İdeal (!) Ev Üzerine…

İdeal yaşam alanı neresidir? Şehirdeki en pahalı ev mi, yoksa en ucuz olan mı? İnsan doğasına en yakın olan mı, yoksa ütopik bir alan sunan mı? Sınırları zorlayan bir yaşam vadeden mi yoksa standart bir yaşam sunan mı?

‘İdeal ev’ belli başlı standart kalıp tanımlarla karşımıza çıkıyor:

“İdeal ev, kişinin tek başına ya da ailesiyle kurduğu yaşam alanını destekleyen standart bir konforu sağlayabilir. Bireyin tek başına yaşamayı tercih ettiği, onun yaşam standardını karşılayacak ev, 80 metrekareden başlar. 1 + 1 evler bireysel yaşam için uygun olabilir. Aileler, 85 metrekareden başlayan 2 + 1 evlere bakmalıdırlar. Çocuk ya da çocuklara ayrı bir oda, aile için yatak odası ve ortak vakit geçirmek için salon bulunur. 100 metrekare ve üzeri evler 3 + 1, 4 + 1 ve 5 + 1 olarak tercih edilebilir. Oda sayısı arttığında ikinci çocuk için ayrı oda, oturma odası ya da çalışma odası yapılabilir. Bir ev, içinde zamanınızın çoğunu geçirebileceğiniz, ailenizle ortak bir yaşamı paylaşabileceğiniz, temizleneceğiniz, dinleneceğiniz, televizyon izleyeceğiniz, misafirlerinizi ağırlayabileceğiniz bir ortamı sağlayabilmelidir. Evler, belirli standartlara uyularak konut yapı testlerinden geçirilmiş, güvenilir, kaliteli, sağlığa uygun malzemeler kullanılarak inşa edilmiş olmalıdır. Tek kişilik bir yaşamda dört metrekarelik bir banyo yeterli iken üç ya da dört kişilik çocuklu aileler için dört ve altı metrekare arasında bir banyo, bir–iki metre arası bir tuvalet yeterli gelir. Ebeveyn banyosu ve ortak kullanılan bir banyo da aileler için belirli standardı karşılar. 30 metrekarelik bir salon, 10–15 metrekarelik diğer odalar ve 10 metrekare mutfak ideal ölçülerdedir. Odaların hepsi ya da çoğu ışık görürse enerji tüketimi de dengelenir. Mutfağın ihtiyacı karşılayacak türde dolap ve diğer eşyalar için ayrılmış bölümleri olması yerleşimi kolaylaştırır. Evlerde ısınma sorununu çözebilmek için pencere ve kapılarda uygun yalıtım sisteminin oluşturulması gerekir. Isınma için şehrin koşullarının getirdiği ısınma şartlarını sağlayabilmek için kalorifer, doğalgaz sistemleri gibi gereken tesisat döşenmelidir. Salon güney cepheye bakarsa ısınma sorunu da günün bir kısmında doğal yollarla karşılanabilir. Eğer büyük şehirlerde bir ev aranıyorsa güvenlik açısından da yeterli olduğundan emin olunmalıdır…”

Peki, tüm bu standartlar kimin için yazılmıştır? 45 milyon dolara yılda üç hafta geçirmek üzere New York’un en yüksek ikinci, dünyanın en yüksek konut binasından bir daire almak isteyen iki çocuklu Asyalı bir aile için yazılmadığı kesin.

432 Park Avenue,
fotoğraf: Miray Akbulut

New York dünyanın en hareketli ve önemli şehirlerinden biri. New York eyaletinde 19,8 milyon insan yaşarken bunların 8,6 milyonu New York City’de yaşar. New York City’nin en önemli bölgelerinden biri olan Upper East Side bölgesinde 432 Park Avenue adlı uzun ince bir bina yer alır. 95 katlı bu bina yarım kat dairelerinde 180 derece, tam kat dairelerinde ise 360 derece tüm şehri ayaklarınızın altına serer. Yatak odanızın penceresinden Central Park’ı izlerken, salonunuzdan Brooklyn’i, mutfağınızdan Empire State binasını, banyonuzdansa Hudson Nehri’ni seyredebileceğiniz eşsiz kartpostallar sunan bu dairede yaşamak ‘ideal yaşam’ mıdır? Yalıtılmış bir kuleden her gün bu büyük görkemli şehri izlemek sizi o şehirde yaşıyor yapar mı? Şehrin gürültüsünü, şarkılarda bile adı geçen siren seslerini duymadan sadece kendinizi ve yüksekliğin size sağlamış olduğu kusursuz sessizliği dinlemek, bu bol kusurlu şehri güzelleştirir mi? Şehri olduğu gibi kabul edip onda yaşamayacaksan ve kendini ondan olabildiğince uzağa, dört tarafı fotoğraflarla çevrili hissi veren bir daireye kapatınca, bu fotoğraflara bir camın arkasından ya da bir bilgisayar ekranından bakmak arasında fark kalır mı? 45 milyon dolara birkaç New York fotoğrafı almak ne kadar mantıklı ya da bunu ideal, olağanüstü bir yaşam olarak sunmak? Camını açamadığın, asansörü ile başın dönmeden ya da kulaklarında basınç hissetmeden ulaşamadığın bir evde her gün yaşamak, birkaç fotoğrafa bakmak için 45 milyon dolar ödemek pek akıl kârı değil gibi.

Geçmişi ve günümüzü incelediğimizde ‘ideal ev’ —hangi bütçeye sahip olursanız olun— herkes için aynı standartlarda olmaz, olmamalıdır. Hayat görüşü, şehrin getirdikleri, bütçe, kişilik, aile yapısı… gibi birçok faktör ideal evi aileye, hatta kişiye göre farklı kalıplara sokar. Zaman değiştikçe de bu ideal evler, şehirlere göre kalıplara girer. Geçmişte New York’ta, gökdelenlerden önce yaşayan bireyler için ideal ev Soho’daki tuğla üç katlı bir bina iken, şu an en yüksekte, keşmekeşten en uzak olandır belki de. Üstelik New York’ta evler, tuğla binalar ve uzun kulelerle sınırlanırken; Kuzey Avrupa’da şatolarla karşılaşırız. ‘İdeal ev’ mekânı bir binadan, birkaç yüz metrekareden öteye taşıyan, kişinin kendini mutlu hissettiği, zaman geçirmekten keyif aldığı alandır. Burası bir kule, bir şato, bir apartman dairesi ya da bir gecekondu da olsa önemli olan kalıplara girmeye zorlanmadan özgürce yaşanan alandır.

“[432 Park Avenue] yarım kat dairelerinde 180 derece, tam kat dairelerinde ise 360 derece tüm şehri ayaklarınızın altına serer.”, fotoğraflar: Miray Akbulut
Bu metin, Bülent Tanju’nun MEF Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi ARC 487 Critical Concepts in Design dersi kapsamında üretildi.

ev, konut, mimarlık, Miray Akbulut