Poşet

Maslow’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi” piramidini bilir misiniz? Psikoloji derslerinden yadigârdır; en alt basamakta fizyolojik ihtiyaçlar vardır (nefes almak, yemek, su, dinlenmek, seks, barınak…) ve bu teoriye göre insanın bu ihtiyaçlarını diğerlerinden ön planda tutması beklenir. Sonraki basamaklarda “güvenlik, aidiyet, değer ve kendini gerçekleştirme” ibareleri yer alır; son basamaktaki “kendini gerçekleştirme” aşamasına erişebilmesi, yani kişisel tatmin ihtiyacını arayabilmesi için kişinin daha ‘acil’ olan birçok ihtiyacının sağlanmış olması gerekir. Bu kuramı hatırlayan herkesin gözünün önüne bu piramidi temsil eden, beş dilime ayrılmış bir üçgen görseli gelmiştir. Son günlerde ise internette bu görselin bir varyasyonu dolaşıyor. Fizyolojik ihtiyaçların altına eklenmiş derme çatma bir dilimde tek bir şey yazıyor: Poşet.*

fotoğraf: frank servayge
(CC BY-NC-ND 2.0)

2019 yılıyla beraber marketlerde poşetlerin parayla satılmaya başlanmasıyla kopan kıyametin bir temsilcisi bu görsel. Bir arkadaşım, başka hiçbir şeye çıkartacak sesi bırakılmayan halkımızın güvenle protesto edebilecek bir alan bulup bütün isyan enerjisini buraya yönlendirdiği tezini savunuyor. “Ha bitti, ha bitecek” diye bekleyen bizleri her gün hayal kırıklığına uğratan poşet muhabbeti de arkadaşımın muhtemelen haklı olduğunu gösteriyor. Yoksa hakikaten başka derdi yok muydu insanların? Olabilir mi? Bu uygulamanın içtenliğini sorgulayabiliriz elbet, ancak sonuç olarak daha az plastik kullanmanın gezegenin sürdürülebilirliği açısından kötü bir şey sayılamayacağını kabullenmemizi istesem, çok olmaz, değil mi?

Uygulamanın başlamasından günler sonra akşam eve giderken köşedeki markete uğrayıp birkaç şey aldım, sık sık yaptığım gibi. Sonra sıra korkulan kasa faslına geldi. Ben sakince aldıklarımı kasaya bırakırken, sırada arkamdaki adam olduğu yerde tek kişilik bir prodüksiyona girişti. Sekiz dokuz yaşlarındaki oğluna —muhtemelen binanın sekizinci katında yaşayanları da dinlemek zorunda bırakan yüksek bir sesle konuştuğu için sadece oğluna konuşmadığını çıkarabileceğimiz bir biçimde “Bak şimdi oğlum, ne yapıyoruz biliyor musun?” diyerek elindeki çöp poşeti paketini açmaya girişti. Bir yandan da benim aldıklarımı kasadan geçirmeye çalışan genç kasiyerle pazarlık yapıyordu: “Yo yo, sadece içinden bir tane alacağım, yine kasadan geçirirsiniz” ve defalarca üst üste “Ben işin parasında değilim.” Sonra bir de aslında ne kadar vicdanlı ve makul birisi olduğunu kanıtlamak istercesine sırıttı: “Aslında iyice işkence etmek için alıp eşyaları eve götürüp sonra o poşeti iade edeceksin, ama onu yapmıyorum.” Kasiyer genç kadınsa, bir yandan hiç altta kalmadan kendisine laf yetiştirirken bir yandan bana sordu: “Poşet istiyor musunuz?” “Hayır” dediğimde duyduklarına inanamamışçasına açtı gözlerini, ben sakince sırt çantamı sırtımdan indirip aldıklarımı doldurmaya başladığımda da “Vay, ablaya bak, abla hazırlıklı gelmiş!” diye tezahürat yapmaya başladı, sağa sola haber verdi bu dahice davranışımı —hatta sanırım ben çıkarken arkamdaki adama argüman olarak kullanmaya devam ediyordu.

Sinirlerim yıpranmış hâlde eve dönerken —ocak ayı başlangıcından beri tanık olduğum ilk garip manzara değildi bu, ama şimdiye kadarki en garibiydi— olup biteni kafamdan birkaç kere geçirince kaçınılmaz olarak bir şeyin farkına vardım: Her yerde modayla ilgili bir analiz yapabilen ben, nasıl olmuş da bu poşet meselesinin modanın bir nesnesi olduğu gerçeğini kaçırmıştım? Kasiyerin çantamı çanta olarak kullanmama verdiği şok tepkisiydi bu aydınlanmama sebep olan. O güne kadar poşet almak istemeyen onlarca kişi geçmiş olmalıydı o kasadan; aldıklarını yanında olan çantaya koymayı bu kadar şaşılacak hâle getiren neydi? Muhtemelen benim de tanık olduğum —tekrar hatırlanan— eline filesini alıp alışverişe gitme, bez çanta taşıma ya da katlanabilir kumaş poşetleri çantaya atma yöntemlerini görmüş olmalıydı o da… Fakat bilhassa alışverişe atanmamış bir çantaya aldıklarımı koymam gibi ‘aşırı normal’ bir davranışın bunca tezahürata sebep olması bir şeyi sorgulattı bana: Gerçekten de nesnenin işlevine karar vermekten bunca yoksun hâle mi getirildik toplum olarak, etikette yazmayanı hayal edemiyor muyuz?

fotoğraf: Bizzat izniyle

Bu tuhaf plastik fetişizmine değinmeden de olmaz elbet. O marketteki adamın oğluna sunduğu şahane (!) rol modeli de beni uzunca süre rahatsız etti: “Parasında değilim” diye tekrarlıyordu inatla, ki o çöp poşetlerine vermiş olacağı parayla kıyaslandığında buna inanmak pek zor değil —peki nesindeydi? Derdi sadece oğluna nasıl market çalışanlarına işkence ederek hiçbir şeyi değiştirmeden inandığı değerleri savunabileceğini göstermek miydi, yoksa gelecek nesillere olabildiğince çok plastik harcamanın faydalarını öğretmek gibi ekolojik bir mesaj da taşıyor muydu? Bu adam, sosyal medyada gezinirken her gün şüphesiz karşısına çıkan poşet yediği, ambalaja takıldığı, yaşadığı ekosistem zehirlendiği için ölen hayvanlara dair onlarca içeriği gördüğünde “oh, canıma da değsin” diye mi geçiriyordu aklından, yoksa…?

Çoğu haneyi bu meseleyle ilgili en derinden vuran şey, bu alışveriş poşetlerinin içi dolu ambalajları eve getirmenin yanı sıra, içleri boşalan ambalajları da çıkartmaya yarıyor olmasıydı. Eh bu durumda, marketten alınan poşetlere para vermemekte direnilse de haneye mecburen yazılan bir çöp poşeti söz konusu; hop paranın yine cepten çıktığı yetmemiş gibi, bu sefer de aynı plastiği paketlenmiş bir şekilde aldık. O zaman, bunca çöp çıkartmamıza sebep olan plastik ambalajlardan da mı vazgeçsek? Poşetlerin parayla satılmasına dair denk geldiğim en (tek?) iyi eleştiri, poşetlerin ücretli satılmasının iddia edildiği şekilde ekolojik dengeye destek olma amacına erişmesi için marketlerin poşet ücretinin maliyeti aşan kısmını ya bir çevre örgütüne bağışlaması ya da karbon ofset için kullanması yönündeydi. Bu uygulamanın amacına ulaşabilmesi için, bu konuşmaları yapıyor olabilmemiz gerekiyor. Belki de bunları konuşsak, market poşetini iade etmeye götürenleri konuşuyor olmazdık.

Poşet meselesi hakkında konuşmayı kesmeliyiz derken, konunun bende uyandırdığı birtakım soruları paylaşmak adına, üzerine edilen laflara kocaman bir yazı da ben eklemiş oldum, affola.

* Ben buradan aldım, kaynak burası mıdır hiçbir fikrim yok tabii: “Take that Maslow

Eda Çakmak, naylon, plastik, poşet, tüketim