Arap Yarımadası’nın
İnanç Dünyası:
Nebati Örneği Üzerinden Bir Okuma
İpek, tarih boyunca sadece konfor ve zenginlik simgesi değil, aynı zamanda uluslararası siyasal ve ticari ilişkilerde değerli bir güç aracı oldu. İpek üretme teknolojisine sahip olanlar bu sayede daha geniş bir etki alanı elde etti. Göçebe kabilelerin yanında ipek Çin için komşularıyla ilişkilerinde diplomatik bir araç olarak kullanıldı. Bu stratejik kullanım, ipeğin yalnızca bir meta değil, aynı zamanda medeniyetler arası ilişkileri şekillendiren bir unsur olduğunu gösteriyor.
Han Hanedanlığı döneminde Çin’de ipek, para ve tahıl gibi asker maaşı olarak kullanılıyordu; özellikle ülkenin her yerinde para geçmediği için en güvenilir ödeme aracıydı. İpeğin Akdeniz’e yayılması bazı muhafazakârları rahatsız etti. Filozof Seneca, ince ve vücuda yapışan bu kumaşın ne edep sınırlarını ne de beden hatlarını örttüğünü savunurken, ipeği evliliği bile tehdit eden bir erotizm simgesi olarak görüyordu. Ancak bu değerli malzemenin doğudan batıya taşındığı güzergâh, tarih boyunca tek ve sabit bir hat olmaktan ziyade, farklı zamanlarda değişen, çok katmanlı ve karmaşık bir ağ yapısına sahip. Tarih boyunca da Çin ile Akdeniz arasındaki ana ticaret yollarına “İpek Yolu” adıyla tek ve bütünlüklü bir yolmuşçasına atıfta bulunulmuyor, bu ad 19. yüzyıl sonlarına dek literatürde yer almıyor. İpek Yolu adı Vaissière’nin (2005) aktarımına göre ilk kez 1877’de Alman coğrafyacı Ferdinand von Richthofen tarafından Çin’den Akdeniz’e uzanan bu ticaret rotasını tanımlamak için kullanılmış.
İpek Yolu yaklaşık olarak MÖ 3. yüzyılda, Çin’deki Han Hanedanı’nın batıya doğru genişlemesiyle ortaya çıktı ve Çin’in Orta Asya’yla siyasi ve ticari ilişkiler kurması, bu bölgeleri birbirine bağlayan kalıcı bir ağ oluşturdu.
Genel olarak İpek Yolu, doğuda Çin’in tarihi başkenti Chang’an’dan başlayarak Hexi Koridoru üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Batı Asya, Güney Asya ve Afrika’ya uzanır; nihayetinde Roma’da son bulur. Yaklaşık 7.000 kilometre uzunluğundaki bu hat, Orta Asya’yı merkezine alır. 1. yüzyıldan itibaren önem kazanan rota, en canlı dönemini 3.–4. yüzyıllarda Niya ve Loulan, 5.–8. yüzyıllarda ise Turfan ve Semerkant gibi merkezlerde yaşadı.
The Silk Road: A New History
İpek Yolu’nun en önemli noktalarında, günümüzde Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Kırgızistan sınırları içinde yer alan Soğdlulardan en erken bahseden kaynak Herodotos. Tarih adlı eserinde Soğdiana’dan doğrudan söz etmese de, bu bölgenin halkını dolaylı biçimde 15. Pers satraplığı içerisinde anıyor. Bu satraplıkta, Baktriyalılarla birlikte Soğdiana’nın da yer aldığı kabul edilir.
Orta Asya’da yer alan ve İran dillerinin konuşulduğu Soğd Bölgesi, başlangıçta Amu Derya ile Siri Derya arasında, özellikle Zarafşan ve Kaşka Derya vadileri çevresinde şekillendi. Ancak bu coğrafi tanım zamanla değişti. Erken ortaçağda kuzeye doğru yayılan Soğd etkisi, 7. yüzyılda Çinli seyyah Xuanzang’ın Sogdiana’yı Issık Gölü’nden Amu Derya’ya kadar uzanan geniş bir bölge olarak tanımlamasına neden oldu. 9. yüzyıldan itibaren ise “Soğd” adı yalnızca Semerkant ile Buhara arasındaki kırsal alanı ifade eder hâle geldi.
Bölgedeki en erken yerleşim izleri, MÖ 4.–3. binyıllara tarihlenen Sarazm’da görülür. Tarım, zanaat ve metalürjide gelişmiş olan bu yerleşim, Sogdiana’nın tarihöncesi önemini ortaya koyar. Tunç çağı ve demir çağı boyunca kesintisiz yerleşimlerin sürdüğü Kök Tepe gibi alanlar, bu sürekliliğin başka örneklerinden. Zerdüştlük metinlerinde geçen “Gava” adı da bu bölgenin kültürel bellekteki yerini gösterir.
MÖ 6. yüzyılda Sogdiana, Ahameniş İmparatorluğu’nun bir satraplığı hâline geldi. Büyük Kiros tarafından fethedilen bu topraklarda Cyropolis gibi şehirler kuruldu. Soğdlular her ne kadar bir İrani kavim olsa da, Pers İmparatorluğu’yla gönüllü bir birlikteliği kabul etmedikleri biliniyor. M.Ö. 6.–4. yüzyıllar arasında Persler ile Soğdlular arasında süren ve Soğdluların yenilgisiyle sonuçlanan çatışmalar, yalnızca yazılı kaynaklarda değil, arkeolojik buluntular üzerinde yer alan betimlemelerde de açıkça görülmekte.
İskender’in MÖ 4. yüzyıldaki seferi bölgede önemli kırılmalara yol açtı. Soğd aristokrasisinin direnişi, özellikle Spitamenes’in önderliğinde sert çatışmalara sahne oldu. Ancak zamanla bölge Helenistik etkilerle yeniden şekillendi.
İskender’in ölümünün ardından Soğd bölgesi, Greko-Baktriya Krallığı’nın etkisine girdi. Bu dönemde kentleşme arttı, ilk yerel sikkeler basıldı ve surlarla çevrili şehirler inşa edildi. Takip eden yüzyıllarda bölge sırasıyla Kangju, Yüeçiler ve Kuşanların egemenliğine girdi. Kuşan döneminde (MÖ 1. yüzyıl–MS 3. yüzyıl arası, Orta Asya-Hindistan’da hüküm süren, kültürlerarası ticaret ve Budizm yayılımıyla ünlü imparatorluk dönemi) ekonomik canlılık yerini bir durgunluğa bıraksa da bu durum uzun sürmedi. MÖ 2. yüzyıldan itibaren İpek Yolu üzerinde yer alan Soğd kentleri, geç antik dönemde ticaretin merkeziydi. Tarıma ve yerleşik yaşama dayalı ekonomileriyle, Maveraünnehir’in en önemli kültürel ve ekonomik merkezi olan Semerkant, elverişli coğrafi konumu nedeniyle İpek Yolu’nun güney-kuzey ve doğu-batı yönlü kavşağında yer alan bir şehirdir. Bu durum, kadim Semerkant halkının Soğd medeniyetini ve kültürünü Batı’da Avrupa’ya, Doğu’da ise Japonya’ya kadar yaymasına olanak sağladı.
4. yüzyıldan itibaren Orta Asya’daki göç hareketleriyle birlikte Soğd bölgesi yeniden canlandı. Soğdlar İpek Yolu’nda etkin oldu ve Orta Asya’dan Çin’e kadar yayılan güçlü bir ticaret ağı kurdular. Kidarit, Akhun ve diğer göçebe halkların etkisiyle bölge hem demografik hem de kültürel olarak zenginleşti. Bu süreçte Semerkant, Panjikent, Paykent ve Nasaf gibi kentler öne çıktı; yeni surlar inşa edildi, tarım alanları genişletildi. Özellikle Panjikent’teki arkeolojik buluntular, Soğd kent yaşamının ve sanatsal üretiminin ulaştığı yüksek seviyeyi gözler önüne serer.
7. yüzyılda Semerkant, İpek Yolu ticaretinde çok önemli bir rol oynayan ve Tang Hanedanı döneminde Çin’in en büyük ve etkili göçmen topluluğunu oluşturan İran kökenli halk olan Soğdların başlıca kentiydi. Soğdlar, Orta İran dilleri grubuna ait olan ve günümüzde Tacikistan’daki Yaghnob Vadisi’nde hâlâ konuşulan bir dilin atası olan Soğdca konuşuyordu. Soğdca İpek Yolu’nun ana ticaret diliydi ve ticaret belgeleri çoğunlukla Soğd alfabesiyle yazılıyordu. Soğd yazısı, MÖ 1. yüzyılda ortaya çıktı, 1. yüzyıldan itibaren Avrasya’da geniş bir alana yayıldı. Eski Merv’den Altaylara, Moğolistan’a, Çin’e ve Tibet’e kadar uzandı. Orta Asya’da Çeç, Fergana Vadisi ve Yedisu’da da izlerine rastlandı. Bu yayılma Soğd tüccarlarının etkinliği sayesinde gerçekleşti. Tang dönemine ait belgeler, Sogdların Çin’de özellikle Dunhuang gibi şehirlerde örgütlü yerleşimler kurduğunu ve “Khu” olarak anıldıklarını ortaya koyar.
2. yüzyıldan itibaren, Budizmin yükselişiyle birlikte Çin ve Orta Asya’da yerel hükümdarların desteğiyle Budist öğretiler yayıldı. Soğdlar, Çin’e hizmet ederken yerel dini geleneklerini de koruyarak kültürel uyum sağladı, ticaretin yanı sıra dini ilişkiler kurdu. Soğdlar, Budizmin yanı sıra Hıristiyanlık, Maniheizm ve Zerdüştlüğün Çin’e yayılmasında da önemli rol oynayıp, müzik ve dans sanatlarıyla da bu ülkede ün kazandı.
İpek dışında Fergana atları, Hint taşları, Tibet parfümleri, kuzey kürkleri ve Çin şiirlerinde övülen “Semerkant’ın altın şeftalileri” de bu yolla ticarete konu oldu. Soğd ustalarının el işçiliği, özellikle yaptıkları metal ürünler yüksek fiyatlarla satıldı. Tang döneminde Soğd kıyafetleri Çin’in en gözde modasıydı. 3. yüzyıla kadar Çin ipeğin anavatanı sayılırken, bu tarihten itibaren ipekböceği yetiştiriciliği Orta Asya’ya da yayıldı. 8. yüzyılda Soğdiana’nın Araplarca alınmasıyla bölge İslamlaşmaya başladı.
Afrasiyab, günümüz Semerkant’ın kuzeyinde antikçağ ve ortaçağ kentinin yer aldığı kalıntıları barındıran alan. Adı, aslında “Siyah Nehir’in Üstü” anlamına gelen Soğdca bir terimin bozulmuş hâli. Yaklaşık 219 hektar büyüklüğünde ve kalınlığı 8-12 metre arasında değişen arkeolojik tabakalara sahip. En iyi araştırılmış alanlardan biri, şehrin merkezi kısmında yer alan ve başlangıçta “saray kompleksi” olarak adlandırılan, günümüzde “soylu aileler mahallesi” olarak bilinen yapı kompleksi.
Bölgeye yerleşim MÖ 7.–6. yüzyıllarda başlamış; o dönemde büyük bir şehir ve sağlam surlarla çevrili bir kalenin varlığı biliniyor. Helenistik etkiler taşıyan seramikler, bronz ok uçları, mühürler ve sikke buluntuları bölgenin eski ticari önemini gösteriyor. Kuşanlar döneminde (MÖ 1. yüzyıl–1-2. yüzyıl) şehir gelişmesiyle büyük dini ve konut yapıları ile atölyeler ortaya çıkıyor.
4.–5. yüzyıllarda nüfus azaldı, surlar küçüldü ve el sanatları kalitesi düştü. 6.–7. yüzyıllarda ise Soğdların egemenliği altında kent tekrar gelişti; saray, aristokrat konutları, atölyeler ve duvar resimleri ortaya çıktı. 712’de Araplar tarafından fethedildi ve büyük tahribat yaşandı. Sonraki dönemlerde Samaniler zamanında şehir yeniden canlandı, surlar onarıldı ve saray kompleksleri inşa edildi. 11.–13. yüzyıllarda ise Karahanlı ve Harezmşah yönetimleri altında kısmen idari ve savunma merkezi olarak kalan Afrasiyab’da önemli dini yapılar ve medreseler inşa edildi. 1220’de Cengiz Han tarafından yıkılmasıyla şehir tamamen terk edildi ve zamanla harabe hâline geldi. 20. yüzyıldan itibaren koruma altına alındı, arkeolojik kazılarla tarihçesi ortaya çıkarıldı ve bir müze kuruldu.
Soğdların en yaygın anıtsal sanatı olan duvar resimleri Panjikent, Varahşa ve Afrasiyab gibi merkezlerde yoğunlaşır. Canlı renklerle işlenen bu sahnelerde Zerdüşti tanrılar, mitolojik anlatılar, şölenler ve süsleyici frizler yer alır. Ev ve tapınak duvarlarını süsleyen bu resimler sözlü-yazılı kültürü görselleştirir; dini ritüelleri ve toplumsal yaşamı yansıtır.
Duvar resmi, bir bütün olarak ele alındığında, Soğdların yaşadığı çok kültürlü ve birbirine bağlı dünya ve İpek Yolu boyunca önemli bir kültür yayıcısı olarak oynadığı rol hakkında çok şey ortaya koyuyor.
Afrasiyab’ın arkeolojik önemi, 20. yüzyıl başında keşfedilen duvar resimleriyle anlaşıldıysa da daha fazla sahneye ancak tesadüfen 1965’te bir yol yapımı sırasında ulaşıldı. Tahribatlara rağmen 1, 2, 3 ve 9 numaralı odalarda duvar resimleri bulundu.
Bu sahneler, Soğd kültürünün çok katmanlı yapısını ve dönemin diplomatik ilişkilerini yansıtan eşsiz örnekler. Resimler, kil sıva üzerine tempera tekniğiyle yapılmış, canlı renkli sahnelerden oluşuyor. Dekoratif öğeler içerseler de asıl amaç olayları hiyerarşik bir düzen içinde sunmak. Egemen gücün propagandası niteliğindeki bu resimler, tarafsız olmasalar da tarihsel birer görsel belge olarak geçmişi anlamlandırmada önemli bir işlev görüyor.
Elçiler Salonu, Afrasiyab 1 Numaralı Oda Duvar Resimleri: 1 numaralı odadaki duvar resimlerinin konusu hâlâ tartışmalı olsa da araştırmacılar ana duvarda yabancı elçilerin tasvir edildiği konusunda hemfikir.
Batı Duvarı: Bu, en dikkat çekici duvar. Çinliler, İranlılar, dağlılar ve Korelilerden oluşan elçi grupları hediyelerle birlikte resmedilmiş. Aralarında Türk askerleri de mevcut. Türkler uzun kaftanlar giymiş, örgülü saçlı, çekik gözlü ve kafalarının yarısı tıraşlı olarak betimleniyor. Elçilerin yöneldiği merkezi figür ise günümüze ulaşmamış. Kırık yazıtlar, Varkhuman’ın bu sahnede hükümdar olarak yer aldığını ve Çin İmparatoru Gaozong tarafından tanındığını gösterir. Bazı figürler Çin ikonografisine, bazıları Tibet kültürüne dayandırılıyor. Bu sahnenin Nowruz ve taç giyme töreniyle ilişkili dini bir töreni gösterdiği öne sürüldü. Ancak bazı araştırmacılar bu figürün bir tanrıya ya da ilahi bir çifte ait olabileceğini savunuyor.
Güney Duvarı: Kısmen korunmuş bir Nowruz ya da atalara saygı törenini betimliyor olabilir. Büyük bir at üzerindeki figür kralı, iç mekândaki üç figür rahipleri, dışarıdaki zırhlı adam ise askeri temsil ediyor olabilir.
Doğu Duvarı: Resimler çok tahrip olmuş olsa da bazı figürler seçilebiliyor. Solda yer alan öğretmen-öğrenci benzeri figürler ve bir armillary küre, astronomi ve bilgi aktarımına işaret ediyor. Sağda yer alan su sahnesi, Hint mitolojisindeki turnalarla cüceler arasındaki mücadeleyi veya cenaze ritüellerini yansıtıyor olabilir.
Giriş Yakınındaki Sahneler: Grenet bu sahneyi Kṛṣṇa’nın demonlara karşı savaşları olarak yorumlarken, Compareti burada bir aśvamedha [at kurbanı] ritüeli olduğunu ileri sürer. Mode ise at figürünün aslında kurt olduğunu ve sahnenin Türk mitolojisine dayandığını savunur.
Kuzey Duvarı: Çin Yeni Yılı’na ve astronomiye dair sahneler içerir. Sahnede, çağdaş Çin cenaze geleneklerine uygun giysiler ve bir avcı figürü yer alır. Bu bölümün, diğer duvarlarla bütüncül bir anlatı oluşturduğu düşünülmekte. Bu odadaki resimler diplomasi, dini ritüeller ve kültürel etkileşimlere dair güçlü imgeler sunarken, aynı zamanda dönemin çok katmanlı görsel hafızasını da gözler önüne seriyor.
***
Sonuç olarak İpek Yolu’nun kalbinde yer alan Soğdlar yalnızca bir tüccar kavmi değil, kültürler, dinler ve diller arasında köprü kuran etkili bir medeniyetti. İpeğin zarafetiyle taşınan yalnızca kumaşlar değil, düşünceler, inançlar, sanat formları ve yaşam biçimleriydi. Semerkant’tan Çin’e uzanan bu geniş etkileşim ağında Soğdlar sadece malların değil, kültürel anlamların da taşıyıcısı oldu. Afrasiyab’daki arkeolojik veriler ve duvar resimleri, bu halkın çok katmanlı kimliğini, diplomatik becerilerini ve sanatsal üretimindeki yüksek estetik anlayışı açıkça yansıtır. Elçiler Salonu’ndaki sahneler, Soğdların yalnızca ticarette değil, çokkültürlü diplomatik ilişkilerde de ne denli mahir olduğunu kanıtlar nitelikte.
{tüm fotoğraflar Figen Tokgöz izniyle}KAYNAKÇA
1. Meliyeva, C. O., Chorshanbayev, F., ve Ziyatova, A. F. (2020). “A look on the history of architecture”. International Journal of Scientific Engineering and Science, 4(7), 26-29.
2. Moon, D.-H., Lee, N.-R., & Lee, E.-W. (2021). “Ancient pigments in Afrasiab murals: Characterization by XRD, SEM, and Raman spectroscopy”. Minerals, 11(9), 939.
3. Eker, S. (2012). “‘Orta Asya’nın Gizemli halkı’: Soğdlular, Soğd ve Soğdca”. Türkbilig (24), 77-92. Fedorov, A. (Ed.). (t.y.). The Silk Roads: A New History of the World.
4. Hansen, V. (2015). The Silk Road: A New History (Illustrated ed.). Oxford University Press.
5. Mode, M. (2016). “Sogdiana iv. Sogdian art”. E. Yarshater (ed.), Encyclopædia Iranica içinde.
6. La Vaissière, É. de. (2011). “Sogdiana iii. History and archaeology”. In E. Yarshater (ed.), Encyclopædia Iranica içinde.
7. Pugachenkova, G. A., & Rtveladze, Ī. V. (2011). “Afrāsiāb i. The archaeological site”. E. Yarshater (ed.), Encyclopædia Iranica içinde (Vol. I/6, pp. 576-578).
8. Compareti, M. (2011). “Afrāsiāb ii. Wall paintings”. E. Yarshater (ed.), Encyclopædia Iranica içinde (Vol. I/6, p. 577).
9. “Cultural Selection: The Afrasiab Paintings”
10. Herodotos. (2006). Tarih (M. Ökmen, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
11. Yabalak, H., & Sağ, M. (2020). “Afrasyab duvar resimlerinde Türk gruplarının yer alış biçimi”. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 47, 119–138.
Afrasiyab, Çin, duvar resmi, Figen Tokgöz, İpek Yolu, Soğdlar, ticaret