Studio-X Istanbul’daki
Yılmaz Zenger sergisi
[16.11.2018–15.02.2019],
fotoğraf: Onur Gürkan, 2018
Studio-X Soru Cevap
“Onun kadar çalışkan bir adam daha görmedim
bu dünyada”

Mimar, içmimar, mobilya-aksesuar-dekor tasarımcısı, endüstri ürünleri tasarımcısı, fotoğrafçı, sinemacı, ses ve görüntü uzmanı, ressam, heykeltıraş, eğitmen, yazar. Kimine göre bir “Rönesans insanı”, kimine göre “dahi”. Studio-X olarak, 2018’in son aylarında kaybettiğimiz Yılmaz Zenger’i 43 yıl beraber çalıştığı Fikret Kaymakçı’ya sorduk.

22 yıldır atölye şefisiniz ama Yılmaz Zenger ile 43 yıl neredeyse kesintisiz beraber çalıştınız. Aranızda nasıl bir kimya vardı?

Evet, 1975 yılından vefatına, son nefesine kadar hep beraberdik. Hiç aralıksız. İşe, Yılmaz Bey’in ustabaşısıyla tanışarak girdim, 1974 yılının sonlarıydı. Ama Yılmaz Bey’le esas yakınlaşmamız 1996 yılında, ben atölyenin sorumluluğunu aldıktan sonra oldu. Yılmaz Bey ile ilgili bizim ilişkimiz şöyleydi: Tartışmalarımız da olmuştur ama hepsi işin gereğidir. Bir de ben onun kadar çalışkan bir adam daha görmedim bu dünyada. Benden çok daha fazla çalışırdı. Gece ikilere, üçlere kadar çalışırdı. Yani beni iş yerinden soğutacak, başka bir iş yeri aratacak bir ortamı hiçbir zaman yaratmadı bana. Bir baba oğul gibi çalıştık biz. Ben bunu yaşadığım için çocuklarıma da söylüyorum. Mesela benim ufak oğlum ikide birde iş değiştiriyor. “Oğlum sürekli iş değiştirmek doğru değildir.” diyorum. Orada uzun bir süre çalıştığında bir kariyerin oluyor, tecrüben oluyor, benimseme oluyor.

Reklamlar için Zenger atölyesinde
üretilen büyük boyutlu
televizyon maketi önünde,
soldan ikinci sırada Fikret Kaymakçı

Arada tartıştığımız oldu ama işin gereği dediniz…

Hep iş ile ilgilidir, işin doğrusunu bulmak amaçlıdır. Bir de kalp kırmadan tartışmışızdır. Birbirimize kızma sebebimiz, işin maddi veya manevi yönden doğru olması amacıyladır. Mesela bir model yapımında o kadar uzun süre çalışırız ki, ben bazen derim: “Gereksiz gereksiz yapıyoruz.” O da der: “Bir modeli yapmak için trilyonlarca para harcanır ama en doğrusu çıkar.” Öyle tartışmalarımız olurdu yani. Mesela “Sen niye işe gelmedin?” veyahut “Niye erken gittin?”, onun tantanası olmazdı. Mesela yarın işim mi var, “Yarın gelmeyeceğim.” derdim; tamam, problem yok. İzne çıktım “On beş gün daha gelmeyeceğim.”, problem yok. Bizi çok sıkmıyordu. İş konusunda sıkar, ama hepsi işin gereği; onun huyundan kaynaklanıyor.

Peki atölyeyi tasvir etseniz biraz. Yılmaz Zenger’in atölyesi nasıl bir yerdi? Benim fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla sinema seti gibi bir yer.

Karışıktır. Yılmaz Bey’in çalışma masası da öyledir. Zaten benim duyduğum kadarıyla bu karmaşa içerisinde çalışan adamlar daha başarılı olurmuş. Hani böyle simetri insanları vardır ya: “Şu şöyle dursun bu böyle.” diye. Onlar başarılı olamıyormuş. Mesela Yılmaz Bey evrak arayacak değil mi? Yarım saat evrak arardık biz masanın üstünde. Atölyede de öyleydi. Bir kalıp ararız, üç gün. O kadar çok ki. Mesela o der ki: “Şu sandalyenin kalıbını bulacağız.” Bu sandalyenin de kalıbının da ismi yoktur bizde. Şöyle olur bazen mesela: “Ege Hanım’a yaptığımız bir tane koltuk var ya…” “Hee…” “İşte o kalıbı bul.”

43 yıl önemli o yüzden.

Elbette. Belki onun da bana dayanma şekillerinden biri olabilir. 43 yıl deneyimim var. Yoksa o koltuğu nasıl anlatayım, ismi yok. Veyahut işte “X5’te sergilediğimiz bir masa vardı ya, yuvarlak.” der. Ben oradakileri getiririm onu öyle buluruz. Bizim çalışma sistemimiz oydu.

Çalışma sisteminizi biraz daha konuşalım…

Bizim aynı zamanda bir de marangozluk atölyemiz vardı, fiberin yanında ahşap mobilyalar da yapardık. Daha doğrusu Yılmaz Bey mekânları aldığında, genelde hepsini birden yapardık, aydınlatma bile vardı bizde. Atölyede demir işleri, fiber, elektrik, elektronik; her işi yaptık biz.

İmalat işlerinde modelleri, kendi işlerimizi kullanarak yapardık. Mesela oturma şekli aynıdır ama ayakları değişiktir. Veyahut da bunu birazcık daha yatıralım, deriz. Bir şekilde onun kulağından, bunun ayağından, oturma şeklinden hep yararlanırdık. Mesela geçen gün iş yaptığımız bir firmanın çocukları “Abi, siz bu modeli nasıl yaptınız hemen?” diye sordu. “E, o meslek sırrı.” deyince, “Ben bu modeli yaptırmak için CNC’ciye dünyanın parasını verdim.” dedi. Çünkü onlar bizdeki formları, çalışma sistemimizi bilmiyor. Onlar çizip CNC’ye veriyorlar, CNC kesiyor, yontuyor; modeli yapmak için bir sürü para harcıyorlar. Biz para yerine emeğimizi harcardık o işe. Ve yılların birikiminden dolayı, neyi nereye yapacağımızı biliyoruz.

Yılmaz Bey heykel yaparken de çizili, ölçülü tasarım yapmazdı; yaptıkça tasarım hâline gelirdi. Kaba olarak bitirince bakar, gözüne takılan, düşüncesine uymayan yerler için: “Şurayı kesin, yontun.” derdi. Biz de mesela “Bunları zamanında görüp yapsak.” diye kızardık; “Oğlum, heykel böyle olur.” derdi.

Ne tip müşteriler oluyordu?

Garanti Bankası’yla çok çalıştık, aşağı yukarı 1984’ten 1996/1997’ye kadar. 1980’lerde, Türkiye’ye ilk girdiğinde, bankamatikler bankaların dışında, kulübe gibiydi. Onları ilk uygulayanlardan biri Zenger Limited Şirketi’dir. Sonra Demirbank’a, Pamukbank’a, Osmanlı Bankası’na, Esbank’a, Finansbank’a, TEB’e işler yaptık. Bankalar sayesinde Türkiye’de gezmediğim yer kalmadı sayılır. Sonra yurtdışına da gittim iş icabı. Sonra Türkiye’ye Avea, Turkcell gibi iletişim şirketleri girmeye başlayınca onlara da çalıştık. Çok işler yaptık, saymakla bitmez. 1980’lerden sonra, daha çok bankalarla ve diğer şirketlerle çalışmaya başladık. Öncesinde ise bireysel mobilya çok yapmıştık.

Peki öncesiyle şimdiyi ya da vefatından az önceyi kıyaslasanız, atölyede ya da çalışma şekillerinizde farklılık oldu mu?

İşe başladığım yıllarda fiberglas Türkiye’de çok tanınan bir malzeme değildi; Türkiye’ye ilk sokanlardan birisi Yılmaz Bey’dir. Hatta polyesteri bile Türkiye’ye ilk o tanıttı. Ben 1975’te girdim atölyeye, teknoloji o zaman neyse bugün de aynı bizde. Ama çok çabaladı. Bizi yenemedi o konuda. Biz, bilmiyorum, yeniliklere kendimizi alıştıramadık. O konuda bizden çok şikayetçiydi. Mesela bir ara makineleşmeye gitmek istedi, biz ayak uyduramadık. Ama neden ayak uyduramadık? Kendimize göre biz de haklıydık. Biz derdik ki: “Ne gerek var ona o kadar para harcamaya? Biz onu böyle yapıyoruz işte.” Velhasıl makineleşemedik biz. Mesela yeni bir alet çıkar fiberi kesmek için, Yılmaz Bey hemen koşa koşa onu alır. Biz ise, ona adapte olmakta zorlanır, yine elimizle keserdik.

Fikret Kaymakçı ve
Yılmaz Zenger atölyede

Kızmıyor muydu o zaman?

Kızıyordu. Ama baş edemiyordu. Bizim de tatlı yönümüz belki orasıydı işte.

Peki Yılmaz Bey’in tasarım anlayışını birkaç kelimeyle özetleseniz ne dersiniz?

Yılmaz Bey tasarımda karmaşık, zor olan şeyleri sever. Herkesin birden anlayabileceği şeyi sevmez. Şu “Offisphere” için kaç sene çalışmışızdır mesela.

Studio-X Istanbul’daki
Yılmaz Zenger sergisinde yer alan “Offisphere”,
fotoğraf: Onur Gürkan, 2018

90’lı yıllarda başlamışsınız değil mi? Evet, 90’ların sonunda başlayıp 2018’e dek geliştirilmiş. Neredeyse 30 yıl.

Onu bu konuma getirene kadar çalıştık. Ondan bir tane daha var fabrikada, daha az gelişmişi. Biz bunun için en az beş altı tane kalıp ve model yapıp attık. Bu iki metrelik küreden top hâlindeydi önce. Bazı yerlerini kestik, düzelttik, bazı yerlerini uzattık. Yapboz şeklinde yaptık. Mesela kapağını yapıyoruz, içine bir de buzdolabı yeri yapalım diyoruz, onu yapıyoruz; sonra şuraya da bir kahve fincanı koymak için şunu da yapalım. Ama bunların her biri kalıba yansıyor.

Yılmaz Bey’i şu hikâye çok iyi anlatır dediğiniz bir hikâyeniz ne olabilir?

Benim onunla yaşadığım hikâyeler çok. Fakat o hikâyeler onun kişiliğini anlatabilir mi? Hikâye ile değil de; ben bu dünyada Yılmaz Zenger kadar çalışkan bir adam daha tanımadım. Ve nihayetinde de iş başında gitti. Bana öyle derdi: “Mezarda dinleneceğim ben.” Hep çalışmak, çalışmak, çalışmak. En çok çalışan adam oydu, bizden daha çok çalışıyordu. Sabahın altısında kalkar, doğru bilgisayarın başına; akşam saat ikilere, üçlere kadar. Konumuna göre onun kadar zeki bir insan da tanımadım ben. Çok zekiydi. Anında çözüm bulurdu. Çözülemeyecek denilen probleme anında çözüm üretirdi. O çözüm kesin bir çözüm olmayabilir ama o anlık en iyi çözümdür. Bir de dediğim gibi, çalışkanlığı.

Studio-X Istanbul, Studio-X Soru Cevap, tasarım, Yılmaz Zenger