“Death is certain,
life is not”*

Çağlan Tekil, 15 Şubat 2020 tarihinde geçirdiği beyin kanamasının ardından 7 Nisan 2020 günü aramızdan ayrıldı. Tekil’in beklenmedik vefatı, dostları ve sevenleriyle birlikte şüphesiz ki Türkiye’de de çok büyük bir kayıp oldu; çünkü kendisi Türkiye’de, bu topraklardan çıkan metal müziğin hak ettiği yerlere gelebilmesi için ömrünün büyük kısmını ayırmış ve bu yolda sonsuz çabalar harcamış bir isim.

Türkiye’de metal sahnesine giden birçok kişinin yolu eminim ki ona uğramıştır. Bu, bir anlamda bundan önce ve şu anda metal müzik camiasında var olan isimlerin yolunun bir şekilde, Tekil’in 90’lı yıllarda yayımladığı Laneth adlı fanzinin sayfalarından geçmesi anlamına da geliyor.1 Laneth o dönemde Türkiye’de metal müzik yapan ve bu sahne için çaba harcayan birçok kişinin buluştuğu bir fanzin; nitekim misyonu biraz da buydu. Eminim ki Laneth, Türkiye’de metal müzik sahnesinin geldiği noktanın en önemli sac ayaklarından biridir. Ben bu yazıda editörlük, radyoculuk, yayıncılık, organizatörlük, yazarlık gibi birçok şapkası olan Tekil’in aziz hatırasına ithafen fanzincilik serüvenine ve Laneth’e değinmek istiyorum.

Laneth’in ortaya çıkışı, Tekil’in metal müzikle tanışmasının bir sonucudur hiç kuşkusuz. Okul yıllarında, bir sınıf arkadaşının defterinin kapağında Bravo dergisinden kesilip yapıştırılmış bir Scorpions fotoğrafı görmesiyle başlar Tekil’in metal müzikle ilişkisi. Bu an(ı), şüphesiz ki bundan sonraki hayatının girişidir. O fotoğraftaki cazibeli görüntüden sonra kültüre ilgi duymuş, bunun üstüne araştırma yaparken bir kasetçide denk geldiği Iron Maiden’ın Live After Death albümünü almış ve kendisini bu dünyanın içinde bulmuştur. Bu durumu, Melis Danişmend’e verdiği röportajda şöyle anlatır:

“Çok gürültülü gelmişti ilk başta, bir yandan da ders yapıyordum. Sonra ‘Running Free’ şarkısında sadece davul ve basın kaldığı bir bölüm var, bir anda gitarlar çıkınca her şey berraklaşmıştı kafamda (gülüyor). On dört yaşındaydım. Ödevden kafayı kaldırıp orayı başa aldım, dinledim, derken gitarlı bölümlere doğru ilerledim. Ve her şey öyle başladı.”2

Bunun ardından Tekil, çeşitli sahaflardan kültürle alakalı dergiler araştırmaya, bulduğunu okumaya ve müziği takip etmeye başlar. Bir gün denk geldiği bir dükkânın vitrininde Mötley Crüe’nun Shout at the Devil albümünü görür ve içeri girer. Lütfü Seymen’e ait olan dükkânda o dönem, Metalium grubunun ilk elemanlarından olan Sadi Çöğür’le tanışır ve sık sık buraya gidip gelmeye başlar. Bu ilişkiler sonucunda kendisini iyice bu kültürün içinde bulur. Henüz on yedi yaşındayken Metalium’un basın-promosyon işlerini üstlenir. Liseden mezun olmasının ardından Güneş gazetesinin gençlik ekinde metal müzik üstüne yazılar yayımlamaya başlar, ancak bu ek çeşitli gerekçelerle kapanır. Daha sonra gazetenin başına geçen Fatih Altaylı’yla görüşür ve bu defa iki tam sayfa olarak yazılarına devam eder. Muhtemeldir ki bu yazılar, onun aklında Laneth’in ilk adımlarıdır.

Mondo Trasho ile tesadüfen aynı zamanda 1991’in mayıs ayında Türkiye’nin ilk iki fanzininden biri olarak Tekil’in öncülüğünde yayımlanan Laneth’in ilk sayısı, kısıtlı imkânlarla, sadece üç kişilik bir ekiple başlar, ancak fanzine katkıda bulunan insanlar her geçen sayıyla birlikte artar. Laneth ekibi sadece bir fanzin etrafında toplanan insanlar değildir esasında. Ortaya çıkan, köklü bir dostluktur da aynı zamanda.

“Biz sadece aynı dergide yazmıyorduk, aynı zamanda birlikte çok vakit geçirmekten hoşlanan bir ekiptik. O kadronun yarattığı sinerji farklıydı, muhtemelen hiçbirimiz aynı elektriği yakalayamamışızdır daha sonra çalıştığımız yerlerde.”3

1991–1994 yılları arasında toplam otuz bir sayı olarak yayımlanan Laneth’in ilk üç sayısı fotokopiyle çoğaltılmış, devamında ofset baskıya geçilmiştir. Bu ilk sayının kopyaları Metalium’un basçısı Hakan Savaşel’in babasının avukatlık bürosunda basılmıştır, ancak tonerin bitmesinden ötürü sadece otuz beş kopya elde edilmiştir. Diğer iki sayı fotokopicilerde basılmış ve kopyalar yüzleri bulmuştur, ancak gitgide artan yoğun ilgiden dolayı kopyaların da artırılması gereğiyle ofsete geçen dördüncü sayı beş yüz kopya basılmıştır. Yayımlanan son Laneth’te bu sayı üç binlere varmıştır.4 İlk üç sayısı A4 boyutunda, basılan sayfaların iç içe yerleştirilip zımbalanmasıyla, yani bilindik fanzin üretim tekniğiyle hazırlanan Laneth’in ileriki sayılarında ciltleme ve pikaj işlerine de girişilmiş ve Türkiye’de fanzin, en erken döneminde matbaa-yayıncılık işlemleriyle tanıştırılmıştır. Laneth 1992 yılında yayımlanan bu on birinci sayıyla birlikte kapağını renklendirmiş ve bu ilk renkli kapakta Özlem Tekin ve Şebnem Ferah gibi isimlerin de üyesi olduğu Volvox grubunun fotoğrafına yer vermiştir. 

Laneth 1, 10, 11, 17, 22 ve 29 kapakları,
kaynak: Türkiye Rock Tarihi

Laneth’in en önemli özelliklerinden birisi, internet erişiminin olmadığı ve yabancı kaynaklara ulaşımın zor olduğu bir dönemde, metal müzik adına Türkçe bilgi sunmasıdır. Yurtdışından gelen bilgilerin en büyük kaynağı, Laneth’in üretici ekibinde olup da yurtdışına giden yazarlardır:

“Bizim ilk sayımızın abonesi olan Kerim Tunçay ilk mektubu yazandı, ikinci sayıda yazarımız oldu. Onunla bi’ otobüs yolculuğunda karşılaştık, Kadıköy’e giderken. Orada böyle kendisi yazar oldu ve bir süre sonra Almanya’da, okumaya gittiğinde, kendi şehrine gelen bütün gruplarla bağlantı kurdu ve ilk yabancı röportajlarımız onunla başladı ve onunla devam etti çoğunlukla. Başka bir yazarımız, derginin kurucularından mesela, Zarife Öztürk de Amerika’ya gittiğinde, orada Cannibal Corpse’la falan yüz yüze röportaj şansı yakalamıştı. Kim gidiyorsa o yapıyordu ya da buraya gelenlerle de yapıyorduk. O şekilde benzersiz bir röportaj skalası yakaladık, başka dergilerin olmayan. [...] O zamanki ilk sayılardan itibaren demiştik ki, bir gün Slayer’la röportaj yaparsak kapatacağız. Slayer’la röportaj yaptık, kapattık 94’te.”5

Laneth’in bir diğer önemli özelliği de bu topraklarda icra edilen metal müziği dinleyicilerle buluşturmasıdır. İşte bu yüzden, yukarıda bahsedildiği üzere, yolu bu müziğe giden herkes Laneth’e ve dolayısıyla Tekil’e uğramıştır:

“Biz yerli piyasaya da çok ilgi gösterdik o dönem. Hatta bir dönem şey dedik, kapaklarımızı sadece yerli isimlerden yapacağız, çünkü yabancılara zaten yabancı dergilerde de rastlayabiliyorsunuz ama bu yerli grupların kapak olabileceği tek yayın Laneth, biz de onu yapacağız dedik. Hatta ilk kapağımız sanırım Bartu Toptaş’tı galiba Pentagram’a yeni girdiği için, vokalistti. İlk renkli yerli kapağımız da Volvox’tu, Şebnem Ferah’ın içinde olduğu. Hatta Şebnem Ferah da kariyerinin ilk röportajlarını, ya da Athena, hepsi Laneth’e verdi. Çünkü o zaman hepsi o tarzda müzik yaptıkları için.”6

Laneth’in –birkaç istisna haricinde çoğunlukla– kapaklarında, isminin, zaman bilgisinin, içeriğinin ve arka plan görselinin yerleşimiyle de birlikte profesyonel dergi tasarımı alışkanlıklarının da sürdüğü gözlemlenir, ancak tasarımına bakıldığı zaman –fotokopiyle üretilmeleri sebebiyle özellikle ilk sayılarda– Laneth’in bir fanzin olduğu anlaşılır. Ayrıca ilk sayının kapağındaki cut-up yerleşimler ve fanzinin isminin hemen yanında –içinde elle yapılan müdahale de bulunan– “Türkiye’nin en az satan müzik dergisi” ifadesi, bu yayının alışılagelmiş yayınların dışında olduğunu ifade eder. Nitekim bu ifade, yirmi sekizinci, yirmi dokuzuncu ve otuzuncu sayılardaki istisnalar dışında tüm kapaklarda yerini almıştır. Yine ismin yanında bulunan ve kimliğin değişmez öğelerinden biri olan nazar boncuğu kültürel kodlara referans verir, ancak bu nazar boncuğu dokuzuncu sayıdan itibaren yerini kurukafaya bırakır. Bu ana yerleşim planı birkaç istisna dışında sabitliğini korusa da üretim biçimindeki değişiklik, görüntüdeki değişikliği de beraberinde getirmiştir.

Üretim yönteminden doğan karmaşaya, arka plan fotoğrafına ve alışılagelmişin dışındaki görsel müdahalelere rağmen Laneth’in ilk sayısının –ve hatta tüm sayılarının– kapakları sade ve düzenlidir. Bu düzen ilk sayının ilk sayfasında da bizi karşılar. Kapak açılıp fanzinin içine atılan ilk adımda profesyonel dergi tasarımı alışkanlıklarının sürdüğü gözlemlenir. Her ne kadar tıpkı kapakta da olduğu gibi üretim yönteminden doğan –bant ve daktilo izleri gibi– durumlar söz konusu olsa da, başarı dilekleri, künye ve “Laneth diyor ki” diye başlayan editörün (sevgili Tekil’in) yazısının yerleşimiyle birlikte düzen sürer.

Laneth 1 iç sayfa,
kaynak: Türkiye Rock Tarihi

Laneth’in üretim biçimi ve üslubu iki döneme ayrılabilir. İlki, üretimde DIY [kendin yap] üslubunun ağırlıkta olduğu, birçok şeyin elle çözüldüğü ve hâliyle karmaşanın hâkim olduğu dönemdir. Bu ilk dönem, okuru coşturan, heyecanlandıran ve gözünü doyuran sonsuz bilgi ve görsel bombardımanıdır. Kısıtlı bir alandaki bilgiye erişimin de kısıtlı olduğu bir ortamda Laneth, güncel haberler, grup tanıtımları, albüm değerlendirmeleri, röportajlar, konser kritikleri, çalma listeleri, karikatürler ve ilanlarla okurunun hem gözüne hem de ilgi ve bilgisine hitap etmiştir. Eldeki her bilginin cömertçe paylaşıldığı sayfalarda, özellikle ilk sayılarda, bir konser alanı gürültüsü ve kaos hâkimdir. Sayfalar karanlık ve karmaşıktır. Metinlerin arka planlarında çizgi roman görselleri kullanılmış, konularla alakalı fotoğraflar sayfalara çeşitli biçimlerde yerleştirilmiş, elle serbest müdahalelerde bulunulmuş, şablon harfler kullanılmıştır. Görsel değişikliğin yaşandığı ikinci dönem, yumuşak bir geçişle bilgisayar destekli üretimin hâkim olduğu, çeşitli grafik denemelerin yapıldığı sadeleşme dönemidir. Bu ikinci dönemde birçok şey (ilerleyen zamanlarda sadece görsel müdahaleler olmak üzere neredeyse her şey) bilgisayarla çözülmüştür. Tasarımdaki fanzin kimliği yerini dergi kimliğine bırakmıştır, ancak o sonsuz bilgi kaynağı hiçbir zaman kesilmemiştir. Tüm bu bilgi akışını yaparken Laneth hiç tepeden bakmamış, okurla konuşmuş, sohbet etmiştir. Okurlara, kültürü yaşayanlara sayfaları vasıtasıyla alan açmıştır. Türkiye’de heavy metal müzik kültürü için basılı bir kamusal alan hâline gelmiştir.

Laneth 2, 21, 22, 23, 30 iç sayfalar,
kaynak: Türkiye Rock Tarihi
Laneth 3, 4, 24 iç sayfalar,
kaynak: Türkiye Rock Tarihi
Laneth 13 iç sayfa,
kaynak: Türkiye Rock Tarihi

Laneth’te öncelik her zaman bilgi vermek, kültüre bir artı daha katmak olmuştur. Bunun en büyük sebeplerinden biri de esasında ekibinin fanzin kavramından haberdar olmaması, bu kültürü tanıtacak, insanlara bilgi aktaracak basılı bir yayın hazırlama niyetidir:

“O da [Mondo Trasho] Türkiye’nin ilk fanzini biz de öyle ama o fanzinin anlamını bilerek fanzin yaptılar. Biz bilmeden fanzin yapmış olduk. Aramızdaki fark o. Bir de onlarınki tabii sanatsal bir yayın, bizimki sadece heavy metal üzerine bir yayındı.”7

80 darbesinden sonraki neoliberal politikalarla Türkiye’nin dışarıya açıldığı, dışarısının da Türkiye’ye doğru genişlediği bir dönemde, ülkeye hiç aşina olmayan bir kültürün, ilgililerine ulaşması adına Laneth çok çaba harcamıştır. Çağlan Tekil şüphesiz ki bu çabanın öncülüdür. Onlarca ismi sahneye kazandırmış, yüzlerce kişiye ilham olmuş, binlerce fanzinin kökünü oluşturmuştur. Eminim ki birçok kişide emeği sonsuzdur. Bir veda nasıl yapılır bilmiyorum. Teşekkürler Çağlan...

* Ölüm kesin, hayat değil.

1. Laneth’in tüm sayılarını incelemek için Türkiye Rock Tarihi sitesinde ilgili bölüme ve Sub Yayın’ın serbest erişime açtığı The Worst of Laneth kitabına bakılabilir.

2. Melis Danişmend, “Sonsuza Kadar Genç”, 21 Aralık 2018.

3. Emra Gürkan, “Laneth Olsun Böyle Dergiye”, 14 Kasım 2016.

4. Barış Buran ve Fatih Börekçi, “Ses Kaydı (29): Çağlan Tekil ile 90’lardan Günümüze Türkiye’de Metal Müzik”, 24 Aralık 2018.

5. Adı geçen kayıt.

6. Adı geçen kayıt.

7. Adı geçen kayıt.

altkültür, Çağlan Tekil, dergi, do it yourself (DIY), fanzin, fotokopi, kendin yap, Laneth, metal müzik, Mondo Trasho, Orkun Destici, süreli yayın, yayıncılık