yapı olarak değerlendirilir. Allah, Orta Arabistan’da Mekke’deki Kâbe’nin (öncesinde tapınak) tanrısıydı ve ona kurbanlar sunuluyordu. Allah bir zaman sonra pasif bir tanrı olarak kalmıştır. Her ne kadar Kuran dönemiyle birlikte putperest uygulamalar eleştirilse de halk inançlarında cinler, ruhlar ve kutsal mekânlara bağlılık bir süre daha devam etmiştir. Tapınım çoğu zaman tanrılardan çok kutsal alanlara yönelmiştir.

Bu bağlamda İslam ile İslam öncesi Arap inançları arasında bazı süreklilikler de dikkat çeker. Özellikle anikonik (tasvire dayanmayan) ibadet geleneği, Kuzey Arabistan’daki bazı topluluklarda olduğu gibi İslam’da da devam etmiştir. Benzer şekilde tanrılara “merhametli” gibi sıfatlarla hitap edilmesi ve bazı ahlaki-pratik benzerlikler bu sürekliliği destekler.

Nebati örneği bu geçişi anlamak açısından önemlidir. Çünkü Petra ve çevresindeki Nebati dini yapı, yerel Arap inançları ile Helen ve Roma etkilerini bir arada barındıran esnek bir sistem sunar. Bu yapı, İslam öncesi dini dünyanın tek tip değil katmanlı olduğunu gösterir.

Sonuç olarak, İslam’ın ortaya çıkışı tamamen bir kopuş değil, mevcut inançların yeniden yorumlandığı ve daha sistemli bir yapıya dönüştürüldüğü bir süreç olarak da okunabilir. Nebatiler ise bu dönüşümü anlamak için en güçlü örneklerden birini oluşturur.

{tüm fotoğraflar: Figen Tokgöz arşivi}
_
KAYNAKÇA
Alpass, P. (2013). The religious life of Nabataea. Brill.
Diodorus of Sicily. The Library of History. çev. C. H. Oldfather. The Loeb Classical Library 2, Cambridge, Harvard, 1935.
Eliade, M. (2003). Dinsel inançlar ve düşünceler tarihi 3: Muhammed’den Reform Çağı’na (A. Berktay, çev.). Kabalcı Yayınları.
Gibson, Dan. The Nabataeans: Builders of Petra. 2003. Graff.
Ibn al-Kalbī, H. (1986). The book of idols (Kitāb al-Aṣnām) (tr. N.A. Faris). Princeton University Press.
Hawting, G.R. (1999). The idea of idolatry and the emergence of Islam: From polemic to history. Cambridge University Press.
Healey, J.F. (2001). The religion of the Nabataeans: A conspectus. Brill.
Hamarneh, S.K. (1982). “The role of the Nabataeans in the Islamic conquests”. A. Hadidi (ed.), Studies in the History and Archaeology of Jordan I içinde (347-349). Department of Antiquities, Amman.
Kenoussi, L. (2020). “Nabataean religion and its pantheon through pre-Islamic and early Islamic sources: al-Lāt, al-ʽUzzā and Manāt”. Jordan Journal, 14(4), özel sayı: Third International Conference on Petra and Nabataean Culture.
Müller, R. (2019). Understanding Islam through history: Theology, society and practice. Routledge.
Wenning, R. (2001). “The Betyls of Petra”. Bulletin of the American Schools of Oriental Research, 324, 79-95.
Wolińska, T., ve Filipczak, P. (ed.). (2015). Byzantium and the Arabs: The encounter of civilizations from sixth to mid-eighth century. Łódź University Press.
Basin for ablutions”, Hegra Conservation.
Dijnn blocks”, Petra Archaeological Documentation and Tourism Studies Center.
How Should We Read Islamic History? [İslam Tarihini Nasıl Okumalı], Dücane Cündioğlu kanalı, YouTube.

din, Figen Tokgöz, inanç, İslamiyet, Nebatiler