Tıkanma Yıllarımız
ve The Boys

Herkesin hikâyeye dahil olma zamanı farklı; kimimiz televizyonda X-Men seyrederek, kimimiz Spider-Man desenli su matarasının ışıltılı kızıllığına kapılarak onlarla tanıştık. Sahaflarda ilk baskılarının peşinde on yıllar vermişler de var, sevdiği cosplay’cinin görselinden etkilenip internette araştırarak öğrenenler de. Nasıl başladığımız fark etmez, artık eğlence kültürünün tarihteki en büyük furyasında savrulmuş gidiyoruz; süper kahramanlar bugün hayatımızda ve sağlıklı bir sosyallik için onlara muhtacız.

Dünün marjinal sayılan ve hor görülen eğlence araçlarının (çizgi roman, masaüstü RPG vb.) bugün yeniden sükse yapması belki de fikri bir doygunluğun, tıkanmanın karşılığı. Bu araçların bizi ne kadar idare edeceği bilinmez, şimdilik işlerini fena götürmüyorlar. Ne var ki yoğun kullanılan yıpranır, süper kahraman sevdamız da yıpranmanın ve tıkanmanın eşiğinde. —İte kaka da olsa— tüm zamanların en yüksek gişe hasılatına erişmiş Avengers: Endgame’in bitirdiği tek şey kendi sinematik evreninin günceldeki fazı olmadı, bu filmin başarısı ile artık erdemli süper kahramanlık hikâyeleri de doyuma ulaştı.

Bu doyumun sancıları çizgi roman dünyasında aslında çok evvelden hissediliyordu. Alan Moore ve Dave Gibbons 1985’te ilk Watchmen sayısını hazırlarken süper kahramanlarını erdem zırhlarını çıkarmaya zorlamışlardı. Devlet için gizli suikast yapan, masumları öldüren, kendisine güvenenleri yüzüstü bırakan kahramanları ilk kez bütünlüklü olarak bu seride tanıdık. Watchmen’in ilk ve etkili yumruğunun ardından pek çok çizer ve yazar konuya kendi eklemelerini yaptı, ancak bunlar pek de göz önünde çalışmalar olamadılar. Sonunda sinemadaki tıkanma anımıza gelene kadar…

Süper kahraman furyası planlanandan uzun sürdü ve dün bu filmlerle sinemaya giden çocuklar bugün gerçek hayata toslamış vaziyette, güncel yetişkinlik travmalarında savruluyorlar. Şu sıralar pek çok yapım şirketinin harıl harıl ‘aykırı’ süper kahraman hikâyesi araştırdığını tahmin etmek zor değil. Amazon Prime’ın 2019 hamlesi The Boys, işte bu noktada karşımıza çıkan ilk büyük ve başarılı hamle.* Daha yayımlanmadan ikinci sezon anlaşmalarını tamamlayan The Boys kısa zamanda geniş bir hayran kitlesi edindi. Üstelik bunu, uyarlandığı eserden farklı bir yol izlemesine rağmen çizgi romanın hayranlarını da mest ederek yaptı. Çok duyduğumuz başarı hikâyelerinden değil.

The Boys, Amazon Prime (2019– ), Dominique McElligott, Antony Starr
ve Jessie T. Usher,
fotoğraflar: Jan Thijs, kaynak: IMDb

Kuzey İrlanda doğumlu Amerikalı yazar Garth Ennis’in aynı adlı serisinden uyarlanan The Boys’ta mesele çok net: Günümüz toplumunda süper kahramansanız, ahlaki bir çöküntünün içine çekilmeniz kaçınılmaz demektir. Vought International isimli şirketle anlaşmalı olan süper kahramanların temel görevi şirketin reklam yüzlerini oluşturmak ve kontrollü şovlar ile şirkete kamuoyu sağlamaktır. Karşılığında zevk ve eğlence dolu bir hayata ve yüklü banka hesaplarına sahip olmak garantidir. Yarı tanrılarımızın hiçbir şeye karşı bir sorumlulukları yoktur, şirket politikalarından başka. Hem dizi hem de çizgi seri bize bu sıradışı süper kahraman profilinden zarar görmüş bir grup insanın intikam hikâyeleri olarak sunulur.

Çizgi roman dünyasında The Boys’u pek çok süper kahraman eleştirisinin ötesine taşıyan temel şey serinin aşırılığı. Tecavüz, madde bağımlılığı, ırkçılık ve daha pek çok genele yansıtılması güç konu, çizgi seride neredeyse sansürsüz bir şekilde süper kahramanlıkla dirsek temasında. Ennis’i tanıyanlar kendisinin ikonlara saldırmadaki ustalığına aşinadırlar. İnşa etmeyi planladığı anlatıya bir mimar edasıyla yaklaşan Ennis, yıkmak istediği şeyin tam olarak neresine dinamiti yerleştirmesi gerektiğini de hep iyi bildi. The Boys’taki süper kahramanların da umursamazlıklarında empati kurulacak bir alan bulunmamakta. Kahramanları çıkarcı ve umursamaz yapan yaşadıkları bir travma ya da düş kırıklığı değil, tamamen The Vought International’ın onlara sunduğu yaşam tarzı. Bu yaşam tarzı onları fit ve seksi görünmeye, replikleri iyi ezberlemeye zorluyor. Kahramanlar gerçek bir tehlike karşısında ise sadece başarısız olmakla kalmıyor, kimi durumlarda ucuz atlatılabilecek bir mücadeleyi felakete dahi çeviriyorlar.

Ennis tartıştığı janrı eleştirirken okurunu rahatsız etmeyi seven bir yazar. Onun bir serisine başlayacaksanız baştan provokasyonla teması kabul etmişsiniz demektir. Preacher’da İsa’nın soyunun akraba evliliğinden doğma, zihinsel engelli varislerden oluştuğunu öğrenmeye hazır olun. Ya da Jimmy’s Bastards’ta gizemli gender-fluidity operasyonu sonucu bir anda yeni cinsel organlar edinen Londra halkıyla ve onların doymak bilmez libidolarıyla tanışmaya. Her türlü politik hassasiyete çomak sokan provokasyon, muhtemelen Ennis’in ‘adanmış’ okurlarını belirlemek için uyguladığı bir seçilim metodu. Kaldırabilecekleri ileride iyi bir drama bekliyor, ama yazarın sabrınızı sınaması lazım. The Boys da bu seçilimi daha ilk sayısından itibaren uyguluyor. Ne var ki içerikteki aşırılıklar kısa zamanda yayıncıları kaygılandırmaya yetmiş. İlk başlarda Wildstorm Entertainment ile yayına sunulan seri ilk altı sayıdan sonra Dynamite Entertainment üzerinden yoluna devam etti ve bu yayınevinden (ek maceralar hariç) 66 ilave sayı çıkararak hikâyesini sona erdirdi. Wildstorm’un DC Comics’in altındaki küçük yayıncılardan biri olması, The Boys’un neden fişinin bu yayınevinde erkenden çekildiğini anlamak için yeterli.

The Boys (2006–2012),
Volume 1, 2, 3 ve 5 kapakları,
Dynamite Entertainment,
kaynak: Amazon

Elbette Amazon Prime’ın serisi çizgi romanın aşırılığında değil, bu da aslında isabetli bir durum. Sinemada süper kahramanlara yönelik doyum noktasına yeni erişildi, çizgi romanda ise Ennis’in The Boys’u yazdığı dönemde bu doyuma erişeli uzun zaman olmuştu; mecra agresif yazarlığı haklı kılacak bir bunalmışlıktaydı. Sinematik süper kahramanlık, kendi klişelerini ve ucuzluklarını görece yeni edinmiş bir başlık, halen sabır gösterebilecek durumdayız. Bu sebeple dizi olan The Boys, süper kahramanlarına karşı daha insaflı. Dizide yozlaşmış, ancak insani taraflarını halen koruyan karakterlerle karşı karşıyayız. İlk sezondan anladığımız kadarıyla bu insaniyet kahramanlara dönük bir empati oluşturmaya yönelik değil, daha çok onların gerçek hayattaki eşdeğerlerini (şöhret sahibi isimler, oyuncular, sporcular vb.) görebilmemizi sağlayan bir filtre. Bu filtrenin empatiye yönelen kısmını daha çok seriye adını veren The Boys’un üyeleri bize tanıtılırken hissediyoruz. Mesela çizgi romanda karikatürize tasvirlerin ötesine uzun süre geçemeyen Frenchie ve The Female karakterleri dizide geçmişleri olan, bağ kurulabilir figürler olarak tasvir ediliyor. Bir diğer örnek, dizideki Homelander’ın çevresindekilere ve cinselliğe yönelik geliştirdiği türlü psikopatoloji, çizgi romandaki tasvirden çok daha karanlık ve gerçek bir düzlemde duruyor. Dizinin dramatik yapısının bu açılardan çizgi romandan daha sağlam kurulduğunu söyleyebiliriz.

The Boys, Amazon Prime (2019– ),
Laz Alonso, Karl Urban, Jack Quaid,
Tomer Capon ve Karen Fukuhara, fotoğraflar: Jan Thijs, kaynak: IMDb

Üzerine yatırılan bütçeyi daha ilk sahnelerinden hissettiren The Boys, bu senenin tek süper kahraman eleştirisi değil, zira sonbaharda HBO da yeni Watchmen serisi ile sahaya iddialı bir giriş yapacak. Bu iki serinin aynı dönemde hayata geçirilmesi tesadüf sayılmamalı, bilakis bu durum kırılma noktasını bize açıkça gösteriyor. Ne var ki HBO’nun serisinin bir dezavantajla yola çıktığını söylemek gerek; Moore ve Gibbons’un Watchmen’i, yaratılışı itibariyle iki kutuplu bir dünyanın gerilimini ve buhranını odağına almış bir eserdi. Bugün neoliberalizmin bireyde yarattığı buhran farklı bir çaresizlik barındırıyor ve The Boys üzerinden yapılan şöhret eleştirisi, bu çaresizliği irdelemeye daha uygun. HBO’nun ise çağını ve görevini tamamlamış bir eseri günümüze taşımak için şartları zorladığını ve “internetin ve sosyal medyanın olmadığı” alternatif bir günümüz Amerika’sı tasarladığını biliyoruz. Güncel ile ilişkinin daha ilk etapta sıkıntılı kurulduğu aşikâr. Gene de dizinin türü zenginleştirecek katkılar sunacağı öngörülebilir.

Süper kahraman sineması gerek hasılat gerekse entelektüel yetkinliğini Dark Knight ile ispatlayalı on yıldan fazla oldu. Hasılat konusundaki istikrar korundu, ancak anlatıda risklerden kaçınmak bu istikrarın bedeliydi. Önümüzdeki birkaç yıl oltaların risk havuzuna atıldığı bir av mevsimi olacak, bu mevsimin bereketi bizi elbet bir süre daha götürür. Tıkanmanın eşiğinde çok şeyler oldu ve oluyor; mesela Joaquin Phoenix’in başrolünü üstlendiği Joker filmi Venedik’te Altın Aslan alması suyun akışına şüphesiz etki edecek. Vakit gelip pelerinler askılıklara asıldığında ise blockbuster âlemini hangi yeni furyanın yöneteceğini insan şimdiden merak ediyor.

* Burada başarılı kelimesinin önemi büyük. Geçtiğimiz yıllarda vizyona çıkan Suicide Squad’ın da benzer kaygılarla perde yüzü bulduğunun, ancak hiç de iyi bir karşılık almadığının altını çizmek gerek.

Alan Moore, çizgi roman, Dave Gibbons, dizi, Garth Ennis, süper kahraman, televizyon, The Boys, Watchmen, Yigilante Kocagöz