Halletme Pratikleri

Tasarımcılar olarak, bir probleme veya ihtiyaca çözüm bulmak için araştırma, analiz, kavram haritaları, eskiz ve maketleri kapsayan uzun bir süreç izliyoruz. Gerçek hayatta, sokakta ise bunun tam tersine, problemlerimizi içgüdüsel yollarla çözüyoruz. Bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda tamir ediyor, adapte ya da modifiye ediyor, kuruyor; yani ‘hallediyoruz’.1 Üstelik bunu, neredeyse üzerine hiç düşünmeden yapıyoruz.

‘Halletme pratikleri’ne olan ilgim, Gümüşsuyu’ndaki bir simit arabasını fark edip yakından incelemem ile başladı. Bu arabada beni çeken şey, çok küçük bir alanda en temel onarım yöntemleri ve basit modifikasyonlar ile birçok problemi ve çözümü içinde barındırmasıydı. İstanbul’da yaşayanlar olarak, bunun gibi arabaların yanından her gün geçiyoruz, fakat gözümüz o kadar alışmış oluyor ki fark etmemeye başlıyoruz. Sokaktaki halletme pratiklerini o kadar normalleştirmişiz ki, neredeyse göze görünmez hâle gelmişler.

Bu pratikler her yerde karşımıza çıksa da, günümüz tasarım ve üretim ortamı içerisinde kendine bir yer edinmemiş, tartışılmamış ya da kullanılmamış. Bu günlük yaşam pratiklerini araştırmanın, halletmek ile tasarlamak arasındaki farklılıkları ve kesişimleri keşfetmenin bir tasarımcı için son derece ilham verici olabileceğini düşünüyorum. Neden halletme pratiklerinin, fikirlerinin ve fazlasıyla pratik olan bu detayların tasarım kültürüne olası katkısı ve aktarımı üzerine düşünmüyoruz ki? Halletmek kavramı, tasarlayan ve üreten herkes için bir rehber, hatta bir tasarım anlayışı olarak bile düşünülebilir.

Bu meseleyi yansıtan en önemli kavramlardan biri bricolage. Bu kavram, Hindistan’da jugaad adını alıyor. Kludge ise, bu tarz hızlı ve kaba çözümlere bilgisayar bilimleri, uzay mühendisliği ve nörolojik bilim gibi alanlarda verilen bir isim. İşte tam bu nokta benim fazlasıyla ilgimi çekiyor; bilimin en ince alanlarında bile bu tarz halletme pratikleri kullanılırken, bu konunun ve bu çözümlerin tasarım alanı içinde düşünülmesinden bir tür gücenme eğilimindeyiz.

Ben de bu motivasyonla etrafta gezinmeye, şehirde daha bilinçli bir şekilde yürümeye ve bu halletme pratiklerinin peşine düşmeye başladım. Bunu yaparken, flanörlüğün, önceden hiçbir rota veya ulaşacak nokta belirlemeden yürümenin, ne kadar faydalı bir araştırma yöntemi olduğunu fark ettim.2 Flanörlük ile etrafınızda daha önce dikkatinizi vermediğiniz bu nesne ve durumları fark etmeye, sadece fark etmekle kalmayıp detayları üzerine düşünmeye, arkalarında yatan hikâye ve motivasyonlar için varsayımlar yapmaya başlıyorsunuz.3

Ne kadar çok yer dolaştıysam ve hikâye topladıysam, halletmek konusuna olan heyecanım da o denli arttı. Ne kadar çok kişi ve hallettikleri üzerine konuştuysam —uzaktan yaptığım gözlemlerden çıkan varsayımlar yerine— altta yatan nedenleri ve süreçleri o kadar iyi anlamaya başladım. Pratiklik, beni bu nesne ve durumlara çeken ve motive eden temel şey. Tasarımcıları çoğu zaman kısıtladığını düşündüğüm estetik kaygılardan uzak olan bu rahat tavırda ilgimi çeken bir şeyler vardı. Bu hissin ne olduğunu tam olarak adlandıramıyordum ki, Atelier Bow-Wow’ın Pet Architecture Guide Book isimli çalışmasına denk geldim. Kitapta Tokyo’da kentsel alanın içindeki dar alanlara sıkışmış binalar ve yaratıcı çözümleri inceleniyor.4

Hissettiğim şey tam da orada bahsedildiği gibi bir ‘rahatlama’ idi. Bir tasarımcı olarak, bu nesnelerin etrafımda olması beni bir şekilde teselli ediyor.

Halletmenin hâlleri sokakta birçok farklı şekilde yer ediniyor: Kırılan nesneleri tamir ederken, modifiye ederken, bir şeyleri birleştirirken, bulunmuş ya da kullanılmayan objeleri yeniden işlevlendirirken ve kamusal alanlara müdahale ederken. Bu pratiklerin arkasındaki nedenler çoğu zaman kamusal alanı evcilleştirmek, günlük hayatta karşılaşılan sorunlara hızlı çözümler getirmek ya da en ilginci, belediye kural ve yasaklarının üstesinden gelmek olabiliyor. Bazı örnekler şehrin içinde kendini birçok kez tekrar ederken —tamir edilmiş ya da sağlamlaştırılmış tabureler, sokak kedileri için her mahallede yapılan evler, akıtan boruların altına yerleştirilmiş nesneler, sokak satıcılarının tezgahları— bazı örnekler tamamen üreticisine/kullanıcısına özgün anlık ilhamların sonuçları olarak karşımıza çıkıyor.

Hatırı sayılır miktarda veri topladıktan sonra, halletmenin örüntüleri kendini iyice belli etmeye başlıyor. Malzemeler, problemler ve eylemler de halletme pratikleri içinde kendilerini tekrarlıyor. Koli bandı, artık kumaşlar, pet şişeler, tahta ve plastik meyve sebze kasalarını, halletme pratiğinde tekrar tekrar kullanılan malzemeler olarak adlandırabiliriz.

Bana göre bu eylemlerin en önemli noktası, sadece elde/çevrede var olan malzeme ve imkânlardan çıkıyor oluşu. Elde olan malzemeler, elde olan probleme cevap verebilmek için yeniden düşünülüyor ve tanımlanıyor. Hatta bazı örneklerdeki çözümler, ancak eldeki malzemenin kendi bağlamından tamamen koparılmasıyla gerçekleşebiliyor. Bir malzeme birçok farklı tip problemi çözebiliyor. Bazen de, bir problemin birçok malzeme ile birçok farklı çözümü olabiliyor. Kısacası elde olan malzeme, halletmenin kısıtlayıcısı, çıkan sonucun ise belirleyicisi oluyor ve neredeyse hiçbir zaman problemin gerekliliklerini karşılayan ideal bir malzeme olmuyor.5 Malzemenin bu kullanım biçimi, halletmek ve tasarlamak arasındaki en belirgin farklılık.

Sözü edilebilecek bir başka nokta ise, aslında her malzemenin bir eyleme işaret etmesi. Örneğin kumaş örtmek eylemine, koli bandı sabitlemek eylemine karşılık geliyor. Bu durumda halletmenin direkt olarak kelime anlamı ve ilgili olduğu eylem arasında halihazırda var olan ilişkiden gelen, üretmenin en doğal biçimi olduğunu söylemek de yanlış olmaz.

Bazı durumlarda bir halletme eylemi, o problemin en kolay ve geçerli çözümü hâline gelebiliyor ve birçok insan tarafından kullanılmaya, aynı tasarım ve üretim pratiklerinde olduğu gibi kendi bilgi birikimini oluşturmaya başlıyor. Halletme bilgisinin bu şekilde aktarımı yan komşuyla başlayıp, herkes tarafından kullanılan ve hatta şehrin imajını oluşturan anonim nesneler hâline gelebiliyor. Galata Köprüsü’nde gördüğümüz tahta olta tutucular, hamalların kilimlerden yapılmış taşıma çantaları, tahta simit tezgâhları bu durumun örneklerinden. Bu nesneler kendi alanları için birer arketip oluşturuyorlar ve şehrin dokusu içinde önemli bir yer ediniyorlar.

Paraya dayanmayan, düşük teknolojili üretimler, yokluktan bir şeyler var etme anlayışı, iş gören nesneler elde edip ötesini düşünmeme fikri beni rahatlatıyor.

“Hızlı bir onarım, işin geri kalanını çözer.”6

_ 
{fotoğraflar: Nur Horsanalı}
Bu yazı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi IND 324 Design Writing & Editorship, ID 446 Design Publishing ve Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 2017 bitirme projesi dersleri kapsamında üretilmiştir. 

1. Günlük yaşamda çokça kullandığımız ‘halletmek’ kelimesi, bir olay veya duruma çözüm yolu bulmak, üstesinden gelmek, yoluna koymak, olumlu sonuca bağlamak anlamlarına gelebiliyor.

2. Keith Tester (ed.), The Flâneur, Routledge, 1994. “Kenti tecrübe etmek için yürüyen bir kişi.”

3. Michel de Certeau, “Walking in the City”, The Practice of Everyday Life, University of California Press, 1984. “Kentin sıradan uygulayıcıları, görünürlüğün başladığı eşiğin altında, ‘aşağıda’ yaşarlar. Onlar yürürler —kenti deneyimlemenin temel biçimi; onlar yürüyenlerdir, bedenleri okuyamayarak yazdıkları kentsel bir ‘metin’ kalınlığını ve inceliğini takip ederler.”

4. Atelier Bow-Wow, Pet Architecture Guide Book, World Photo Press, 2001. “Bu binaların çoğu ucuza inşa edilmiş, bu nedenle de tasarımda muhteşem değiller ve teknolojide ön plana çıkanları kullanmıyorlar. Ancak onlara ilgi duyduk. Bunun nedeni varlıklarının rahat bir atmosfer yaratması ve rahatlamamızı sağlaması olabilir.”

5. Claude Lévi-Strauss, The Savage Mind, Weidenfeld & Nicholson, 1966; Panagiotis Louridas, “Design as Bricolage: Anthropology Meets Design Thinking”, Design Studies v. 20 n. 6, 1999.

6. Max Borka, “An Istanbul Manifesto”, Spagat!: Design Istanbul Tasarımı, Kerber, 2011.

bricolage, halletme pratikleri, Nur Horsanalı, tasarım