Sanal Galeriden İnternet Sanatına

Geleneksel sergi kavramı, izleyicinin eserle belirli bir zaman, mekân ve anda buluştuğu; fiziksel mecraya ait bir etkinliği çağrıştırır. Mekânsallaşan sergilerin taşınabilirliği veya yeniden üretimi mümkün. Ne var ki bu imkân çeşitli lojistik ve fiziksel koşullarla da sınırlıdır. Bu sınırlılığa cevap olarak ‘ikinci nesil’ (web 2.0) internet hizmetleri sergileme biçimlerine birçok yeni ve hafif alternatif sunuyor.

Dijital mecraya aktarılan sergi, sınırlamalardan arınmış olarak her an, her yerde, herkese süresiz ulaşabilir bir özelliğe kavuşuyor. Tarihsel, kültürel, sosyal, ekonomik bağlamlarda değeri olan eserlerin belgelenerek derlenmesi çalınma, ışık veya iklim deformasyonu gibi olası hasarlara karşı da bir önlem niteliği taşıyor. Böylece müzelerin kapalı arşivlerinde tuttuğu eserlere erişim sağlanarak eserlerin en küçük detayına kadar görüntülenmesi mümkün oluyor.

André Malraux, hayali müzesinde,
© Maurice Jarnoux,
kaynak: Neatly Art

Öte yandan, bu erişilebilirlik rüyasında nicelik, niteliği belirliyor.

Ne kadar iyi belgelenirse belgelensin, eserin üretildiği mecradan başka bir mecrada tüketilmesi bir değer kaymasına yol açıyor. Dijital temsiller fiziksel mecralardaki doku ve derinliği izleyiciye aktaramayabiliyor; gerek temsil araçlarının değişkenlik göstermesi (farklı boyutta ekranlar), gerekse arayüz kullanım koşulları (yakınlaştırma) algılanan ölçeği manipüle ediyor. Mekânsal karşılığı olan sergilerin anlatımında rol oynayan zaman, dolaşım, doğal ışık, üç boyutlu deneyim, farklı açılardan görüş, kişisel etkileşimler ortadan kalkıyor ve çevrimiçi bir dünyada seyircinin dikkatinin dağılması bir tıklama kadar yakın oluyor.

Walter Benjamin’e göre fotoğrafı çekilen bir sanat eserinin “şimdi ve burada”lığı, biricikliği zaten çalınmıştır. Eser ait olduğu yerden, ona değerini veren bağlam ve gelenekten kopar. Zaten anlamını yitirmiş replikaları bir ekran/prizmadan tekrar kırarak deneyimlemek bize ne kazandırıyor?

Galerilerin sergileri üçboyutlu mekân taramalarıyla internette paylaşıma açması, eser boyutu ve sergilenişi hakkında bir fikir verse de galeri içinde dikkati dağıtmayacak detaylar sanal dünyada abartılmış bir gerçeklik olarak göze batmaya başlıyor.

André Malraux ise, özgün formundan soyutlanan sanat eserini “özgürleşmiş” olarak nitelendiriyor. Müzelere hapsolmuş sanat yapıtını, fotoğraf dolayımıyla yeniden üretip kendisine, kendine özgü “Hayali Müze”sini yaratıyor.

Dijital ortamın çeşitlilik vadettiği araçların —video, interaktif arayüz, yazılım, hipermetin*— getirdiği imkânlar kullanılarak tasarlanmış sergileme teknikleri, fizikselin dijitale aktarıldığı an kaybettiği değerlere rağmen, arşivciliği de başka bir boyuta taşıyabilir mi?

Ted Nelson’a göre “dünya karmaşık, dinamik ve çok boyutludur, kâğıt ise düz ve durağan olduğu için çok boyutlu deneyimlerin
zengin dünyasını
temsil edemez.”
Günümüzde ekranlar bu boyutsuz yüzeyi çağrıştırmıyor mu?

Google Arts & Culture online platformu bu çabanın bir örneği. Uluslararası müzelerden toplanan gigapiksel imgeler “Arts & Culture Experiments” projesiyle farklı başlıklar ve deneyimler altında sunuluyor. Sitede farklı seçki biçimlerine bağlanıp arşivi istediğiniz gibi dolaşabiliyorsunuz.

“Google Art & Culture Experiments”,
t-SNE Map, ekran görüntüsü

Öte yandan, kürasyonu dijital üretimden beslenen siteler ise hem interaktif-hipermetinsel işler, hem de anlam yitimine uğramaksızın ‘ekrana duyarlı’ sergiler üretiyor. ‘Üretildiği mecrada tüketilebilen’ bu işler kendi kültür ve çağrışımlarını da beraberinde getiriyor. Erişilebilir, kapsayıcı ve işbirlikçi olarak tanımlanabilecek bu model net, post-internet ve yeni medya dallarını kapsıyor.

Signe Pierce ve Alli Coates,
American Reflexxx: The Wrong 2017,
videodan ekran görüntüsü

The Wrong, bienal dünyasının en büyük sanat bienali olarak yüz yıldan fazla bir süredir devam eden Venedik Bienali’ne dijital dünyanın bir cevabı niteliğinde. Ziyaret etmek için uçak bileti satın almaya, kalacak yer aramaya veya galeri dışında sıra beklemeye gerek kalmıyor. Katılım için sadece internet erişimine ihtiyacınız var. Merkezi olmayan bu oluşum belli temalardaki pavyonlar altında sanatçıları topluyor. Sırrı basit bir tıklamanın verdiği keşif hissinde.

Paul Barsch ve Tilman Hornig’in New Scenario projesi ise, grup sergilerinin yapılma şeklini sorgulayan yenilikçi bir çevrimiçi platform niteliğinde. ‘Sergileme durumunu’ irdeleyen New Scenario kavramsal, zaman bazlı ve edimsel [performative] sanat üretimi için dinamik, yeni ve bağlamsal anlam yaratmak adına bir uzantı olarak işlev gören bir platform.

Çeşitli sanatçılar, Hope, New Scenario,
web sitesinden ekran görüntüsü

İnternet, bize özgün bir karşılaşma olanağı sunuyor. Hem var olanın saklanma ve dağıtım ortamı, hem de bir üretim ve iletişim ortamı olarak işliyor. Sanal galerilerin üç boyutlu taranmış mekânları ise, gayrimenkul yatırım şirketlerinin mimari görselleştirmeleri kadar gerçekçi.

Marc Augé’nin “yok-yer” kavramında açıkladığı gibi geçmişin silindiği, kimliksizleşen mekânlar yerleşik olmaktan çok yer değiştirenlerdir (terminaller, havalimanları, alışveriş merkezleri). Sanırım yok-yer, artık çevrimiçi etkileşimin şimdi, geçmiş ve gelecekte uzanabileceği fiziksel, sanal, kamusal ve özel tüm alanları tanımlıyor.

_
Bu metin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde Dilek Öztürk yürütücülüğünde, IND 324 Design Writing & Editorship dersi kapsamında üretilmiştir.

* Hipermetin [Hypertext] terimi ilk kez Ted Nelson tarafından kullanılmıştır. Ancak esin kaynağı Vannevar Bush’un memex adını verdiği varsayımsal bir makinedir. Belgelerin birbirleriyle ilişkileri içinde kodlanarak depolanmasını, dolayısıyla aranan belgeye çabuk ulaşılmasını amaçlar. Makine bilgisayar ve internetin öncüsü olarak da görülür. Metin ve anlamların birbirine bağlandığı ve birbirinden beslediği bir portal olarak nitelendirilebilir.

dijital kültür, dijital sanat, Elif Soylu, internet, internet sanatı, net art