Toplumsal Armoninin Mimarlığı

Torre David’in bendeki hikâyesi, Caracas’taki 45 katlı bu kule ile ilgili belgeselin fragmanını izlememle başlıyor. Ekranda gördüklerim, aslında bana hiç yabancı olmayan imgeler. Spor yapanlar, evcil hayvanını besleyenler ve marketten sakız alan bir çocuk bunlardan bazıları. Beni asıl etkileyen şey, bu eylemlerin gerçekleştiği arka plan. Küçük bir çocuğun scooter’ını gecenin karanlığında korkuluksuz bir gökdelenin balkonunda, arkada tüm şehrin ışıklarını görebildiğimiz bir alanda sürmesi veya insanların korkuluğu olmayan bir merdivenden inip çıkmaları gibi. Her biri neredeyse üç saniye süren bu imgelerin üzerimde yarattığı etki, beni şehirler ve yaşantılar arasındaki ilişki üzerine düşünmeye itiyor.

Torre David,
belgeselden ekran görüntüsü

Günümüz ekonomik ve politik peyzajını şehirlerde çok farklı biçimlerde okuyabiliyoruz. Caracas en tehlikeli Latin Amerika şehirleri listesinde üçüncü sırada yer alıyor. Ülke derin bir ekonomik krizin içinde. Kentliler, temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Birçok bölgeye su, elektrik ulaşamıyor; şehirde hırsızlık, yağma gibi olaylar artarak devam ediyor.

Tüm bu sahneye karşılık, yaklaşık 750 aile eski bir çete üyesinin önderliğinde kentin çeperinden gelerek inşası yarım bırakılmış Torre David’e yasal olmayan yollarla yerleşti. Torre David, Caracas’ın merkezinde 1990 yılında şehrin çalışma alanı ihtiyacına cevap olarak inşa edilmeye başlanan, tamamlanması hâlinde Latin Amerika’nın en yüksek yapılarından biri ve bir finans merkezi olacak bir kuleydi. Ancak 1994’teki bankacılık krizi sırasında 150 metre yüksekliğindeki 45 katlı yapının %70’i tamamlanmışken yatırımcılar tarafından inşaat durduruldu. O dönemki hükümetin el koyduğu yapının inşaatına yeniden başlanılmadı. Torre David, kısmen monte edilmiş camları, tepesinde bulunan helikopter pistiyle yarım kaldı. Uzun bir süre âtıl durumda kalmış kulede yaşamın başlaması için, yapının günümüz koşullarına adapte edilmesi, gerekli donatı ve sistemin kurulması gerekiyordu. Yerleşenler binaya elektrik ve su tesisatı kurup, dairelerini onararak bir konut merkezine dönüştürdü.

Torre David, ekonomik ve politik kararlar sonucu bir grup kentlinin çaresi olmuş yerleşim örneklerinden sadece birisi. Benzer yapılarla dünyanın farklı yerlerinde farklı isimlerle karşılaşıyoruz. Gecekondu, favela, squatter veya shanty bunlardan bazıları. Venezuela’ya yakın bir coğrafyada, Brezilya’da ortaya çıkan favela’lar, 19. yüzyılda konut krizinin doğması ve onun ardından gelen politik krizlerle şekillendi. Yerli halkın eline geçen her şeyi değerlendirerek inşa ettiği gecekondu yapıları oluştu. Onlarca yıl yasak bölge olarak anılan bu plansız yerleşimler, Brezilyalılar da dahil olmak üzere dışarıdan gelenler için çok tehlikeli yerler olarak görüldü. 90’ların ortalarında devletin uyguladığı politikalarla şehre geri kazandırılmaya başlanan favela’lar, bugün şehir kültürünün bir parçası hâline geldi.

Torre David’e benzer bir başka örnek ise Mozambik’te bulunan Grand Hotel. Otel, Hint Okyanusu kıyısında 1955 yılında inşa edilen en lüks oteldi. Hiçbir zaman beklenen müşteri kapasitesine erişemediği için kapatıldı. Ardından iç savaşın Mozambik’te patlak vermesiyle ordu tarafından el konulan yapı, bir süre tutuklulara işkence etmek için bir hapishane olarak kullanıldı. 70’lerin sonunda terk edilen yapı, şehrin çeperinden barınma ihtiyaçlarını karşılamak için gelen aileler tarafından işgal edildi. Her bir metrekaresi yerleşenler tarafından kullanılıp bir sosyal konut alanına dönüştürüldü.

Bu örneklerdeki ortak nokta, içlerinde kendi toplumsal armonilerini yaratmaya çalışıp, kendi kendilerini yöneten, dayanışmacı bir şekilde kurulmuş topluluklar. Torre David, içinde market, berber, kasap, dişçi, basket sahası ve spor yapabilecek alanları barındıran bir yapı hâline dönüştü. Yaşlılar alt katlara yerleşti, kalabalık aileler daha geniş alanları tercih etti. Ortak koridorlar her gün yıkandı. Her katın sağlık ve güvenlik görevlileri oldu. Binanın içerisinde taşımacılık faaliyetleri gerçekleştirildi. Kira ödemeyen aileler kendi aralarında belirledikleri kurallara uyarak bir arada yaşamayı başardılar. Benzer motifi Grand Hotel’de de izliyoruz. Zamanında olimpik yüzme havuzu olan alan, yerleşen kişiler tarafından çamaşır yıkama alanı olarak kullanılmaya başlandı. Tek bir bölgesinde elektrik olan otelde, o bölge bir sinemaya dönüştürüldü ve özellikle çocukların kullandığı bir mekân elde edildi. Torre David’de olduğu gibi kurallarını kendileri belirleyerek ve kira ödemeden bir arada yaşamayı başardılar. İngiliz mimar John Turner, 1963’te enformel konut yapılarıyla ilgili yaptığı çalışmalarda, bu yapıların bireylerin gereksinimlerine yaratıcı ve etkili çözümler getirdiğini savundu. Bu yerleşimlere bakıldığında dayanışma, iş bölümü, yaratıcılık ve mekânlardaki esneklik bu görüşü destekler nitelikte.

Torre David ve benzer örnekler, bize mimarlığın müşterek çözüm üretme mecrası olarak başka türlü yapıldığını söylüyor. Bu toplulukların müşterek karar mekanizmaları, bugünkü mekân üretme biçimlerimiz için bize referans olabilir.

kolaj: Edanur Köşeli
Bu metin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde, öğretim görevlisi Dilek Öztürk yürütücülüğünde, IND 324 Tasarım Yazarlığı ve Editörlüğü dersi kapsamında üretilmiştir.

Edanur Köşeli, konut, mimarlık