İlk Karşılaşmalar

Yeni kurulmakta olan bir tasarım okulunun iki anlamda da bir dizi ilk karşılaşmaya sahne olduğu söylenebilir. Birincisi, daha önce tanışıyor olsalar bile, öğretim üyeleri birbirleriyle akademik kurum ortamında ilk kez karşılaşmaktadır. İkinci olaraksa, öğrenci öğretim üyesi karşılaşması orada ilk kez gerçekleşmektedir. Karşılaşmalar, olağan gerilimler üretir. Bu video projesi hem avantajlar hem de dezavantajlar tanımlayan o ilk kez yüz yüze gelme hâlini görselleştirmeyi ve dinamizmini kayda geçirmeyi öngörüyor. Söz konusu karşılaşmaları vuku bulduğu yerde, fakültenin ilk tasarım derslerinin kuramsal etkinlikleri içinde, özellikle öğrencinin ve öğretim kadrosunun birbirlerine ve birbirlerinin zihnindeki mimarlık ve tasarıma dair fikirlere yönelik tepkilerini betimleyerek anlatmayı deniyor. Karşılıklı yanlış anlamaları, tasarım konularıyla yeni tanışmanın getirdiği aksaklık ve sarsaklıkları olağanlaştırarak ortaya koyuyor. Yeni kurulmanın idealize edilmesi, gerçekdışı vaatlerle parlatılması gibi alışkanlıkların dışında, gerçekçi bir hikâyesinin sunulması amaçlanıyor. 
—Uğur Tanyeli

İstanbul Şehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi tarafından “Okullar Okulu” temasıyla düzenlenen 4. İstanbul Tasarım Bienali Akademi Günleri için hazırlanmış olan videonun çıkış noktası ve ilk metni yukarıdaki paragraftı. İKSV Tasarım Bienali ekibinden temmuz ayında gelen teklifte Akademi Günleri şöyle tanımlanmıştı: “Bienal teması kapsamında öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilecek çeşitli formatlardaki projelerin sunumları.” Sunulacak şey bir ‘ürün’ idi. Bizde ise ürün şöyle dursun, ne o ürünü ortaya çıkaracak öğrenciler, ne de birbirlerini yeterince tanıyabilmiş bir akademisyen kadrosu vardı. Öte yandan teklif heyecan vericiydi. Peki ne yapabilirdik? Soru kısa zaman içinde “biz yeni başlayan bir okul olarak halihazırda ne yapacağız?”dan “bu konu karşısında yapılabilecek olan nedir?”e dönüştü ve başka sorular üretti:

Okul hakikaten ‘ürün’ mü demektir? Bir okulun ürünü dediğimizde ne kastederiz? Bir okulun ürünü belli süreçlerin sonunda ortaya çıkan, elle tutulur çıktılar mıdır, yoksa okulun ‘kendi kendisi’ onun bizatihi ürünü müdür?

Bu sorular karşısında “önemli olan ürün değil süreçtir” mottosuna kolaylıkla savrulmaksızın, yeni kurulmuş olan bu okulun belki de pek çok açıdan en kırılgan olduğu ilk döneminde ‘kendi kendisi’ ile —o her ne ise— ilk kez karşılaştığı, kendi kendisi olmasının ilk anlarını yaşayarak orta yere çıktığı bir süreci almak ve bu teklifin yanıtı hâline dönüştürmek anlamlı geldi. Video, fakültenin ilk döneminde düzenlenen altı ‘karşılaşma’ seminerindeki atmosferin Özden Demir, Doğucan Uslu ve Recep Aygül tarafından kayıt altına alınması ve Özden Demir’in yorumuyla ortaya çıktı. Tasarım atölyesinin parçası olarak kurgulanmış olan bu seminerler hem öğrencilerin tasarımın temel problematiklerinden bazılarıyla ilk kez karşılaşması, hem öğretim üyelerinin ortaya konacak tartışmalar bağlamında birbirleriyle karşılaşmaları, hem de öğrencilerin öğretim üyelerinin birikimleriyle karşılaşmalarına zemin hazırlayacaktı. Seminerler öğretim üyelerinin ufak sunuşları eşliğinde başlıyor olsa dahi amaç öğrencilerin soru sormasını ve söz almasını tetiklemek, teşvik etmekti. Bu kadar basit bir ‘kurgu’nun bile çoğu zaman başta öngörüldüğünden farklı ilerlemesi, beklenmeyen niteliklere bürünerek kendi dinamiğini ortaya koyması bahsedilen kırılganlığa dair ipuçları içeriyor. Bir şeyin kendi kendisi olmasına izin veren bir kurguda dahi o şeyin kurgudan kaçması ve kendi yolunu bulması belki de baştan her şeyi kurgulamaya niyetli mimarlık pratiği ve eğitimi için bir ‘mesaj’ içeriyor.

“İlk Karşılaşmalar”,
İstanbul Şehir Üniversitesi
Mimarlık ve Tasarım Fakültesi
ve Özden Demir, 2018

İstanbul Tasarım Bienali, mimarlık eğitimi, Nil Aynalı Eğler, Okullar Okulu