Pro Captu Lectoris Habent Sua
Fata Libelli
:
İki Yeni Hayat

Eğer Yeni Hayat’ın kapağına tarih yazmamış olsaydım onu ilk okuyuşumun kış aylarında olduğunu varsayabilirdim. Kitaba tarih atmanın anılar üzerinde bu denli etkili olabileceğini düşünmezdim. Üzerinde mavi güller olan bir nevresim takımının altına gömülmüş bir hâlde okumuyordum demek ki. Önemli mesele bu, çünkü okuma deneyiminde sana eşlik eden her parça önemli. “Nevresim ya da pike, ne fark eder?” deyip geçmemek lazım. Italo Calvino bununla ilişkili olabilecek okuma pozisyonlarından şöyle bir bahsetmiştir.1

İlk Yeni Hayat,
fotoğraflar: Merve Eflatun

2012 yılında Yeni Hayat’ı okumadan önce, yapmayı sevdiğim şeylerin başında yarım kalacağına kuvvetle inanılan kitapları okumak gelirdi. Lisedeki edebiyat hocamın Huzur’u okuyamazsınız demesi, benim Tanpınar’a başlamam için sebep olabiliyordu. Yapılamaz denilen şeyleri yapmanın cazibesi. Murathan Mungan yarım bırakmıştı Yeni Hayat’ı. Etrafımdaki üç beş insan sıkılmıştı. Kitabı bundan dolayı almış olduğum kısmı tahmin edilebilir, yine de belirsiz. Anıların arasında Yeni Hayat’ı evimin yakınlarında bulunan sahafların birinden edinmem ve herkes uyuduktan sonra açtığım kısmı net. B-i-r g-ü-n b-i-r k-i-t-a-p o-k-u-d-u-m v-e b-ü-t-ü-n h-a-y-a-t-ı-m d-e-ğ-i-ş-t-i. Bir romanın ilk cümlesinin böylesine ağır yükle ezilmesinin kitaba nasıl dokunabileceğinden habersizce başlamıştım, ama hep istediğimdi: “Bir şey olsun hayatım değişsin ve ben bambaşka bir insan olayım!”

Belki de bundan dolayı gerçek olan veya yaşım gereği çekmekle yükümlü olduğum veya yaşım gereği çekmekten keyif aldığım acımı romanlara kurban etmekten çekinmiyordum. Don Quixote’nin okuyarak “aklını kurutmasına” sadece sevgiyle yaklaşmam şaşılacak bir şey değildi. Kitaplara kendimi kurban edince insanlar birkaç gün flulaşıyordu ve bu bulanıklık hoşuma gidiyordu. Birkaç gün bulanıklık evet, ama tüm hayat? Bunun kışkırtıcılığının farkında olmaksızın diğer satırlara sıçramıştım açgözlüce. Okumada büyülenme denilen ânı, sayfalar ilerledikçe yaşamaya başlamıştım. Tüm hayatı değiştirecek bu Yeni Hayat Taşkışla’da başlıyordu. Hemen hemen akranım kahramanlar —sanırım benim de o dönem aldığım statik dersinin fonu eşliğinde— bir kitap okuyup, onun peşinden gitmeye razı oluyorlardı. Bu yüzden Yeni Hayat’ın iç içe geçmiş, bilmediğim ama tanıdıklığı kuran yolculuklarında kendimi aramaya başlamıştım. Tanıdıklık ve büyülenme. Kitabın senin için yazıldığını sanma heyecanı. Elbette kitabım, kitaptaki kitap gibi ışıklar saçmıyordu ama yetersiz ışık veren sarı bir ampulün genişçe odayı loş kılan ışığının altında, muhtemelen bir çarpıntıyla ayağa kalkmıştım. O ışık yıllar sonra kitaba hâkim olan mor renge dönecek ve ben bu sefer “Nasıl yani, demek ki bir okur kendi katili olabiliyormuş” diyerek gözlerimi kapayacaktım.

İkinci Yeni Hayat,
fotoğraflar: Merve Eflatun

Kitabı ikinci kez okumak istediğim zaman, yeni basımını aldım. Nesnede düşünceler kalır. Calvino bundan bahsetmez, Pamuk bahseder. Başka türlü bir deneyim vaat edeceğini, başka türlü düşüneceğimi biliyordum. Yeni Hayat’ı yıllar sonra, Alberto Manguel’in Gezgin, Kule ve Kitapkurdu isimli kitabından sonra okudum. Kaza bazen tesadüf kılığına bürünüp küçük oyunlar oynayabiliyor. “Okuma bugün bir yolculuk biçimiyse, bu yalnızca enlem ve boylam farklılıklarını görmezden gelip sanki her şey bizim için ve gözümüzün önünde gerçekleşirmiş gibi her nerede bulunursak bulunalım, olan biten her şeyden haberdarmışız gibi yaparak zamansızca bir yerden bir yere geçme duygusudur.”2 diyordu Manguel. Manguel her türden yolculuğu tariflerken ben yazıp çizmeye başlıyordum.

Yeni Hayat’ta nasıl seyahat ettim?,
Merve Eflatun

Ya da ben Pro captu lectoris habent sua fata libelli cümlesinin manasını öğrendikten bir süre sonra Yeni Hayat’ı yeniden okudum. Sana yabancı olan dilin gizemli görüntüsü altında demek istediğiyse: “Okurun bakışına göre, kitapların kaderi şekillenir.” Söyleyebilirim ki Yeni Hayat’ın altyapısını, niyetlerini şimdi çok daha iyi anlıyordum. Hiç anlamayan birisinin de üç beş makale karıştırarak algılayabileceği bu saklı olmayan sırlara istinaden demiryolu şefi Rıfkı Bey sesleniyor: “Bir gün anlarsınız ama işe yaramayacak kadar yaşlanmış olursunuz.”3 Kısacası kitabı daha iyi kavrıyordum, yolculuğumun biçemi, kitabın kaderini değişiyordu ama kazalar da eskisi kadar sıklıkla olmuyordu işte. Her kitabın okunuşu kazaların umulduğu bir yolculuktu ve bunu bilen ben kazara ayaklanamıyordum bile. Bazı arkadaşlarımı artık sevmemeyi kabullenebilirken, yine detaylara takılıp kalmıştım. Tam anlamıyla büyülenememeyi, olgunlaşmayı reddetmek istiyordum! Yeni Hayat kazayı bekleyen yolculuk, yıllar sonra daha çok şey beklenen okuma yolculuğu, bir daha asla âşık olmayacağını henüz bilmeden ama ümit ederek gittiğin ayak değmemiş mora çalan bakır tonlarda toprak yoldaki sergüzeştiyle hızla akıp giderken, hayatı bir kez değiştiren şeylerin bir kere daha değiştirme ihtimalinin düşüklüğünü son defa anlıyordum. Harfler, cümleler, paragraflar zaman zaman turist rehberlerinde cazip görünen o güzelim binaların yanında bulunduğunda duyduğun geçici hayal kırıklığına dönüşmeye başlıyordu. Sanırım yavaş yavaş Samsun’da yaşayan doktora dönüşüyordum. Samsunlu doktor: “Kitabı hayatı kaymışların yaptığı gibi değil, adamakıllı sağlam bir başka yolla sindirim sistemine katıp onunla birlikte huzur ve tutkuyla yaşayabilen adam.”4 Osman’a göre keriz. Nihayetinde ben: Keriz kadın! Elbette bir şeyler olmuştu ve ben biraz olsun başka biri olmuştum. Ne yazık ki başka biri olmayı dilerken, istediğim şeyin ne olduğunu söylemeyi unutuvermişim. Unutmasam bir şey değişir miydi? Belki de unutmamak önemli değildi, hatırlatacak bir kaza ile karşılaşmalıydım. Kazaları unutunca, kaderim belirsiz kalmıştı. Çünkü “Kaza kaderdir.” Meğer hayatta bize yön veren irili ufaklı mihenk taşlarıyla olduğu gibi kitaplarla da sakince vedalaşmayı bilmeliymişiz. Kitabı okurken sarsıldığını, sırf bunun için asla iki kere okumayacağını söyleyen iş arkadaşım ne müthiş bir okurdu! Kazasız gidip gelmenin teminatı olan sabah sekiz akşam beş yolundan geçerken, Osman’dan farklı olarak alnımı soğuk cama dayamadan bunları düşünüp uyuyakalmışım.

1. Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016. Italo Calvino kitabın ilk sayfalarında okumak için asla doğru pozisyonu bulamayacağımızdan bahseder.

2. Alberto Manguel, Gezgin, Kule ve Kitapkurdu: Bir Metafor Olarak Okur, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2017.

3. Orhan Pamuk, Yeni Hayat, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016. s. 168: “Bir an Rıfkı Amca ayağa kalkmış ve ‘Bir gün anlarsınız, ama o gün de zaten bir işe yaramayacak kadar yaşlanmış olursunuz,’ demiş. ‘Anladım. Ama bir işe yarayıp yaramadığını bilmiyorum,’ dedi.”

4. Pamuk, age, s. 150: “Kitabı benim gibi hayatı kaymışların yaptığı gibi değil, adamakıllı sağlam bir başka yolla sindirim sistemine katıp onunla birlikte huzur ve tutkuyla yaşayabiliyordu bu adam.” cümlesi olarak geçer.

kitap, Merve Eflatun, okumak, Yeni Hayat