Bir Asır Geçse de
Işık Basılmıştır
Kâğıtlara…

... Bu bir fotoğrafın arabı olsun benden, eline geçecek mi bir gün. İbranca öğrenimi yaparken bir boliçede1 görünmeyen köpeğimle çektirdiğim. Issız ve korkunç. Yapraklarını dökmüş ulu bir ağacın altında bir kanepeye incelikle ilişmiş olarak. Yazıklandığımdan değil. Geçmicek diye kaygılanıyorum. U. 
—Ece Ayhan2

Hemingway’in 1928’de çektirdiği, kafasında yana yatmış tuhaf bir şapka, boynunda gevşek bağlı bir kravat ve üzerinde beyaz bir gömlekle hafif gülümsediği ama kameraya bakmadığı bir portre fotoğrafı vardır. Şapkanın alınlığının altından sarkan büyücek bir bandaj görünür bu tuhaf fotoğrafta. Hemingway kim bilir kaç şişenin dibini bulduğu bir Paris gecesinin sabahında dairesine gelmiş, banyoya girerken tavandan sallanan tavan penceresinin zincirini görünce çekivermiştir. Kendisinden önce oraya giren başka bir gece kuşunun onu sifon zinciri sanıp çektiğini, sonra da öyle bırakıp gittiğini bilememiştir hâliyle. Zinciri çeker çekmez de pencere camı patlayıp başına inmiştir. Hemingway bir buçuk saatlik bir operasyonla ölümden kurtulacak ama büyük bir yara izini alnında hep taşıyacaktır artık. Anlaşılabileceği gibi o “Papa”, Ernest Hemingway’dir ve öyle ufak tefek işlere pabuç bırakmaz. Soluğu stüdyoda almış ve bu “Yıkılmadım ayaktayım” pozunu vermiştir. Bu pozu öyle herkese de vermemiştir. Dönem Paris’inin en “yıldız” portre fotoğrafçılarından Man Ray’dir3 bu işin sahibi.4

Man Ray belki isim olarak bir asır sonra pek akıllara düşmüyor olsa da onun çok renkli yaşamı bir yana, uğraştığı sanat disiplinlerinde getirdiği inovasyonlar yürürlükte ve belki de pek farkında olunmadan kullanılıyor halen.

Man Ray’in mirası geniş ve çok yönlü. O yalnızca bir sanatçı değil, gerçekliğin yeniden tanımlanmasında sanatın potansiyelini görebilen bir vizyoner. Fotoğrafçılıkta geliştirdiği teknikler, sürrealist nesneleri ve sinemaya katkıları bizi geleneksel olanın ötesini görmeye, sanat ve algının doğasını sorgulamaya ve yaratıcılığın kaotik güzelliğini kucaklamaya çağırır sanki. Onun sanatı iki büyük savaş arası Paris’indeki, tam da Hemingway’in ölümünden sonra yayımlanan kitapçığında5 anlatılan sanat/kültür/siyaset devinimlerine denk düşer. 

Man Ray (sağda) ve Salvador Dalí, Paris, fotoğraf: Carl Van Vechten, 1934,
kaynak: LOC

Man Ray’in modern sanattaki, film çekimindeki ve fotoğraftaki inovasyonları için ilk akla gelebilecek işleri arasında, fotogram [photogram] tekniklerini geliştirerek sürrealist görüntüler yarattığı işler –bunlara kendi isminden hareketle rayograf [rayograph] adını vermiştir– o dönemki partneri ve asistanı Lee Miller6 ile ortaya çıkardığı “solarizasyon”7 tekniği, rayograflarla (kamera kullanmaksızın) yapılan ilk deneysel film8 ve Picasso’dan yıllar önce yarattığı ilk ışık resmi sayılmalıdır.9 

Bu miras içinde onun fotoğraf sanatındaki yenilikçi, portreleri, moda fotoğrafları ve ticari fotoğraflarının ötesinde esas parlatıp geliştirdiği (1922) ve isimlendirdiği fotoğraf türünden özellikle söz edilmelidir.

Rayografi kamera kullanmaksızın fotografik görüntü yaratma tekniklerinin toplamını ifade eden fotogram türünün içinde yer alır. Özünde bu tekniklerin hepsi duyarlı fotoğraf kâğıdının üzerine doğrudan çeşitli nesneler koyulduktan sonra, bazen filtreler de kullanılarak, bu enstalasyonun bir ışık kaynağına tutulması ve sonra kâğıdın banyo edilmesine dayanır. Kâğıda sabitlenen görüntü üzerinde ise agrandisörde tekrar oynama, büyültme, ekleme, yeni ve değiştirilmiş görüntüler yaratma gibi ikincil, üçüncül işlemlere de başvurulabilir.

Man Ray, “The Kiss”, rayograf, 1922,
kaynak: MoMA

Bu tekniğin tarihi 18. yüzyıla kadar iner. 1725’te Alman akademisyen ve bilim adamı Johann Heinrich Schulze gümüş tuzları sürülmüş yüzeylere vurdurulan ışıkla kalıcı olmayan görüntüler elde edebilmiş ve bu deneyleri o yüzyılların çeşitli meraklı araştırmacıları devam ettirmiştir. 19. yüzyılda bulunan görüntüyü kimyasal yöntemlerle sabitleme teknikleri giderek gelişirken ilk fotoğraf negatifleri ise fotogramlardan oluşmuştur. Bunlar yaprak, dantel vb. nesnelerin ışığa duyarlı kimyasal sürülmüş kâğıtların üzerine bırakılması ve sonra bu düzeneğin güneş ışığına tutulmasıyla yaratılmıştır.

Man Ray “rayograph” adını verdiği tekniğin mucidi değildir. Her ne kadar kendisi anılarında karanlık odada çalışırken bu tekniği kazara keşfettiğini söylese de esas kâşif Christian Schad olsa gerektir.10 Schad da bu işlerine “shadograph” ismini vermiş ve bunların bir kısmı Tristan Tzara’nın11 Dadaphone dergisinde 1920’de yayınlanmıştır. Man Ray büyük olasılıkla bu dada dergisindeki Schad’ın işlerini görmüştür. Schad’ın tekniğinde sabit nesneler genelde güneş ışığı altında bırakılıp kullanılırken, Ray’in nesneleri karıştırması, bazen hareket ettirmesi ve genelde stüdyoda ışık kaynakları ve filtreler de kullanıp sonradan da görüntülerle oynayabilmesi esas teknik fark ve inovasyonlara işaret eden özelliklerdir.

Man Ray’in rayograflar ile sıradan nesneleri yeni ve şiirsel, bazen ürkütücü bazen de erotik temalar içeren görüntülere çevirmesi ve izleyeni biçim, doku ve ışık üzerinden yeni deneyimlerle buluşturması dikkat çekicidir. Bu görüntülerin oluşmasında tesadüf ve şansın yeri ve anlık düzenlemelerin (spontane) önemi dada ve sürrealizmin öngörülemeyenle ilişkisini bire bir yansıtır. Bugünün fotoğraf sanatında tesadüf ve şans unsurunun ağırlığı halen de sürmekte. İşin diğer bir ilginç yanı da görüntü ve video oluşturmada yapay zekâ kullanılsa bile, bugün bulunulan noktada tesadüf ve şansın bu yöntemde de çok önemli unsurlar olarak varlıklarını sürdürmeleri.

Man Ray, isimsiz rayograf,
(“Gun with Alphabet Stencils”), 1924,
kaynak: Getty Museum Collection

Dijital araçları kullanarak bugün rayografların eşdeğerini değilse bile benzeşimlerini [simulation] elde edebiliyoruz. Gündelik nesnelerin fotoları ya da ayrıca çekilmiş figüratif fotoğraflardan alınabilecek siluetlerin üst üste bindirilmesi ya da bu tür bir kompozisyonun doğrudan yapay zekâ platformunda yaratılıp işe başlanması en pratik yöntem. Sonra bu kompozisyonun PhotoShop veya benzerlerinde işlenmesi ve efektlerle zenginleştirilmesiyle çeşitli deneysel sonuçlar elde etmek olanaklı. (Ama çok kolay da değil.)

Bu eski ustalar yalnızca geçen yüzyılın görsel sözlüğüne katkıda bulunmakla kalmamış, aynı zamanda fotoğrafçılıkta felsefi kapsamı genişletmişlerdir. Bunların elinde bugünün sosyal medya olanakları bulunsaydı neler olurdu, hayal bile edemiyorum.

1. Boliçe: Halk ağzında Yahudi kadını.

2. Ece Ayhan, Yort Savul (Ağaoğlu Yayınevi Tesisleri, 1977), 77; Bakışsız Bir Kedi Kara (1965) kitabının içinden “Bir Fotoğrafın Arabı”ndan alıntı.

3. Man Ray, (1890–1976) Asıl adı Emmanuel Radnitzky olup, giysi işçiliği ve terziliği yapan Rus Yahudisi göçmen bir ailede doğmuş, ressam, grafiker, fotoğrafçı, heykeltıraş, montajcı ve deneysel film alanlarında özellikle 2. Dünya Savaşı öncesi çok önemli işlere imza atmış Amerikalı sanatçı. New York’taki gençliğinde erken yaşta resme ve teknik ressamlığa başlamış, ara ara bazı kurslar alarak kendisini geliştirmiştir. Avangarda duyduğu yakınlık Marcel Duchamp ile tanıştıktan sonra keskinleşip dada ve sürrealizme doğru evrilmiştir.

4. Man Ray’in fotoğrafları 1-15 milyon Amerikan dolarına yaklaşan fiyatlarla el değiştirebildiği ve yayımlanmaları genelde ağır telif şartlarına tabii olduğu için, bu metne çok az fotoğraf eşlik edebildiğinden, Hemingway’in bu ilginç portresine de yer verilememiştir.

5. A Movable Feast, E. Hemingway, 1964. Hemingway 1956’da Paris Ritz Oteli’nin bodrumunda o zamana kadar kalmış iki sandığını bulur. Bunların içinde 1920’lerde tuttuğu notlar da vardır. Bu notları anıya dönüştürmeye başlarsa da bu anıların bir kısmı ancak 1961’deki intiharından üç yıl sonra son eşi Mary Hemingway tarafından derlenip yayımlanır. 2009’da da torunu Sean Hemingway yenilenmiş bir versiyon yayımlatır.

6. Lee Miller (1907–1977). Amerikalı sürrealist, süper model, fotoğrafçı, savaş muhabiri ve savaş fotoğrafçısı. Geçenlerde başrolünü Kate Winslet’in oynadığı Lee filmi vizyona girdi ise de hem filmin mali ve teknik yetersizlikleri, hem Lee Miller’in yaşamının çok küçük bir bölümünün kompartımanlar şeklinde kötü bir senaryoyla verilmesi ve en sonunda da Winslet’in yaş ve fizik bakımından Lee Miller’la uzak yakın ilişkisizliği bu filmi önermemi engelliyor.

7. Solarizasyon tekniği: Negatif filmin ya da fotoğraf kâğıdının banyo öncesi kontrollü olarak belli bölümlerine ışık verilmesi tekniği. Bugün bu tekniği çok başarıyla yerine getiren efekt yazılımları mevcut.

8. Le Retour à la Raison, 1923.

9. Işık resmi [light painting] el feneri, mum, gaz lambası vb. gibi bir ışık kaynağını kamera önünde havada hareket ettirirken fotoğrafını çekme tekniği. Man Ray oto portresi olan “Space Writing”i 1935 yılında çekmiş, Picasso’nunkiler 1949’da Gjon Mili tarafından çekilmiştir. Bu teknik günümüzde de sanat ve moda fotoğrafçılığında kullanılmakta ve efekt yazılımlarıyla da yaratılabilmektedir.

10. Christian Schad, (1894–1982), dada ve yeni nesnellik hareketleriyle yakın ilişkili Alman ressam ve fotoğrafçı. Nazi Partisine girerek hem savaşı atlatmış hem de hayatta kalabilmiştir.

11. Tristan Tzara, (1896–1963) esas ismi Samuel (Samy) Rosenstock olan Romen Yahudisi şair, yazar, yönetmen, performans sanatçısı, besteci ve dergi yayıncısı. Dada hareketinin temel kurucu isimlerinden. Cumhuriyetçi kanatta İspanyol iç savaşına da katılmıştır. Fransa’nın işgalinde direniş saflarında yer almış ve hayatta kalabilmiştir. 1940’ların sonunda Nazım Hikmet’in salıverilmesi kampanyasının başında yer almıştır. Sonradan Macar ayaklanmasını desteklemesi siyasi pozisyonunu sarsmış ve göz önünden çekilmiş, Cezayir savaşında bağımsızlığı destekleyen bildiri ve hareketlerde yer alması kültür bakanlığınca (Andre Malraux) yaptırımlara tutulmasına neden olmuştur. Yaşamı roman olabilecek çok ilginç bir isimdir.