fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Ercan’ın Bilgisayarları ve Oyun Konsolları

Bu koleksiyona, Türkiye’de 80’lerden itibaren evlerimize girmiş, benim de dahil olduğum bir nesli derinden etkilediğine/değiştirdiğine inandığım ve artık üretilmeyen kişisel bilgisayar ve oyun konsolları koleksiyonu diyebiliriz.

Yılından tam emin değilim ama sanıyorum 2007’de Paris’te bir sergiye gitmiştim. Sergi aynı şekilde 80’lerden itibaren dünyayı sarmaya başlayan bu kişisel bilgisayar ve oyun konsollarından geniş bir seçkiye yer veriyordu. Salt cihazların sergilenmesinin ötesinde, bu aletlerle beraber kültürün de nasıl etkilendiğini/değiştiğini iyi bir şekilde bir araya getirmişlerdi. O zaman bunların sadece bir cihaz/oyun makinesi olmadığını, dünyayı/algılayışımızı değiştiren bir kültür olduğunu ve benim de bu kültürün bir parçası, hatta sonucu olduğumu düşündüm. Bunun da ötesinde, her kültür gibi bu cihazların da atılmak yerine toplanıp sahip çıkılması gereken bir değeri olduğu fikri çok hoşuma gitti. Ve böylece toplamaya başladım.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünde çalıştığım dönemde denk geldikçe ufak tefek kendim için toplamaya başladım. Aynı dönemde, santralistanbul için sergilerin hazırlanmasına destek veriyorduk. Sergilerden biri bittikten sonra epey kaide boşa çıkmıştı ve bir sonraki sergi için kullanılması da pek mümkün gözükmüyordu. Bölüm başkanımız İhsan Derman ve Ali Pekşen’in de destek çıkmasıyla bu kaideleri bölüm binasına getirtip cihazları içine yerleştirdik. O anda gerçek anlamda bunun bir koleksiyona döndüğünü hissettim. Ardından da daha dikkatli bir şekilde toplamaya çalıştım.

Çoğunluğunu internet üzerinden ikinci el sitelerinden satın aldım. Bir iki tanesini komik bir şekilde denk gelip çöpten çıkardım. Dört beş tanesi de bağış olarak geldi. Bir tanesi ise, satın alınıp hediye edildi. İnternet üzerinden aldığım için, eşya olarak kendi hikâyelerini bilemiyorum tabii. Ama üretildikleri yıllar, nasıl üretildikleri, piyasaya sürüldüğünde yarattıkları etki gibi konularda hayli okuyup izlemişliğim var. Fakat bu bilgiler zaten internette erişilebilir olduğu için, ben ayrıca bir yerde derleyip toplamış değilim maalesef.

Üniversiteden ayrıldıktan sonra aktif olarak toplamaya devam edemedim. Şimdi yeniden toplamaya başlamayı çok istiyorum. Hatta bu yazıyı görenler arasında elinde var olanlar varsa ve bağışlamayı düşünürlerse hayır demem :-)

Cihazlar bir süre evde kolilerde durdular. Şimdi uygun ortam yarattıkça ofiste yeniden görülebilir bir şekilde muhafaza etmeye/sergilemeye başladım. Düzenli bir şekilde tozlarını almak gerekiyor. Daha üzücü olan kısmı, malzemelerinden dolayı güneş ışığından etkilenebiliyor ve gittikçe sararabiliyorlar. En çok sararmaları üzüyor. Bu yüzden mümkün olduğunca temizlemeye ve güneş ışığından uzak tutmaya çalışıyorum. Boyut ve ağırlıklarından dolayı evden veya ofisten uzaklaştığımda bir bölümünü de olsa yanımda götürmem maalesef pek mümkün değil.

Babamın ilgisi ve merakı sağ olsun, benim çocukluğum bu cihazlarla geçti. Kendimi bildiğimden beri evde hep son çıkan bir oyun konsolu veya bilgisayar vardı. Ve abimle ben de bunlara çok düşkündük. Yaşı müsait olanlar Atari markasının “Evinize koşun, Atari ile coşun!” reklamlarını hatırlarlar. Biz işte evde Atari’yle coşanlardandık. Oyunları ve oyunlardaki bulmacaları çözmek hayatımızın merkezindeydi. Günaşırı Samatya’dan Sirkeci’ye trenle yeni çıkan oyunları ‘çektirmeye’ giderdik. Oyunların kopyalandığı X-Copy yazılımının arayüzünü, bugün hâlâ hatırlıyorum. Harçlıklarımız ancak oyunlara yettiği için trene kaçak binerdik. Oyunlar tam kopyalanmadığı zaman günde üç kere geri gittiğimiz olurdu. Tüm bu cihazlar bana bunları hatırlatıyor. Varın benim için anlamını siz tahmin edin.

Ben alırken fiyatları 50 ila 1.000 TL arasında değişiyorlardı. Son zamanda benzer koleksiyonların görünür olmasıyla fiyatlarının giderek arttığını duydum. Yine de hiçbir zaman satmayı düşüneceğimi sanmıyorum. O yüzden maddi değerlerini çok önemsemiyorum. Bir tek, olur da bir gün bu koleksiyonu ilerletemeyeceğimi/bütünlüklü bir şeye dönüştüremeyeceğimi hissedersem ve daha iyi bir yerde daha iyi koşullarda daha çok insana ulaşabileceğini düşünürsem ancak o zaman toplu olarak bağışlamayı düşünürüm. Onun dışında hediye etmeyi de katiyen düşünmem.

Benzer koleksiyonu yapan başka kişilerle tanışmayı, koleksiyonlarını görmeyi çok istedim. Bir ikisiyle de iletişime geçmeye çalıştım. Fakat anladığım kadarıyla Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nde bahsettiği gibi, gerçek koleksiyoncular biraz değişik profiller. Koleksiyonunu yaptıkları şeylerle kurdukları ilişki biraz mahrem onlar için. Ya da bir tür çocuksu veya mesleki kıskançlık gibi bir durum söz konusu. O yüzden olumlu geri dönüşler alamadım. Bu yüzden, belki ben tam anlamıyla bir koleksiyoncu da sayılmayabilirim. Zira onların aksine, imkânım olsa tüm bu topladıklarımı herkes görebilsin isterdim.

Yaşım ilerledikçe ve cihazlar geliştikçe oyun oynamaktan fazlasını yapmaya, kendi oyunlarımı yazmaya merak salmaya başladım. O zaman Almanya’dan Amiga dergileri gelirdi Sirkeci’ye. Oyun almak yerine bu dergileri almaya başladım. Almanca bilmiyorum bu arada. Fakat her sayının sonunda bir örnek kod olurdu. Oradan satır satır bakarak sayfalarca kod yazardım. Kodda bir yanlış olduğunda da hatalı satırı bulmak gerekirdi. Veya baskıda bir yanlışlık olduysa, bir iki ay yeni sayının gelmesini beklerdim. Kodlamadaki mantık, soyut düşünme, tasarlama, sorun çözme, etki ve tepki beni büyülemişti. Bir şeyleri oluşturabileceğimi, değiştirebileceğimi ve yararlı bir şeyler yapabileceğimi hissetmiştim. Gerçek anlamda ilk defa bir şey üretmenin keyfine varmıştım. Eğer o ilk kodu yazmaya merak salmamış olsaydım, belki bugün bu mesleği yapıyor olmazdım.

Koleksiyon şimdi ofiste durduğu için gelenlerin çok ilgisini çekiyor. Ve üzerine konuşma fırsatı bulabiliyoruz. Bunun dışında uzunca bir süre gittiğim ülkelerden kartpostal topladım. Fakat bir süre sonra toplamayı bıraktım. Bu cihazlardan başka aklıma toplamaya/biriktirmeye değer başka hiçbir şey gelmiyor açıkçası.

Bir de çocukken abimle birçok insan gibi pul koleksiyonu yapardık. Her hafta sonu Beyazıt’ta bit pazarına ve sahaflara gider pul toplardık. Genelde Osmanlı’dan, Cumhuriyet’in erken döneminden kalma veya Doğu Bloku’ndan gelen pullara denk gelirdik. Sanırım bu toplama işi babamdan geçti bize. Bildiğim kadarıyla abim de düzenli olarak rozet ve plak topluyor bu son yıllarda.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

bilgisayar, koleksiyon, Mustafa Ercan Zırh, oyun konsolu, Tasarımcı ne biriktirir?