Binbirgüzergâh
Haritanın Öğrettikleri

Binbirgüzergâh Fas

Ayağım kumlara gömülü, güney Sahra’da Erg Chebbi’de oturuyorum. Güneş batmak üzere, çölün zahirle bâtın arasında bir sınır belirlediğini düşünüyorum. Toprağa basarken birden turuncu bir kuma dönüşen coğrafya, neredeyse başka bir fotoğrafın üzerinde dijital bir yama. Renkten ve yumuşak bir geometriden çizilmiş gerçeküstü bir yatak gibi.

Erg1 yani yerel dilde “kum denizi”; onlardan birinde oturuyorum, ağzımın içinde aniden açan ve mideme kadar inen yıldızlara bakıyorum, yani şimdi bütün o galaksi fotoğrafları gerçek mi diye düşünüyorum. Bu manzara içime yerleşsin istiyorum, içimde ona yer var, bu sahneyi görmek için yine kilometrelerce gider, yine saatlerce yürür ama bakmanın yetmeyeceğini yine bilirim. İnsanın sevdiği bir şeyi midesinde hissetmesinin bir anlamı olmalı ve hafızanın unutkan coğrafyasına terk edilebilecek şeyler daha o an acınası bir çaresizlik ekler varlıklarına. Çöl insanın varla yok arasında, taşla kum arasında, mavi ile yeşil, turuncuyla kahverengi arasında, yapılı çevre ile yapıntı çevre arasındaki farkı bedenleştirir.

Yanımda üç Faslı (F), iki Avusturalyalı (A), bir Amerikalı (M), bir İngiliz var (E). Sabah yapılan ve neredeyse bir klişe hâline gelen deve yolculuğu hakkında konuşuyoruz. F’ye gelen ilk soru çok ilginç:

A: Deve yolculuğunu Instagram’da paylaşmak için mi yaptınız?

Sorunun içindeki muazzam cüretle sarsılıyorum. Bu coğrafyaya gelirken duyduğum sayısız yanlış, aşırı yorum ve önyargının bir haritasını çıkarsam, söz konusu soru diyagramın belirgin bir düğüm noktasını oluşturmayabilir gerçi. Bir coğrafya deve imgesine nasıl inebiliyor. F, deve ile sayısız yolculuk yaptığını ve bu yolculuğun onun için olağanlığını anlatmaya başlıyor. Konuşmak demek, “bir muhatap bulmak” demek aslında; muhatap sözün yöneltildiği kişi, yönelim, yani bir yönü olan. Konuşmak bir yönelim gerektiriyor, tek başınaymış gibi görünse de işteş bir fiil gibi bir çift kulağı yanında gerektiriyor. Sözün yazgısı da bu belki, bir tamamlayanının olması gerekiyor, yönelimin istikamet bulabilmesi için. A’ya, deve üzerinde fotoğrafı benim ya da onun paylaşmasının bir oryantalist klişeye dahil olmak olduğunu, fakat doğanın bir uzantısı olan çölün, çölün içinde yaşayan bir varlık olarak devenin ve içinde çöl olan bir coğrafyada yetişmiş bir birey olarak F’nin bunlarla bir ilgisinin olmayabileceğini anlatmaya çalışıyorum. Oryantalizm, yıllardır üzerine yazılmış sayısız metinle saptandığı üzere bir yapıntı çevre; “coğrafya kader”2 değil bir kurmaca yazın, üzerindeyseniz kader oluveren.

Ancak dil derdi anlatmıyor, artık buna eminim. Artık bu oryantalizmin doğ(urul)duğu, şekillendirildiği, oryantalizm tarafından da şekillenen coğrafyada neyin performatif neyin olağan olduğunu anlamak güç, çok güç.

Binbirgüzergâh Japonya

Ağustos sonu, sıcak ve nemli bir Tokyo sabahı. Akihabara’ya giden en kısa rotayı çizip yola koyuldum. “Bu diyarlarda yürümek bilmek içindir.”3 Bu nedenle bu coğrafyaya yürüdükçe bağlanıyorum. Karşıma çıkan her görüntü tuhaf biçimde imgelemimde yer tutuyor. Bu his aidiyet olsa gerek. Kendimi bir diegesis4 içinde buldum. Yani bir anime filminin anlatı evreni, herhangi bir yaratımdan ya da düş gücünden öte, coğrafyadan, bulunduğu topraktan beslenen bir gerçeklikle ilk karşılaşmam bu. Bana gerçeküstü gibi gelen anime’nin, sokaklardaki karşılığını görebiliyorum. Coğrafya bir gerçeklik demekmiş, böyle böyle anlıyorum.

Yağmurun başlamasıyla her şey daha da berrak. Bir coğrafya hayal edin ki, fizik kurallarına karşı gibi davrandığına emin olduğunuz, yalnızca çizilerek var olabileceğine inandığınız o fantastik yağmura olduğu gibi yakalanabiliyorsunuz. Toplumun bireyciliğini dışa vurduğunu düşündüğüm incecik damlalar gri asfalta tek tek düşerken, artık kurtulamayacağım biçimde çevrelendiğim bir diegesis içinde olduğumu biliyorum. Bu anlatı dünyası beni Tokyo’nun dar sokaklarında Japon minimalizmiyle sarmalıyor. Bugüne dek gerçekdışıydılar zihnimde. Şimdi ise geleneksel dokunun içerisinde bir yerleştirme gibi tüm beyazlığıyla var olan o binalarla yüz yüzeyim. Bu yapıların, bireyselliğin bedenleşmiş görüntüleri olduğunu düşünüyorum. Yapılar da insanlar gibi, onların da ruhları var.

Bu bir kahramanın yolculuk5 hikâyesi. Sıradan dünyadan uzaklaşan karakterin doğruca eşiği geçmesi ve başka bir gerçekliğe yeniden düşmesi gibi. Paralel evrenler tek çatıda, dünyalar toplanmış gibi aynı bedenlerin başka bakışlarında.

Dar sokaklar, büyük caddelere bağlanırken kayda değer ölçek farkı olduğunu görüyorum. Caddelerde bulunan yaya geçit çizgileri Japon imgesinin yer düzlemi. Düşeydeyse cephelerin tamamı iletişim arayüzüne dönüşen büyük ölçekli yapıların şekillendirdiği bir çehre gibi. Pachinko6 oyun salonları önlerinde birikmiş uzun kuyruklar, figür oyuncak dükkânları yan yana dizili, yazılmış-çizilmiş-üretilmiş tüm anime baş karakterleri ve yardımcı karakterleri birlikte; çok büyük bir totemler dünyası içerisindeyiz. Burada kendime bir karakter beğenebilirim artık.

Yağmur, anime sahneleri üretmeye devam ederek yağıyor. İlhamını topraktan alan kahramanın yolculuğu devam ediyor. Bu bazısı için pachinko oynamak iken, bir başkası için oyuncak otomatından7 figür kazanmak olabiliyor. Atari salonlarında yazılan hikâyeler en yüksek puan hanelerinde kayda geçiyor. Caddelerde kendisini bir karakterle özdeşleştirmiş kişilerin kostümlerle dolaşmasında can buluyor. Tüm çoğullukların karşısında bireyin tekilliği! Çoklukta varlık, çoklukta yokluk iç içe.

Dar sokaklara yönelerek yürümeye devam ediyorum. Bu coğrafyada fantastik bir hikâye içerisinde bulunmamak imkânsız. Ama bu fantasma evreni, yabancılığını başkasından alan devşirme bir hikâyeye eklemlenmek gibi değil, bir tür büyülü evren gibi, içinde bulunan her şeyin başkalığına olanak veren. Bundan ötürü, diyarlarda yürümek bilmek ve öğrenmekle iç içe. Kahramanın yeniden doğuşu da ödülünü sıradan dünyaya götürüşü de buna dahil.

{fotoğraflar: Büşra Dilaveroğlu, Burcu Nimet Dumlu}

1. erg: a vast area covered with sand and shifting dunes, as parts of the Sahara Desert.

2. İbn Haldun’un olduğuna inanılan ifade.

3. Edwin Gardner & Christiaan Fruneaux (eds.), Tokyo Totem: A Guide to Tokyo, Flick Studio, 2015.

4. Gerald Prince, A Dictionary of Narratolog, University of Nebraska Press, 1987.

5. Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, İthaki Yayınları, 2017 (1949).

6. Pachinko mekanik bir kumar makinesi. İçerisine atılan para belirli bir yol izledikten sonra oyuncunun para kazanmasını sağlayabiliyor.

7. Tokyo’da, Taito oyun istasyonu gibi bazı yerlerde para atılıp, içerisinden oyuncak tutulmaya çalışılan otomatlar hayli yaygın ve bu konuda ustalaşmış insanlar var.

Binbirgüzergâh, Burcu Nimet Dumlu, Büşra Dilaveroğlu, kent, oryantalizm, Sahra Çölü, şehir, Tokyo, yolculuk