Hello Robot: Bilimkurgudan Esinlenen Gerçeklik
Hello Robot, MAAT Lizbon,
fotoğraf: Hülya Oral, 2019

İlk olarak Şubat 2017’de Vitra Tasarım Müzesi’nde sergilenen, benim MAAT Lizbon’da Nisan 2019’da görme fırsatı bulduğum Hello Robot1 akıllı makinelerin gelişimini, alandaki öncü çalışmaların birçoğuna yer vererek yoğun ama akıcı bir üslupla anlatan bir sergi. Sergi boyunca robotların nano ölçekten insan ölçeğine ve en sonunda da kentsel ölçeğe uzanan, boyutlar üstü bir kavram olarak ele alındığı söylenebilir. Robotların yazılımsal ve donanımsal gelişiminin yarattığı güncel ve kimi zaman klişe sorular ışığında deneyimlenen sergi, merak ve endişe arasında kendimizi konumlandırmamızı sağlıyor. 

İlk bölümde, robotların nasıl davranması gerektiğiyle ilgili Asimov’un üç robot yasasının açıkça ortaya koyulduğu “Runaround” hikâyesinden bir parça yer alıyor. Üç robot yasası, bir robotun hiçbir insana zarar veremeyeceği veya pasif kalmak suretiyle zarar görmesine yol açamayacağı, ilk kuralla çelişmediği sürece emirlere itaat etmesi gerektiği ve bu ilk iki kuralla da çelişmeyecek şekilde kendi varlığından sorumlu olduğu üzerine kuruludur. Robot etiğinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek bu kod parçacığı, 1940’larda ‘Suni Adamlar’dan2 endişelenmememiz için yazılmış. Ancak, yapay zekâ çalışmaları, robot bebekler, DNA proteinlerinden üretilen organik robotlar ve askeri amaçlar için tasarlanmış robotlar gibi gelişmeler insanın karar verme mekanizmasının nerede bitip nerede başladığı konusunu tartışmaya açıyor. 

Robot tanımının 1920’lerde Karel Čapek tarafından yazılan Rossum’un Uluslararası Robotları (R.U.R.) adlı tiyatro oyunuyla3 ortaya atıldığını düşünürsek, bugünkü tartışma zemininin bilimkurgu alanında temellendiğini söylemek mümkün. Čapek’in yarattığı dünyada sadık birer hizmetkâr olarak betimlenen bu varlıklar, bugünkü insansı robotların ilk örneklerini oluşturuyor. Oyundaki hizmetkâr robotlar, “Runaround”da bahsedilen, eğer sahiplerinin istekleri mantıksız gelirse onları başlarından savmaları gerektiği ayrıntısından haberdar olacak ki, Čapek’in oyunu modern çağdaşlarının taklit ettiği şekilde bir robot isyanıyla son buluyor. 

Sergide yer verilen bilimkurgu metinleri, animeler, filmler ve oyuncaklar bizi nostaljik ve dolayısıyla bilindik bir noktadan hareketle robot türünü tanımaya ve tanımlamaya hazırlıyor. Sergi, yapay zekâyla donatılmış insansı robotlar [humanoids], yaratık robotlar [creaturoid], hiç yorulmayan ve büyük bir hassasiyetle çalışan işçiler ve bulut depolama benzeri dijital altyapı sistemleri gibi robot türlerini sınıflandırarak işe başlıyor ve robotların mevcut araçsallığı üzerinden tasarıma, üretime, etiğe ve sosyal konulara yeniden bakmamıza olanak tanıyor. Dört kategori altında toplanan işler, bizi Gundam ve R2D2 gibi tanıdık yüzlerle buluşturduktan sonra robotların tekrarlı işler yapmak için programlandığı günümüz Endüstri 4.0 zeminine getiriyor.

Serginin ikinci bölümünde, robotların insanların işlerini elinden alacağı endişesi ana tartışma noktasını oluşturuyor. Ayrıca, ‘kendin yap’ kültürünü benimsemiş üreten tüketici [prosumers] kavramına da vurgu yapılarak tasarım ve dijital fabrikasyon alanlarında öncü örneklere yer verilmiş. Örneğin, sıcak tel kesiciyle köpük kesim yapan ROBOCHOP ile kişiye özel tasarımlar üretmek mümkün. “Unpaid Intern” (2016) [Ücretsiz Stajyer] ise bilgisayar destekli tasarım araçları nedeniyle ortadan kaybolacak işlere dikkat çekmek amacıyla yapılmış. Julius Breitenstein’ın bu projesinde fiziksel olarak kontrol edilebilen bir arayüz aracılığıyla kullanıcılar tasarımlarını daha sonra kullanmak üzere kaydedebiliyor. Maket ölçeğinden başlayan bu dönüşüm, 2015’te MX3D’nin üç boyutlu yazıcıyla inşa ettiği çelik köprü projesiyle 1:1 ölçeğine taşınıyor. Cam fanuslar içerisinde çalışabilen programlanmış işçilerin insanla birlikte çalışabilecek esnekliğe ulaştığı YuMi ise (2015) iki kollu işbirlikçi bir robot. Bir düzenekten aşağıya yuvarlanan topu tekrar ve tekrar başlangıç noktasına geri koyan bu robot, görece sıkıcı ve sonsuz tekrarlı, dolayısıyla kimi zaman da yararsız denebilecek işlerin uzmanı durumunda. Bu yönüyle bu iş, sır tutamamasının cezası olarak büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna çıkarmaya çalışan Sisifos’un, her defasında kayanın kendi ağırlığıyla geri yuvarlanmasıyla, tüm bu süreci tekrar ve tekrar yaşamasına göndermede bulunuyor. Öte yandan, Albert Camus Sisifos Söyleni adlı deneme kitabında4 ‘ruhlar ülkesinin yararsız işçisi Sisifos’u boşa çaba harcayan bahtsız bir insan olarak görmez. Onu, yaşamın anlamsızlığına rağmen kaderini kabullenmiş, ancak direnme gücünü kaybetmemiş biri olarak anlatır. Bu açıdan YuMi, gündelik yaşamda yük sayılan tekrarlı ve sıkıcı işleri yaparak, Asimov’un robotlara atfetmeye çalıştığı ‘sempati’yi insanlardan görmeye başlıyor. 

YuMi Hello Robot'ta

Üçüncü bölümde robotlar endüstriyel boyuttaki üretimleri gerçekleştirmenin ötesine geçerek duygusal ilişkiler kurabilme ve ihtiyaçlar doğrultusunda bakım yapabilme özellikleri kazanıyor. Empati kurabilen, sevebilen ve hayal kurabilen akıllı yardımcılar, bize bir tür yapay sempati göstererek hayatımıza girmeye başlamış durumda. Yorgun bir gün sonunda masaj yaptıracağınız hatta bebeğinizi emanet ederek beşiğini sallatacağınız robotlar, sizi önemseyen ve sizinle ilgilenen biri işlevi görebiliyor. Sanal bebeklerle ortaya çıkan bu yeni arkadaşlık kavramının bedene bürünmüş hâli olan makineler, ölmek üzere olan hastalara destek vermek gibi çok özel konularda bile insanın duygusal zekâsını, dokunma ve sarılma gibi insani özellikleri kullanarak simüle etmeye çalışıyor. Tıpkı Lester del Rey’in 1939’da yazdığı “Helen O’loy”daki ev işleri robotu gibi.

Serginin son bölümü, iki tür arasındaki tüm bu yakınsamanın son ayağı olan insan ve makinenin bütünleşmesi olgusunu tartışmaya açıyor. İki yönlü olarak gerçekleşen bu yakınlaşma, insan türünün robotik mimarlık aracılığıyla makinelerin parçası hâline gelmesiyle ya da robotların protezler ve implantlar yoluyla insanın bir parçasını oluşturması şeklinde gerçekleşiyor. Bu bölümde özellikle robotik mimarlık alanında yapılan projeler dikkat çekiyor. Philip Beesley’nin çeşitli sensörler ve eyleyicilerle etrafında hareket hâlinde olan canlılara tepki verebilen Hylozoic Ground (2010) çalışması “Bir robot içerisinde yaşar mıydınız?” sorusuna cevap niteliğinde. Ahtapot kollarını andıran ve tavana asılı şekilde konumlandırılan plastik elemanlar, yapay bir doğa izlenimi veriyor. ICD ve ITKE’nin ortaklaşa inşa ettiği biyonik pavyonun (2013-14) maketi de sergide yer alıyor. İki robotik kolun uyumlu çalışmasıyla karbon fiberden örülen pavyon, bir buçuk senelik bir araştırmanın ürünü. Son olarak da Ecopods (2009) robotların yerlerini değiştirebildiği biyo-reaktör hücrelerden oluşan, sürdürülebilir bir kentsel tahayyül sunuyor. İki türün birleşmesinin ikincil ürünleri olan dış iskeletler, kıyafetler ve ayakkabılar gibi protezler insanın kendinde eksik gördüğü güç veya güzelliği ona vererek artırılmış bir insan bedeni yaratma peşinde.

Harari’ye5 göre, hâlihazırda insanlık kendi becerilerini destekleyecek ya da mevcutta olmayan organlarını üretecek şekilde biyonik bir yaşam sürüyor. Ancak geleceğin siborglarının doğanın insan için öngördüğü evrimsel sürecin dışına çıkarak farklı bir sosyal sınıf oluşturması ve dolayısıyla insanlar arasında bulunan biyolojik eşitliği bozması mümkün. Özetle, serginin son bölümünde, insanlığın bilimkurgu yoluyla hayal ettiklerini, gerçekliğin kendisine aktarabilme yetisi potansiyelleri ve riskleriyle birlikte sunuluyor. Bu noktada, 50’lerde ABD’de ilk endüstriyel robot Unimate’i geliştiren Joseph Engelberger’in sözü geçerliliğini yitirebilir gibi duruyor: “Robotları tanımlayamam ama gördüğümde mutlaka tanırım.”6

{fotoğraflar: Hülya Oral}

1. Gezici sergi 15 Eylül 2020 ve 3 Ocak 2021 arasından İsviçre’de Neues Museum Biel’de görülebilir. Ayrıca serginin 2021 sonbaharına kadar farklı müzelerde gösterilmesi planlanıyor.

2. Bkz. 3 no’lu dipnot.

3. Rossum’s Universal Robots (R.U.R). Bu tiyatro oyunu 1927’de Âlemşümul Suni Adamlar Fabrikası adıyla Osmanlıca olarak yayımlanmıştır.

4. Albert Camus, The Myth of Sisyphus, 1942.

5. Y.N. Harari ve E. Genç, Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Kolektif Kitap, 2015.

6. “I can’t define a robot, but I know one when I see one.”

Hello Robot, Hülya Oral, robot, sergi, teknoloji, YuMi