Uzay, İklim Meselesi
ve Bir Galatımeşhur

1.

“Dünyayı mahvettik, ben de uzaya yatırım yaptım.” Bu acı, gerçek ifadeler dünyanın en zengin kişisi Jeff Bezos’a ait. Haberi ilk okuduğumda herkes gibi şaşırmıştım. İstese, kendisi gibi varlıklı insanlarla bir araya gelip dünyanın birçok sorununa çözüm bulabilirdi çünkü. Ama bunu yapmak yerine her sene, büyük bir fedakârlıkta bulunup (!) sahibi olduğu Amazon’un bir milyarlık hissesini satarak uzay çalışmalarına adadığı Blue Origin firmasına kaynak ayırıyormuş. Ona göre, insanlar koloniler hâlinde ayda yaşamaya başlamalıdır, çünkü nüfus artıyor ve dünya daha da kirlenecek. Elon Musk (SpaceX) ve Richard Branson (Virgin Galactic) da benzer düşüncedeler. Muhtemelen aya taşınacak ilk koloniler de Amerikan vatandaşlarının olacak.

2.

Bundan elli yıl önce, “insan için küçük insanlık için dev bir adım” atılmıştı. 1945–1991 yılları arasını kapsayan Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile Amerika kıyasıya bir uzay yarışına girmişti. Uzaya ilk ulaşan 1957 yılında Sovyetler Birliği olmuştu. Amerika ise, Sovyetler’in gölgesinden kurtulmak için 1969 yılında aya ilk kez insan göndermiş ve tarihe geçmişti. Elli yıl sonra yani günümüzde Amerika, bu kez oraya yerleşme planları yapıyor. Biz ise henüz yakın zamanlarda uzay ajansını kurduğumuzu duyurduk. Oysa ilginçtir ki geçmişte füze çalışmaları burada da yapılmış.

Yıl 1959. Bandırma’da bir grup genç dernek kurarak THK’nin sunduğu şartlar içerisinde ve tüm zorluklara rağmen füze çalışmalarını yürütmüş. Gençlerin çabası zamanın gazetelerinde de kendine yer bulmuş. Yazılıp çizilenlere göre ilk füzecimiz, Kirkor Divarcı’ymış. Kirkor, evlenmek için biriktirdiği 400 lirasını roket yapmak için harcamış. Daha sonra Bandırma Havacılık, Astronomi ve Roket Kulübü, 1962 yılında halka açık uluslararası bir yarışmada füzelerini yarıştırmış. Kirkor Divarcı ve ekibinin füzesi havada infilak etmiş. Gençler başarısız olmuşlar olmasına fakat denemekten, daha iyisini yapmaktan vazgeçmemişler. Daha sonra Kirkor’un evinde şüpheli bir yangın çıkmış ve bütün projeleri yangında kül olmuş. Bunun üzerine Kirkor hayata küsmüş ve bir daha roket yapmamış. Bizim de maceramız burada sona ermiş. Kimbilir, şimdi aya taşınma planları Bandırma’da kuruluyor olabilirdi. Ne trajikomik bir hikâye değil mi?

3.

Bezos’un sözleri dünyadan vazgeçmek anlamına geliyor. Onun yerine burada kalıp Greta Thunberg’in yaptığı gibi tüm çocuklarla birlikte biz de eylem yapmalı ve hükümetleri bu konuda politika geliştirmeye zorlamalıydık diye düşündüm. Üstelik tam da yakın bir zamanda yapılan bir araştırmada her dört kişiden üçünün iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu söylenmişken… Fakat yalnızca endişe… Bekir Ağırdır’a göre bu durumun yani bildiğimiz gerçekleri görmezden gelmenin ya da ikircikli olmanın birden fazla nedeni vardı. Bana göre en temel sorun, Ağırdır’ın ifade ettiği biçimiyle “insanların kendi bireysel yaşamları için umutlu ve sorun çözücü; ortak yaşama dair ise karamsar, korkuları baskın ve garantici olmaları”ydı. Acaba başarısızlığa mı alıştırılmıştık?

4.

Dün, sosyal medyada Neil Armstrong’un aya ayak basış görüntülerine dek geldim. Ardından meşhur arama motorunun Doodle’ında kendisiyle ilgili bir video izledim. Sonra hakkında daha fazla şey öğrenmek için araştırma yaparken o dönem Türkiye’deki faaliyetlere tekrar rastladım. Acaba bir film de biz çeksek nasıl olur diye düşünüp Kirkor Divarcı’ya yeniden baktım. Hemen her metin, görsel ve videoda aynı şeyler yer alıyordu. İşin ilginç yanı, Kirkor Divarcı’nın hikâyesiydi. Kendisi için söylenenler, İstanbul’da bir öğretim görevlisi olduğu ve ilk füze denemesini yaptığı, 400 lirasını sırf bunun için harcadığı ve bütün projelerini Üsküdar’da olduğu söylenen evinde çıkan yangında kaybettiği ve bir daha da bu işlerle ilgilenmediğiydi. Ama ne bundan sonra ne yaptığı ne de nerede öldüğü biliniyordu. Bunların yanı sıra, Kirkor Divarcı’ya ait olduğu iddia edilen fotoğrafla Bandırmalı gençlerin fotoğrafları arasında da tutarsızlık vardı. Üstelik, Kirkor’un füze yapmak için harcadığı söylenen 400 lira —o dönem düşünülecek olursa— yeterli miydi, bilemiyordum. Oysa Bandırma’da Astronomi ve Roket Kulübü’nü kuran gençleri (Artuğ Sayıner, Adnan Zambak, Güngör Gezer…) araştırdığımda fark ettim ki hikâyede anlatılan başarılar Kirkor Divarcı’ya değil, onlara aitti. Kaldı ki bugün de dernek olarak faaliyetini sürdüren (Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği; HUZAD) kulübün üyelerinden Artuğ Sayıner Kirkor’u tanımadığını, onu yalnızca bir yarışmada kendi füzesini atarken gördüklerini ve attığı füzenin de kısa bir süre sonra havada infilak ettiğini; buna karşın kendi füzelerinin başarılı bir şekilde atıldığını ve faaliyetlerinin bundan sonra da devam ettiğini söylüyordu. Dönemin gazete kupürleri de Sayıner’in ifadelerini doğrular nitelikteydi. Ayrıca işin gerçeği, dernek ve Bandırmalı gençlerin faaliyetleri —yazıldığı gibi Kirkor’un evinde çıkan yangından sonra değil— ihtilal sonrası askeri hükümetin direktifiyle durdurulmuştu. Öte yandan, o dönemde bağımsız füze çalışması yapan bir başka kişi olan İrfan Mavruk ise Adana doğumluydu ve 1960 yılından önce Amerika’ya gitmişti. Bütün bu gerçeklere rağmen insanlar Kirkor’un trajikomik hikâyesini benimsemiş, deyim yerindeyse galatımeşhur lügat-ı fasihten evla olmuştu.

Bandırma, 1962, kaynak: HUZAD

5.

Bugünlerde ise ülkenin gündemi Düzce’de yaşanan sel felaketi. İklim değişikliğinin faturasını Antalya’da yaşanan olayda da görmüştük. Aşırı yağış dere yatağının taşmasına, sel baskınına neden olmuş. Biz orada yaşamayanlar, orada olanlar için sadece endişe duyuyoruz. Anladığım kadarıyla iklim değişikliğinin etkileri konusunda bilinçli bir hareket, ya felaket senaryosu çiziyor ya da yerel düzeyde kalıyor. İnsanlara bu konuda bilinç aşılamak için ise, araştırmalardan fazlası gerekli. Yani insanlar sadece kendi yaşamları için değil, ortak yaşamlarında da umutlu olmalı. Üstelik ayın da aynı kaderi yaşayıp yaşamayacağı bir o kadar meçhul.

6.

Bugün Düzce’de, yaşanan felaket sonrası bir ‘afet bölgesi’ ilan edildi.

füze, havacılık, iklim değişikliği, Muhammed Bayar, roket