fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Deniz’in İskandil ve
Zoka Kalıpları

Koleksiyon kurşunları aslında hayli geniş bir konu. Ben spesifik olarak İstanbul Boğazı için tasarlanmış ‘iskandil’ ve ‘zoka’ kalıpları biriktiriyorum. Benim açımdan kalıp muazzam bir alan, pozitif için negatif düşünmek… Mimaride de kaya oyma hep ilgimi çekmiştir doğrusu. Kalıplarımın büyük kısmı taştır. Taşların hepsi Malta taşı, yani 19. yüzyıl İstanbul burjuva mimarisinin en önemli taşlarından. Çoğunlukla söve olarak kullanılan Malta taşı, zaman zaman köşe taşı olarak da kullanılmış yoğun bir kum taşıdır. Bu nedenle bezemecilik açısından da işlenebilir bir taş, neden veya nasıl denizcilerin ilgisini çekmiş bilmiyorum, bilinen bir kaynak da doğrusu bulamadım. Muhtemelen ince işlemeye imkân vermesi ve kenar kırığı oluşturmaması gibi geliyor bana, kurşuncuların çoğu Ahırkapılıdır. Belki burada binalardan artan taşlar da kullanılmış olabilir.

Koleksiyonun başlangıcı aslında çocukluğum olabilir. Babam eczacıydı, babamla pirinç kalıplarda çok ilaç döktüm. Babam balığa da çok meraklıydı, her tür zokası vardı. Özellikle lüfer için, kurşunun nasıl döküldüğünü bana zaman zaman anlatırdı. Her zaman bir kurşun kalıbı edinesim oldu doğrusu. Bir de, bazı arkadaşlarımda gördüğüm kurşun asker kalıpları da ilgimi çekiyordu, tam anlamıyla koleksiyonculuk Çukurcuma’ya taşınmamızla başladı. Eskicileri geze geze, sora sora birdenbire bir eskicinin “abi sen bir bekle, ben sana haber vereceğim” demesinden yaklaşık bir sene bekledikten sonra ilk kalıplarıma kavuştum. Bunlar Ahırkapılı Bahriyeli Ziya adında bir kalıpçı ustasının ve iyi bir balıkçının kendi kalıplarıydı. Bence ilk parçadan itibaren bu bir koleksiyondu. Zaten babam ile başlamış bir pul koleksiyonum da vardı, bu nedenle koleksiyon kavramına çok aşinaydım.

Bugüne kadar hiç hediye ile gelen parçam olmadı, edinebildiğim son parçayı da oğlum Ali müzayededen aldı. O da sevdiğim bir hikâyedir. Çünkü koleksiyonculukta herkes senin ne aradığını bilir. Eskicilerden biri “abi hafta sonu tam sana göre bir açık artırma var, kaçırma” dedi, İstanbul’da olmayacaktım. Ali’ye tarif ettim, nasıl bir kalıbı kaç liraya kadar alabilirsin diye, o da böylece müzayedeye girmiş oldu. Müzayedeler de hep ilgimi çekmiştir doğrusu, o da muazzam bir oyundur.

Parçaların muazzam bir hikâyesi yok. Ancak kalbimi hoplatan çift taraflı bir Malta taşı kalıp var. Dünyada bir benzeri olmadığını düşünüyorum. Boğaz için olabilecek tüm ağırlıklar ve zokalar mevcut. İnanılmaz bir tasarı geometri becerisi aynı zamanda ve en önemlisi Ahırkapılı Bahriyeli Ziya’nın imzasıdır. Ayrıca, parçaların arasında bazı cep kalıpları da var. Arada bir bunları deneme dökümler için kullanıyorum.

Bu çok geliştirebilecek bir koleksiyon değil. Ancak eski denizcilerin ailelerine ulaşarak belki biraz daha gelişebilir. Şu andaki kalıplarım bir doygunluk noktasında, çünkü araştırdığım aralık çok sınırlı. Bugünkü döküm kalıpları pek ilgimi çekmiyor, belki bir zaman sonra onlarla da ilgilenebilirim.

Koleksiyon evde duruyor. Gelecekte Bozcaada’ya götürüp tümüne döküm yapacağım. Bunun için kendime muazzam bir ödül vermiş olmam gerekecek. Şu ana kadar, cep kalıpları dışında hiçbir kalıbı yanımda taşımadım. Bazen farklı karakterleri çıkarıyorum, küçük döküm denemeleri yapıyorum, sonra bu bir iki kalıbın Kız Kulesi’ne nazır bir masada bir sene kaldığı oluyor. Kalıpları plastik, kapaklı bir kutuda muhafaza ediyorum. Aslında hepsini ortaya çıkarmak niyetindeyim. Bakalım…

Bende üç çeşit kalıp var. Birincisi taş kalıplar ki, bunların tümünü toz almayacak şekilde tutuyorum. Tozlarını almak için vakum kullanmak gerekiyor. Diğer iki çeşit ise metal kalıplar, bunlardan en ilgimi çekenler bronz kalıplar ki, bunlar çok hoş okside olmuş kalıplardır. Basit nemli bir bez, temizlik için yeterli oluyor. Diğer metal kalıplar ise alüminyum, bunlar seri üretim kalıplarıdır. Bunlarla pek ilgilenmiyorum doğrusu, işin şakası bunlar kuma döküm olduklarından hayli pürüzlü kalıplar. Sadece hava basarak temizlemek doğru diye düşünüyorum.

Bu kalıplar içlerinde, denizle, denizle yaşamayla, yine denizci olan dedelerimle, babamla ve son zamanlarda çok zayıf olan İstanbul’la ilişkilerimi barındırıyor diyebiliriz.

Koleksiyonun maddi değeri çok değişken; her kalıp için 500 lira gibi bir rakam söylenebilir. Neredeyse rakam sabit diyebilirim. Bu koleksiyonun zaten bir pazarı olduğunu da zannetmiyorum. Olsa bile, maddi karşılık olarak doğrusu hiçbir beklentim yok. Ama, kesinlikle kimseye hediye de etmem. Aynı koleksiyonu yapan başkaları varsa onları tanımak çok ilginç olurdu.

Kalıp koleksiyonuyla mimarlık bence çok iç içe, en başta söylediğim gibi pozitif nesneyi tasarlayan biri olarak negatifi görmek muazzam bir his doğrusu. Zaman zaman insanlara koleksiyondan bahsettiğim olur. Hatta on beş sene önce İTÜ’de, 1. sınıf çalışmalarında kurşun dökmek için kullanmak bile istemiştim.

Çok uzun zamandır ilgisiz davrandığım diğer bir koleksiyonum ise pul koleksiyonumdur; çocukluğumdan beri biriktiriyorum. Türkiye’nin en önemli Türkiye Cumhuriyeti koleksiyonlarından birine sahibim. Aslında steno makineleri, optik ölçüm aletleri ve çekül koleksiyonu yapmak istemişimdir hep.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

Deniz Aslan, kalıp, koleksiyon, Tasarımcı ne biriktirir?