Üretilen gıdaların üçte biri
çöpe gidiyor. Buna karşın,
bir milyara yakın insanın ise
açlık çektiği biliniyor.
[fotoğraf: Erich Ferdinand
(CC BY 2.0)]
Gıda Ziyanına
Dur Demek
Mümkün mü?

Gıda editörlüğü yaptığım sırada lüks restoranların mutfaklarına girme ve gıda üretimi yapılan yerlerin kapalı kapılarının ardını gözlemleme fırsatım oldu. Bu süreçte mutfaklarındaki çöp kutusunun yenebilir gıda artıklarıyla dolup taştığından bihaber şeflerin, “Bize mutfakta ilk olarak atıksız yemek yapmak öğretilir, biz de bu anlayışı sürdürmeye devam ediyoruz.” safsatalarına tanık oldum. Bugüne değin gördüklerim hem restoranların hem de sürdürülebilirlik naraları atan şahıs, medya kuruluşu ve ajansların koca bir yalana ortak olduğunu gösteriyor. Bireysel tüketicilere sıfır atık yalanıyla birkaç yüz liralık plasebo hapları yutturuluyor.

Şimdi, gıdaların ziyan olmasının ne olduğuna, hangi aşamalarda gerçekleştiğine ve nasıl engel olunabileceğine bakalım.

Hastalığın Tanısı: Gıdalar Nasıl Ziyan Olur?

Dünya nüfusunun yedi milyarı geçmiş olduğunu biliyorsunuzdur. Bu nüfusun 800 milyondan fazlası açlıktan mustarip. Birleşmiş Milletler, 2050 yılında en az iki milyar insanın daha bu nüfusa ekleneceğini ifade ediyor. Bunun anlamı, açlık çeken insan sayısının hızla artacak olması. Yani bu insanların nasıl besleneceği sorusunun cevabı, bizi bekleyen en büyük muammalardan biri. Buna karşın Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), insanların tüketmesi için üretilen toplam gıda miktarının yaklaşık olarak üçte birinin gıda ziyanı hanesine yazıldığını söylüyor. Bu rakam, üretilen 1,3 milyar tonluk gıdanın çöpe gittiği anlamına geliyor. Bu ziyanın ekolojik ve ekonomik maliyeti olduğu yadsınamaz. Zira bir gıda maddesinin üretimi için tüketilen doğal kaynak ve üretimi sırasında açığa çıkan sera gazı salımı, gezegene ağır büyük bir yük bindiriyor. Ziyan olan gıdalar, toplam sera gazı salımının %6,7’sinden sorumlu; bunun ekonomik maliyeti ise yılda 411 milyar dolar! Ziyana edilen toplam gıda miktarının çeyreği bile kurtarılabilse dünyada açlık çeken bir milyona yakın insanı doyurmak mümkün olacak. Bir başka deyişle, problem nüfusun artışı ya da kısıtlı kaynaklara ulaşamamakta değil, yeterli kaynakların doğru bir şekilde dağıtılamamasında… Yani sürdürülebilir olmayan bir gıda sistemi ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Gıda sistemi dediğimiz zaman ise gıda ürünlerinin tarımından taşınmasına, ticaretinden perakende satışı ve tüketimine kadar devam eden bütünlüklü bir süreçten bahsediyoruz. Dolayısıyla yaşanan kayıp, domino taşı etkisiyle tüm bu süreç boyunca harcanan doğal kaynak ve emeğin boşa gitmesi anlamına geliyor.

Yazar ve aktivist Tristram Stuart,
gıdaların ziyan edilmesine karşı
yaratıcı çözümleriyle tanınıyor.
TED Talks’ta yaptığı konuşma
1,5 milyondan çok izlendi.
[fotoğraf: Feeding the 5000,
kaynak: npr.org]

Gıdaların boş yere harcanmasına karşı değişim yaratan kampanyalarıyla tanınan yazar ve aktivist Tristram Stuart ile yaptığım söyleşide bu meseleyi irdelemiştik. Ziyan edilen gıdaların farkına daha domuzları besleyen bir yeniyetmeyken varan Tristram, ziyanın en önemli sebebinin gıda zincirinin dairesel değil, doğrusal nitelikte olmasına bağlamıştı. Üretim, işlem ve tüketim süreçlerinden sonra —yenebilir olmasına ve üç milyar insanı beslemeye yetmesine rağmen— çöpe giden gıdaların doğal kaynaklar için bir tehdit olduğunu söyleyerek bu durumu, ihtiyacımızdan fazlasını almamızla ilişkilendirmişti.

Tristram’ın söylediklerine ek olarak verebileceğimiz bir diğer önemli bilgi ise, tarımın dünyadaki yenilenebilir su kaynaklarının %70’ini kullanıyor olması. Örneğin bitkisel ürünler için bakacak olursak 1 kg ekmek için 1.608 litre, 1 kg elma için 822 litre, 1 kg domates için 214 litre, 1 kg pirinç için 2.497 litre, 1 kg çikolata içinse 17.196 litre su harcanırken, hayvansal ürünlerde; 1 kg biftek için 15.415 litre, 1 kg peynir için 3.178 litre, 1 kg tereyağı için 5.553 litre su harcanıyor. Bu listeyi alabildiğine uzatabiliriz, ancak günlük olarak tükettiğimiz birçok ürünün ne kadar doğal kaynak tüketimine yol açtığını görmeniz açısından kafanızda bir resim oluştuğunu umuyorum. Tabii olay sadece doğal kaynakların tükenmesiyle de bitmiyor; bir de gıdaların sofranıza gelene kadar neden olduğu sera gazı salımı var. Tarımsal süreçte traktörün kullandığı yakıttan tutun da gıdanın fabrikalarda işleme tabi tutulmasına, ardından taşınmasına ve o gıdaya uygun şartların sağlanmasına kadar bütün bu süreçte harcanan elektrik ve fosil yakıtları da hesaba katmak gerekiyor. Bilim insanları, gıda üretimi sırasında kayıp yaşanan (gıdanın kullanımı ve dağıtımı gibi) süreçlere dikkat edilirse, 2050 yılına kadar tarımsal üretim kaynaklı sera gazı salımının %14’e kadar azaltılabileceğini ifade ederken Potsdam İklim Etkisi Araştırmaları Enstitüsü (PIK) adına çalışmalar yürüten doğa bilimleri doktoru Prajal Pradhan, tarımsal üretim sürecinin, toplam sera gazı salımının %20’sine neden olduğunu belirterek gıdaların ziyan edilmesinden kaçınma yoluyla gereksiz sera gazı salımını, dolayısıyla küresel ısınmanın azaltılabileceğini savunuyor.

Tüm bunların dışında diğer bir ilginç veri ise 2016 yılı itibarıyla 122,6 trilyon dolar olan dünya GSYİH’sının %2,22’sinin (SIPRI’nin son verilerine göreyse 1,75 trilyon dolarlık bir rakamın) askeri harcama kaleminde kullanılırken okul yaşındaki 66 milyon çocuğun açlığına çözüm bulmak için yılda ‘sadece’ 3,2 milyar doların yetiyor olması.

Hastalığın Tedavisi: Gıdaların Ziyan Edilmesine Nasıl Engel Olunabilir?

Şimdiye kadar tüm yazdıklarım, hastalığın ne olduğuna ilişkindi. Şimdi, ne yapmalı da bu ziyan azaltılmalı sorusuna cevaplar aramak gerek. Gelin gıdaların nasıl ve hangi aşamalarda ziyan olduğunu ve buna karşı nasıl önlemler alınabileceğini, hazırladığım tabloda inceleyelim.

Görüleceği üzere gıdaların ziyan olmasını azaltmak için alınan önlem ve ziyan sonrası yapılabilecekler, aslında çok da zorlu uygulamalar değil. Sadece söz konusu ziyanın nasıl azaltılabileceği konusunda hem bireysel hem de kurumsal olarak bilgi/farkındalık sahibi değiliz ya da çıkarlarımız için bunları görmezden geliyoruz. Eğer ilk seçenekte yer alıyorsak, bu durum bilgi/farkındalık düzeyinin artırılması ile düzeltilebilir. Sözgelişi, kaleme aldığım bu yazının bir farkındalık yaratma adına önayak olması veya başka kaynaklardan yapabileceğiniz ek okumalar sayesinde bunun üstesinden gelme yolunda sizin için küçük, ancak yaşadığımız gezegenin geleceği için büyük nitelikteki adımlarla somut olarak eyleme geçmeniz mümkün. Ancak denklemin “çıkarları için görmezden gelen” kısmındaysanız ve gün gibi ortada olan ziyan ve açlık rakamlarına bakmanıza rağmen baktığınız şeyi görmek istemiyor ve durumu inkâr ediyorsanız sizin için söyleyebilecek bir söz bulamıyorum.

FAO’ya göre Sahraaltı Afrika’da
hasat sonrası kayba uğrayan tahılın ekonomiye bindirdiği yük,
yılda yaklaşık dört milyar dolar
ve bu rakam, açlık sıkıntısı çeken
48 milyon insanın temel gıda
ihtiyaçlarını karşılayabilir.
[fotoğraf: CIFOR (CC BY-NC-ND 2.0)]

Bakıldığında gıda ziyanına “dur” demek hayalcilik olarak görülebilir. Yazının ortalarında bahsettiğim Tristram Stuart’a da tam olarak bunu, “Gıda ziyanının sıfıra indirilmesi düşüncesi, biraz hayalcilik değil mi?” diye sorduğumda, “Aslında değil. Şöyle düşünelim: Atık aşamasına gelen gıdalar, elbette ki olacaktır. Ancak bizim bu atığı nasıl kullandığımız önemli. Mesela, büyükbaş hayvanlara ve balıklara yem olarak kullanılabilir. Doğal gübre ve kompost yapımında kullanılması da mümkün. Mantık dışı bir yaklaşım değil sanırım.” cevabını almıştım. Haksız da sayılmaz. Bunun sadece lafta kalmadığını da gıdaların ziyan edilmesini her aşamada engellemek için kurduğu Feedback isimli yardım kuruluşunun faaliyetleri açıkça gösteriyor. Yenebilir olmasına rağmen çöpe gitmekten son anda kurtarılan yemeklerle festival niteliğinde şölenler düzenliyorlar. Ziyan edilecek gıdalarla domuzları besliyorlar. Ziyan edilmekten son anda kurtarılan ekmekleri bira yapımında kullanıp o biraları satıp organizasyonlarını fonluyorlar. Tristram gibi yaratıcı aktivistlerin idealleri, bize gıda ziyanına engel olma yolunda ışık tutabilir. Zira 2050 yılında 10 milyar barajını aşması beklenen dünya nüfusunun nasıl besleneceği sorusu geleceğimiz için esaslı bir soru olma niteliği taşıyor. Çünkü beslenme, insan ihtiyaçlarının en başında geliyor. Hâl böyle olunca da doğal kaynakların boşa tüketilmesine neden olan gıda ziyanının, çağımızın en büyük sorunları arasında başı çektiğini görüyoruz.

Günümüzde yaklaşık olarak bir milyar insan karnı aç olarak uyurken, her yıl üretilen gıda miktarının üçte birinin çöpe gitmesi gerçekten acı verici bir durum. Böyle bir israf, insanlık için büyük bir lüks. Çok üzgünüm ama kısıtlı kaynaklara sahip bir gezegende böyle bir lükse sahip değiliz…

Batuhan Sarıcan, beslenme, ekoloji, ekonomi, israf, küresel ısınma, sürdürülebilirlik, yeşil ekonomi